DengeSizler

⚖️ BöLüM - 7 ⚖️

Yazar:

DengeSizler – Ramazan DEMİR kitap kapağı
DengeSizler – Ramazan DEMİR kitap kapağı

『☠️ 𝕯𝖊𝖓𝖌𝖊𝕾𝖎𝖟𝖑𝖊𝖗 ☠️』 💎7. BöLüM - KıRıK BaĞLaR💎 İ𝕟𝕤𝕒𝕟 𝔹𝕒ğı𝕟ı 𝕂𝕠𝕡𝕒𝕣𝕒𝕟ı 𝔻üş𝕞𝕒𝕟 𝕊𝕒𝕟ı𝕣, 𝕐𝕖ğ𝕖𝕟... 𝔹𝕖𝕟 İ𝕤𝕖 𝕆𝕟𝕝𝕒𝕣ı Ç𝕠𝕜𝕥𝕒𝕟 𝕄𝕖𝕫𝕒𝕣𝕒 𝔾ö𝕞𝕞üş 𝕊𝕒𝕪𝕒𝕣ı𝕞. Çü𝕟𝕜ü 𝕂ı𝕣ı𝕜 𝔹𝕒ğ𝕝𝕒𝕣 𝔹𝕒𝕣ış İ𝕤𝕥𝕖𝕞𝕖𝕫; 𝕂𝕒𝕟 İ𝕤𝕥𝕖𝕣. MUZAFFER'İN ANLATIMIYLA Sabahın ilk ışıkları İstanbul'a henüz değmemişti. Gökyüzü açıktı ama renksizdi; ne geceye aitti ne de güne. Şehir, uyanmadan hemen önceki o kırılgan anın içindeydi. Sokaklar sessizdi, rüzgâr bile yönünü bulamamış gibiydi. Mahallenin kenarında, çocukların öğleden sonraları top oynadığı eski bir duvarın önünde duruyordum. Duvarın sıvaları dökülmüştü; üzerine yıllar içinde isimler, tarihler, yarım bırakılmış kalpler kazınmıştı. Ellerim cebimdeydi. Bekliyordum. Sadece Yakup'u değil; içimde netleşmesini beklediğim cevabı da. İçimdeki kararlılık o kadar keskindi ki, sabahın griliğini bile bir bıçak gibi ikiye bölebilecekmişim gibi hissediyordum. Ramo'nun yaklaştığını duydum. Adımlarını özellikle bastırmadı ama bu mahallede sessizlik bile insanı ele verirdi. Yanıma geldiğinde başımı çevirmedim. Yan yana durduk, aynı yöne baktık. "Elinde bir cevap var mı?" diye sordu. Sesinde acele yoktu ama bekleyişin ağırlığı vardı. Başımı iki yana salladım. Kararsız değildim; sadece zamanın henüz dolmadığını biliyordum. "Henüz değil," dedim. "Ama artık soruyu sormak zorundayım." Bu cümleyi kurarken, içimde bir şeyin geri dönüşsüz biçimde yer değiştirdiğini hissettim. Ramo'nun kaşları hafifçe çatıldı. Endişesini saklamaya çalışmıyordu. "Doğrudan mı?" diye sordu. Gözlerimi duvardan ayırmadan cevap verdim. "Hayır," dedim, "ama derine." Ayağımın ucuyla yerdeki küçük bir taşı ezdim. Taşın çıkardığı kuru ses, Ramo'nun ensesinden aşağı bir ürperti indirmişti; bunu hissettim. Çünkü bazı kararlar, daha söylenmeden bile etrafındaki havayı değiştirir. Bir süre sonra Yakup göründü. Yürüyüşü yavaştı, ölçülüydü; sanki her adımını bilerek atıyordu. Göz altları morarmıştı, uykusuzluk yüzüne yerleşmişti ama dikkatimi çeken bu değildi. Yakup'un gözlerinde hâlâ başka birinin gölgesi vardı. Zeynep'in bıraktığı iz, bir düşünce gibi değil, bir his gibi duruyordu orada. Silinmemişti, bastırılmamıştı; olduğu yerde duruyordu. Bunu fark ettiğimde istemsizce gülümsedim. Bu gülümseme sıcak değildi ama düşmanca da değildi. Daha çok, bir eşiğe gelindiğini bilen insanların yüzüne yerleşen türdendi. "Yürüyelim mi?" dedim. Yakup başıyla onayladı. Üçümüz birlikte mahalleden uzaklaştık, eski liman yoluna saptık. Yol dar ve uzundu; bir tarafı denize, diğer tarafı terk edilmiş yapılara bakıyordu. Adımlarımız yan yanaydı ama taşıdığımız yükler aynı değildi. Dışarıdan bakan biri, üç adamın sabah yürüyüşü yaptığını sanabilirdi. Oysa benim omuzlarımda duran şey, çocukluğa ait değildi. Bu, gecikmiş kararların ve ertelenmiş yüzleşmelerin ağırlığıydı. Ayak seslerimizin liman yolunda çıkardığı yankı, yaklaşan bir fırtınanın sessiz habercisiydi. Bir süre konuşmadık. Denizden gelen hafif iyot kokusu, sabah serinliğiyle karışıyordu. Sonra konuşma ihtiyacı hissettim. Sesimi yükseltmedim; bu bir sorgu değildi, bir hatırlatmaydı. "Bana bir cümle söylemiştin, Yakup," dedim. "Bir adamı dışarıda değil, içeride tanırsın demiştin." Kısa bir duraksama verdim. "O cümleyi hiç unutmadım." Yakup'un adımları yavaşladı ama durmadı. Çünkü bazı cümleler insanı durdurmaz; sadece içeriye çeker ve o sabah, İstanbul henüz uyanmamışken, benim için asıl uyanış çoktan başlamıştı. Sessizce, geri dönüşü olmayan bir yerde. Yakup başını salladı. Bu hareket bir onaydan çok, geçmişe açılan bir kapı gibiydi. Sesi sakindi ama taşıdığı hatıralar ağırdı. "Hatırlıyorum. Çünkü içeride kelimeler bile parmaklık sayılırdı. Kime ne söylediğin, ne kadar yaşayacağını belirlerdi." Yakup'un sesindeki o titreyiş, aramızda bir zamanlar kurulan o sarsılmaz köprünün çatladığını haykırıyordu. Yürümeye devam ettim. Adımlarım dengeliydi, ritmimi bozmadı. Bir süre daha yan yana ilerlediler; deniz sabahın solgun ışığını içine çekiyor, kıyıya vuran dalg…

Bölümün tamamını WritePad'de oku