4. Bölüm
Yazar: Mercan Esila

Bugüne kadar çok kişiyi kaybetmiştim. Hepsini benden ölüm almamıştı, çoğu zaman yarı yolda bırakılmıştım ve bu canımı çok yakmıştı. Bitmeyecek sandığım arkadaşlıklar olmuştu, hepsi beni bırakmıştı oysaki ben hep onların yanında olmak için çabalamıştım. Ortaokulda, lisede hep yarı yolda bırakıldı ve gün sonunda tek kalmıştım ama her daim ablam yanımdaydı, evdeki en yakın arkadaşımdı. Bazılarını ise ölüm almıştı benden, anneannem ve dedem öldüğünde çok küçüktüm, onları çok sık görmezdik, benim için bir yabancıdan farkları yoktu ama üzülmüştüm yine de. Sonrasında ise annemi kaybetmiştim, bir ölüm ilk kez yakmıştı canımı. Ablam bizi terk edip gittiğinde annemle tek kalmıştık ve hemen ardından annemi de kaybetmiştim. Yalnızlık ve ölüm ilk kez bu kadar sert ve acı bir şekilde suratıma bir tokat gibi çarpmıştı. Annemin ölümünden sonra ise ablam geri gelmişti, çocukluğumdaki en yakın arkadaşım, tek sırdaşım geri gelmişti ama hiçbir zaman eskisi gib olamamıştık. O da zaten geldiğinde her ne olduysa onun ve annemin ölümünün acısıyla boğulmakla meşguldü. Annemin ölümünün acısını atlatsa da seneler önceki yaşanların acısı bugün bile onu rahat bırakmamıştı. O, seneler geçse bile yaşananların acısında boğulmaya devam etmişti. Teyzem, dayım, halam Beyza amcam yoktu varsa da tanımıyordum çünkü akrabalık ilişkilerimiz çok da güçlü değildi. Bir annem vardı bir de ablam. Annem de ablam da ölmüştü. Ve benim kimsem kalmamıştı. Annem öldüğü zaman ablam elimden tutup kaldırmıştı, şimdi kim benim elimden tutup ayağa kaldıracaktı? Kimsem yoktu. Benim tek ailem ablam ve artık o da yoktu. Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım ve gözlerimi araladım. Artık bana tanıdık gelmeye başlayan ama hâlâ bir yabancı gibi hissettiren o odadaydım. Ama zaten yabancı değil miydim? Saatlerce bahçede oturduktan sonra kimseye bir şey demeden o evden ayrılmıştım. Telefonumu da sessize almıştım, kimseyle konuşmak ve görüşmek istemiyordum. Herkes beni o günlük süre boyunca defalarca aramış, mesaj atmıştı ve en sonunda zaten şarjı az olan telefonum kendi kendine kapanmış ve beni büyük bir zahmetten kurtarmıştı. Kimseyle konuşup görüşmemiştim. O günün üzerinden iki hafta geçmişti, telefonum hâlâ kapalıydı ve kimseyle görüşmemiştim. Bu yabancı evde, odada sadece oturmuş, o adamla birkaç kelime dışında konuşmamıştım. İki gün boyunca deniz kenarında, kumların üzerinde oturmuştum. Her kendimi kötü hissettiğimde olduğu gibi kendimi yine orada bulmuştum. İki boyunca sadece oturmuş, bir kez olsun oradan kalkamamıştım. Ağlamıştım, sessizce denizi izlemiştim insanlar bana garip garip bakmış, ne olduğunu anlamaya çalışmış ama hiçbiri de yakınıma gelmemişti. Uzaktan acıyarak bakmışlardı sadece, neden acımışlardı? İlk kez mi acı çeken birini görüyorlardı? Hiç mi ağlamamışlardı, hiç mi canları yanmamıştı da bana öyle bakıyorlardı? Anlamıyordum, anlayamıyordum. Ama iki gün sonra sadece bir kişi gelmişti yanıma, o benimle konuşmuş, ilgilenmişti. Barış . Evet, adı buydu. Yanıma gelip bana iyi olup olmadığımı sormuş, şiddetlenecek olan yağmurda kalmamam için beni oradan götürmüştü. " Pardon." Duyduğum sesle bakışlarım yanımdaki yabancıya döndü. "Birazdan yağmur şiddetlenecek, dilerseniz sizi evinize bırakabilirim.” Bakışlarım yeniden denize dönerken, "Ev." Diye fısıldadım istemsizce. "Evet." Dedi. "Arabam ileride, sizi evinize bırakabilirim.” "Ben nasıl gideceğim o eve?" Dedim gözümden bir damla yaş akarken titreyen sesimle."Benim artık bir evim yok.” Sadece evim yok demiş ardından tek kelime etmemiştim. Nereye gidecektim ki? Gidecek bir yerim mi kalmıştı? Mirza'nın yanına, o eve mi gitmeliydim? Ablam orada ölmüştü, bunu yapamazdım. Evimize mi gitmeliydim? Hayır, annem öldükten sonra bile o evde zor kalmıştım, şimdi hiç gidemezdim. O ev bana sadece anıları hatırlatıyordu asıl kalırdım orada? Her yemekte ablamın oturduğu sandalyenin boş oluşunu, balkondaki o köşesinin boş oluşu nasıl kaldıracaktım? Kaldırmak zorundaydım. Yüzleşmek, bu durumla karşı karşıya gelmek ve o sandalyenin, o köşeni…