Denizimdeki Fener

Bir Şeker Meselesi

Yazar:

Denizimdeki Fener - sehregiz kitap kapağı
Denizimdeki Fener kitap kapağı

"Şeker de vereyim mi abi?" Tezgahın arkasından başını ileri çıkarmış olan çırak, daha dün başladığı işinde usta olmaya çabalıyordu. Aynı zamanda, muhtarın isteklerini yerine getiremediğini düşünen patronuna, onu kovmaması için yalvaran bakışlar atıyor patronu ise ocak başında kaynayan çayın altını kısıyormuş gibi yapıp bardakları kontrolden geçiriyordu. Etrafında dönen olayları takip etmekte zorlanan Halit, son bir buçuk haftadır mahallelinin ne matematik öğretmeni ne de muhtarı olabilmişti, hoş kendi derdine deva bulabilmiş de değildi. Zar zor sesini bulabilmişti cevap verebilmek için. Geç olmadan da konuştu. "Getir bakalım bir küp." Muhtarın diğer günlere nazaran takındığı alçak ses tonu yürekleri ters düz ediyordu. Herkese bulaşan labale ve yaşına göre küçük lafları gitmiş yerine buruşuk yaşlı bir adam gelivermişti. Halit en son mahalleye muhtar seçildiğinde bu haldeydi. Her sabah toplarına şut çektiği çocuklar bile farkındaydı ne kadar üzgün olduğunun. Tabi her erkeğin gönlü yetmez annesini toprağın zifir ellerine bırakıp saklamaya, kendini o kadar sıkı tutuyorduki ne annesinin üzerene toprak atarken ne de hastanede ellerini alleri arasına alıp annesine hayatta kalması için yalvarırken ağlayamamıştı. Ancak şuan dokunsalar bir bebek gibi ağlacak, hatta kendini yerden yere vurup ağıtlar yakacak; kendinden olanı geri istemek için sayıp sövecekti. Haşa inançsız değildi, aksine annesi için camiide sabahlar durmadan dua ederdi, fakat ölene olmadığı gibi ölecek olanada çare yoktu. Çırak ise, işe daha dün başlamış olsa bile bir güne bir demlik sığdıran adamın ince belli ufak bardağına kaç şeker sığdırdığını elbetteki aklına kazımıştı. Çayın yanına şeker koymayı unutacak kadar bunamamıştı, kendinden yedi yaş fazlası olan adamı sohbetine davet etmek istiyordu. Cenaze namazından çoktan dönmüş olan mahallelide, annesine zar zor veda edmiş olan muhtara bir yandan buruk, bir yandanda rahatlamış bir gülümseme sunuyordu. Hani olur ya mahçup olursun ama elinden bir hiç bile gelmez, öyleydi işte bakışları ellerinden gelen tek şey toprak atmabilmekti. Boynunu önüne almış gözlerini gizlerken ona bakanların bakışlarından haberdardı elbette. Her zamankine ters sessizce gelip oturmuştu masasına. Daha parmağını kıpırdatmadan önüne gelen ince belli tavşankanı çay iştahını kabartmıştı. Sessizliğin ardından gelen hızlı adımların sahibi heyecanlı bir çırağa aitti. Muhtarı daha fazla bekletmek istememişti. "Buyurun efendim." Demir bardak altlığının içinde yapayalnız kalmış ve bir kenarı kırık olan küpü uzatırken çırak, bilerek kırık kısmı muhtara çevirmiş, görmesine müsaade etmişti. Şekeri teslim ettiği sırada konuşmaya girmek için dudaklarını ısırdı, o an muhtarla göz göze geldi, gelmekte olanı anlayan adam derin soluğunu tek seferde dışarı çıkarıp iç dengesini kurmaya çalıştı. "Dur Halit abi dur dur dur!" "N'oldu Sebahattin Ali?" "Halit abi, şekerin bir kısmı eksik ben sana yeni bir küp getireyim." Ali heyecanına sahip çıkamayarak elindeki bardak altlığını geri uzatırken muhtar daha kendine gelmemişti. Ali kuracağı cümleyi düşünürken Halit'in elleri çenesini buldu. "Gerçi abi, şeker yine aynı şeker. Bir kısmı gitti diye çayada tat vermekten vaz geçecek değil. Sen onu çayına kat, eğer tat vermezse ben sana eksik kısmı getiririm." Halit iyi niyetli çocuğun son durağını merak ettiğinden uğradığı duraklarda sessizliğini korudu. Halit'in güneş gibi -biraz da gözlerine hakim olan pusun etkisiyle- parıldayan gözlere derin derin bakarken bir sonraki hamlesini tahmin edemiyordu, çok belirsiz konuşup yine aklına giriyor onu düşünmeye itiyordu. Solukları çok düzensiz ve güçsüzdü, göz altları akıp gitmek isteyen yaşlarla dolu minik bir çeşme gibiydi, tek ihtiyacıysa vanayı çevirmek. Halit okutmak için binbir emek çektiği haylaz filozofa devam etmesi için işaret verdi. "Otur bakalım Sebahattin Ali, yap yine edebiyatını." Sesi kırık çıkıyordu ama üstesinden geliyor, içindeki yanlızlık alevini belli etmiyordu. Her zamanki gibi takılmıştı mahallenin genç düşünürün…

Bölümün tamamını WritePad'de oku