10. Bölüm
Yazar: Mercan Esila

Birkaç günlük ufak tatilimiz için Barış işlerini ayarlarken bende oyalanacak bir şeyler bulmuştum, Aras’la buluşup kahve içmiş, Efsun’la alışverişe çıkmıştım. Sıradan günler geçirmiştim, yalanlar, sırlar ve ihanetler olmadan birkaç gün ve bu birkaç günde Mirza’yla asla konuşmamış, ablamın günlüğünü de okumamıştım. Hepsini dönünce yapacaktım. Normalde ablamın günlüklerine dokunmak istemiyordum ama Mirza ile aramızda geçen o konuşmadan sonra merakıma engel olamıyordum. Siyah olan günlüğü okumasam bile beyaz olanı okuyacaktım, Mirza’ya verip vermeme konusunda ise çok kararsızdım. “Ne kadar kaldı?” Dedim Barış’a bakıp, bunu kaçıncı soruşumdu bilmiyordum ama uzun yolculuklardan nefret ederdim. “Az kaldı.” Dedi yola bakarken, başta arabayı görünce şaşırmıştım çünkü kendisinin bildiğim kadarıyla arabası yoktu, o da zaten Oğuz’dan aldığını söylemişti. “Kaç gün kalacağız?” Dedim merakla. “Bir haftayı burada geçiririz ama istersen daha erken de dönebiliriz, sana bağlı.” Her konuda benim istediğimi yapması bazen sinirlerimi bozuyordu. Böyle zamanlarda kendimi kötü hissediyordum çünkü kendi isteklerini göz ardı edip bana göre hareket ediyordu. Onun ne istediğini anlamak için çabalasam da çoğu zaman anlayamıyordum ve sessizliğimi koruyordum. Ama o sanki beni yıllardır tanıyormuş gibi çoğu hareketimin anlamını biliyordu. “Anladım.” Dedim yalnızca, umarım bu küçük tatil umduğum gibi iyi olmamı sağlardı. Bir evin önüne geldiğimiz zaman araba durdu, indiğimiz zaman bakışlarım eve döndü. İki katlı beyaz bir evdi ve boyası yeni gibiydi. Bahçesi de vardı fakat fazla inceleyemeden bagajın açılma sesini duydum. İlerledim ve Barış’ın indirdiği valizimi aldım. “Burası mı?” Dedim. “Evet.” Dedi. “Sence geç bir saatte gelmedik mi?” Neden bu kadar geç bir saatte yola çıkmıştık bilmiyordum, sabah da çıkabilirdik. “Babaannem daha uyumamıştır.” Dedi ve bagajı kapattı. İçeri girdiğimiz zaman bakışlarım etrafta gezindi. Bahçenin duvarlarında yer alan küçük lambalar biraz da olsa bahçeyi aydınlatıyordu, her yerde ağaçlar ve çiçekler vardı ve çiçeklerden biri bile kuru değildi. Ayrıca valizlerimizin tekerleği karanlık bahçede çok ses çıkarıyordu. “Köy dediğin zaman açıkcası daha kötü bir yer hayal etmiştim ama burası çok güzel.” Dedim hayranlıkla etrafa bakarken, akşam olduğu için çok net değildi ama sabah daha güzel bir görüntü olacağına emindim. “Babaannemler bir zamanlar buranın en zenginiydi.” Dedi ilerlemeye devam ederken. “Bu yüzden en tepedeki ve en büyük ev onların. Arka bahçe buradan daha büyük ve daha güzel. Çardaklar, park alanları falan var. En son havuz yaptıracağım diyordu.” Güldü. “Havuz olursa daha sık geleceğimizi düşünüyor. Ayrıca evine çok düşkündür, sürekli bir yerleri yaptırıyor, mobilyalarını değiştiriyor. Evin İçi yeni gibi baksana dış cepheyi bile yeni boyatmış bembeyaz.” “Babaannen geleceğimizi biliyor muydu?” Diye sordum merakla. “Evet, biliyor çeşit çeşit yemek yapmıştır.” Dedi. “Çok tatlı bir kadın, çok seveceğine eminim. Yemekleri de çok güzeldir ayrıca.” “Tek mi yaşıyor?” “Dedem yıllar önce hastalıktan dolayı vefat etti, tek yaşamaya başladı ama şimdi teyzemin küçük kızıyla burada yaşıyor.” Dedi. “İki sene önce trafik kazasında teyzemi ve eşini kaybettik, başka kimse onu almayınca babaannem aldı.” “Başınız sağ olsun.” Dedim, üzülmüştüm sonuçta küçük bir çocuk ailesini kaybetmişti. “Sağ ol.” İlerleyip kapıyı çaldığında kısa süre sonra kapı açıldı. “Oğlum!” Dedi kadın ve Barış’a sarıldı. “Çok özledim seni, hiç arayıp sormuyorsun!” Dedi ve ayrıldıklarında ona baktı, baştan aşağıya süzdü. “Zayıfladın mı sen?” Bir eliyle çenesini tuttu ve kafasını hafifçe sağa sola çevirdi. “Yüzün küçülmüş sanki, yemiyor musun oğlum?” “Babaanne sakin, zayıflamadım.” Dedi Barış gülüp. “Gayet iyiyim.” Babaannesinin bakışları bana döndüğünde gülümsedim, “Hoş geldin kızım.” Dedi. “Maşallah ne kadar güzelsin sen.” “Merhaba.” Dedim gülümserken ve elini tutup öptükten sonra alnıma koydum, gülümsemesi genişledi. “Maşallah.” Dedi bana bakarken. “Gelinimiz misin…