Deniz Kenarındaki Yabancı

12. Bölüm

Yazar:

Deniz Kenarındaki Yabancı – Mercan Esila kitap kapağı
Deniz Kenarındaki Yabancı – Mercan Esila kitap kapağı

Bütün gece yatakta bir sağa bir sola dönmüştüm, dakikalarca uyumamıştım ve geç uyuduğum için yine en geç ben uyanmıştım. Ben uyandığımda sofra çoktan hazırdı, böyle olmasından nefret ediyordum hiç yardım edememek beni çok rahatsız ediyordu. Herkes sessizce yemeğini yerken ben sessizce çatalın ucundaki yumurtayı iteliyordum, yanımda Efsun’un beni dürtmesiyle ona baktım. Gözleriyle tam karşımdaki Barış’ı işaret ettiğinde Barış’a baktım ama hiçbir şey yoktu yemeğini yiyordu, o esnada Barış’da başını kaldırıp çatık kaşlarıyla Efsun’a baktı, ardından bana. Anladığım şeyle nefesimi verip kaşlarımı çattım ve Efsun’a baktım, hiçbir şey yapmamış gibi yemeğini yiyordu. Göz devirdim ve bakışlarımı yeniden tabağıma çevirdim. “Bugün Hacer ablaya gittim.” Dedi Cemre, herkesin bakışları ona döndü ama benim bakışlarım hâlâ tabağımdaydı, peynirden bir dilim yedim ve soğumaya başlayan çayımdan bir yudum aldım. “Dün Hatice ablayla konuşmuşlar. Hatice abla demiş ki, dün Barış ve sözlüsü geldi, Nermin kendine doktor gelin almış maşallah pek de güzel, saygılı demiş, övmüş de övmüş.” Öksürmeye başladığımda Efsun bana bakıp güldü ve su verdi, “Helal helal.” Dedi yavaşça sırtıma vurup. “Ne?” Dedim sudan biraz içtikten sonra. “Ne gelini? Ne sözlüsü? Nereden çıkarmış o onu ya? Gidip konuştuk sadece.” “Buralar böyledir kızım.” Dedi Nermin teyze. “Seni de tanımıyorlar, ilk kez gördüler öyle sanmışlardır.” “Doktor olduğunu nereden biliyorlar?” Dedi Sevda. Ben konuşacağım zaman Cemre benden önce davrandı, “Hatice ablanın elindeki yaralara bakmış, ilgilenmiş.” Dedi, nedense bu kızın beni hiç sevmediğini düşünüyordum ve bakışları, konuşmalarıyla bu düşüncemin doğru olduğunu düşünüyordum. Bana karşı bakışları ve konuşmaları biraz farklıydı, benimle derdi neydi bilmiyordum. Kendisini henüz çok yeni tanıyordum ama o sanki beni yıllardır tanıyormuş da ben ona zarar vermişim gibi davranıyordu. “Aman canım.” Dedi Efsun geçiştirircesine, içten içe bu duruma keyiflendiğini tahmin edebiliyordum. Kendisi de pek saklamaya çalışmıyordu. “Yanlış anlasınlar ne olacak? Kadın demek ki bakmış, yakıştırmış boşverin.” “Neden boşverelim ki? Dedikodu diyip geçiştirmemek lazım, burası küçük yer sonuçta. Mayıs bugün var yarın yok.” Dedi Cemre. “Bakmayın öyle yarın öbür gün Barış gerçekten nişanlanır, dedikodular yine konuşulur araları bozulur diye dedim ben. Burada hiçbir dedikodu unutulmaz, bilmiyorsunuz sanki.” “Cemre, saçma sapan konuşma.” Dedi Barış. “Ne demek bugün var yarın yok? Mayıs şuan burada, bu evde ve yanımızda.” “Yanlış bir şey mi dedim sanki? Olanı söyledim ben, sen benden daha iyi biliyorsun.” Diye söylendi. “Bence sen daha iyi bilirsin, bazı şeyleri hatırlatmama gerek yoktur umarım.” Dedi Barış sert sesiyle, buraya geldiğimizden beri Barış’ın hiç görmediğim yüzüyle tanışmıştım. Onu daha önce hiç kızarken, bağırırken, sert konuşurken görmemiştim. Benim gördüğüm Barış hep nazikti, yumuşak bir ses tonuyla konuşur ve birilerini kırmaktan çekinirdi. En azından bana karşı böyleydi. Geçi başkalarına karşı da böyle davrandığını görmemiştim, ne zamandır aynı evde yaşıyorduk ama hiç kavga ettiğini,, küfür ettiğini görmemiş ve duymamıştım. “Tamam susun.” Dedi Nermin teyze uyarı dolu sesiyle. “Unutulur gidilir, burası küçük yer yanlış anlaşılıp konuşulması normal. Olmayacak sebeplerden kavga etmeyin kardeşsiniz siz.” “Ama anneanne o başlattı!” Dedi Cemre. “Kızım sen başlattın asıl ben bir şey mi dedim sanki!” Diye çıkıştı Barış öfkeyle. Efsun bana doğru eğildi, “Onca söylediği şeye değil de sana gidecek nasılsa demesine sinirlendi fark ettiysen.” Dedi kısık sesle kulağıma, ona ters bir bakış attım. Bazen çok sinirlerimi bozuluyordu. Ona olan ters bakışlarımı umursamadan kahvaltısına keyifle devam etti. Derin bir nefes aldım, bakışlarım tabağıma döndü. Gece düşünüp durmaktan zor uyumuştum ve hâlâ düşünmeye devam ediyordum. Ne olacaktı böyle? Düşünüp durarak nereye kadar devam edecektim? Acaba o da bu şekilde düşünüp duruyor muydu? Belki de sadece oturup konuşmalıydık, o zaman…

Bölümün tamamını WritePad'de oku