6. Bölüm
Yazar: Mercan Esila

Günler bir şekilde geçiyordu, her sabah uyandığımda onun artık olmadığı gerçeği yüzüme tokat gibi çarpıyordu. Ona ihtiyacım olduğunu hissettiğim her an yokluğunu fark etmek, onu seslenemeyeceğimi, onu arayamayacağımı fark etmek kalbimin üstüne büyük bir ağırlık çökmesine sebep oluyordu. Alışmam zordu çünkü ben onunla beraber büyümüştüm, okula başlarken, mezun olurken hep o ve annem vardı yanımda, annem gittikten sonra da o yanımda olmuştu. Her anımda yanımda olan ablam artık hiç yoktu. Fakat yine de bir şekilde alışmış, toparlanmıştım ve bunda Barış’ın faydası çok fazlaydı. Arkadaşlarının hepsiyle tanışmıştım, sürekli vakit geçirip eğlenmiştik. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar eğlenmiştim, en azından onların yanındayken düşüncelerimden uzaklaşıyordum ve bütün acılarımı unutup karnım ağrıyana kadar gülüyordum. Yanlarında yabancılık çekmemem ve bu ruh halinden çıkmam için ellerinden geleni yapmış, başarılı da olmuşlardı. “Çıkıyor musun?” Duyduğum sesle salonun önündeki adımlarım durdu ve ardından bakışların sesin sahibi olan Barış’a döndü. Koltukta oturmuş bilgisayardan bir şeylere bakıyordu. “Evet, birkaç işim var onları halledeceğim.” Diyerek sorusunu yanıtladım. “Bekle.” Dedi ve ayağa kalkıp bana doğru geldi, yanımdan geçip ayakkabı dolabının yanındaki aynanın önünde yer alan küçük çekmeceden bir anahtar çıkardı ve bana uzattı. Anlamsızca elindeki anahtara baktım. “Bu ne?” Diye sordum bakışlarımı anahtardan çekip yüzüne bakarak. “Yani insanlar buna anahtar diyor ama sen ne diyorsun bilemem.” Gözlerimi devirdim, güldü. “Evin yedek anahtarı, al senin artık. Ben yokken eve gelirsen kapıda kalma.” Anahtarlığı da vardı. Bana uzattığı anahtarı elinden aldım ve anahtarlığa baktım. Deniz yıldızı şeklinde, koyu renk bir anahtardı ve çok güzeldi. “Anahtarlığı görünce hoşuna gideceğini düşündüm.” Bakışlarım ona döndü. “Yani, beğenmediysen takmak zorunda değilsin, çıkarabilirsin.” “Hayır, çok beğendim.” Dedim gülümseyip, gerçekten çok beğenmiştim. “Teşekkür ederim.” Anahtarı çantama koydum ve ayakkabılarımı giyinip evden çıktım. Evden çıktığımda bir taksi bulup bindim ve gideceğim yerin adresini verdim. Aslında nereye gideceğim konusunda ikilemde kalsam da seçimimi yapmıştım, bir yanım eve gidip babanla konuş ve eşyalarını al derken diğer yanım o eve git ve ablanın katilini bul diyordu. Bende ikinci seçeneği seçmiştim. Kim vardı bilmiyordum ama en azından Mirza’nın orada olmasını umut ediyordum çünkü onunla konuşmak istiyordum. O gün mezarlıktayken halini görmüş ama tek kelime edememiştim, bir yanım onunla konuşmayı her şeyden çok istiyordu, babam biraz daha bekleyebilirdi ama Mirza ve ablamın katili bekleyemezdi. Evin önüne geldiğimiz zaman taksiye ödememi yapıp arabadan indim ve karşımdaki eve bakıp derin bir nefes aldım, ilerleyip demir kapıyı açıp içeri girdim. Bahçede ilerleyip bendeki anahtarla eve girdim, eve büyük bir sessizlik hakimdi. Ya kimse yoktu ya da herkes aşağıdaydı. Herkesin orada olmasını umut ederek aşağıya indiğim zaman kapısı kapalı olan kapıyı açtım, tam da tahmin ettiğim gibi herkes buradaydı. Burada olacaklarını biliyordum ama emin değildim. Mirza bugün gelmem gerektiğini çünkü kamera kayıtlarına bakacağını söylemiş, ben olsam da olmasam da bunu yapacağını belirttiği bir mesaj atmıştı. Ben de kesin bir yanıt vermemiştim çünkü emin değildim. Emin değildim çünkü katilin kim olduğunu bilmiyordum ve eğer katil güvendiğim biri çıkarsa büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktım. Bunu yaşamak istemiyordum. Ama korkmanın hiçbir faydası yoktu. “Geleceğini biliyordum.” Dedi Mirza içeri girmemle bana bakıp. “Gel otur.” “Baktın mı?” Diye sordum ve ilerleyip oturdum. “Hayır, tarihini ve saatini ayarladım.” Dedi ve bilgisayar ekranına baktı. “Kameralarda ses kaydetme özelliği yok ama sadece görüntü var, yani eğer bunu yapan kişi kameranın görmediği bir yerde duruyorsa bulma ihtimalimiz çok düşer.” Dedi, görünmesini dilemekten başka çarem yoktu. Bahçede kaç kamera vardı bilmiyordum ama birden fazla olduğuna emindim. Biri görmüyo…