DengeSizler - 1

DENGESİZLER -1 - 4. Bölüm – Kapı Aralığı

Yazar:

DengeSizler - 1 - Ramazan DEMİR kitap kapağı
DengeSizler - 1 kitap kapağı

DENGESİZLER -1 4. Bölüm – Kapı Aralığı Geçmiş Hiçbir Zaman Kapıyı Kilitlemez; Sabırla Doğru Anı Ve Zamanı Bekler Yeğen. SİSTEMİN GÖZÜNDEN Sabahın ilk saatlerinde İstanbul hâlâ uyanmamış gibiydi. Sanki şehrin ruhu, olacakları önceden sezmiş de yataktan çıkmaya çekinmişti. Sis, Boğaz’ın üzerinden ağır bir yorgan gibi akıyor, binaların yüzünü gizliyor, sokaklara buğulu bir suskunluk bırakıyordu. Gün doğuyordu ama ışık acele etmiyordu; şehir kendini savunmak ister gibi yavaş davranıyordu ama bazı insanlar vardı ki, geceyi zaten uyumadan geçirmişti. Şehrin üstüne çöken o gri örtü, yaklaşan kanlı hesaplaşmanın sessiz perdesiydi. Yakup, İstanbul Otogarı’nda indiğinde omzundaki çanta hafifti. İçinde yalnızca bir gömlek, bir çakı ve Muzo’nun ona gönderdiği eski bir mektubu vardı. Duvarların ardında, kimsenin duymadığı gecelerde yazdıkları ama asla gönderemediği satırlar kelimeler kâğıtta kalmıştı ama anlamları içimizde büyümüştü. O mektup bir vedadan çok bir söz gibiydi. Şimdi ise onu buraya getiren ilk dürtü olmuştu. Mektubun kâğıdı cebinde hışırdayarak, Yakup’a buraya neden geldiğini her adımda hatırlatıyordu. Otogarın beton zemini ayaklarının altında soğuktu. İnsanlar aceleyle geçiyor, kimse kimseye bakmıyordu. Yakup durdu, etrafına baktı. Bu şehir ona yabancıydı ama düşman değildi. Çünkü Yakup, gittiği yerlere ait olmayı değil, orada iz bırakmayı bilirdi. Çantasını biraz daha sıkı tuttu. Çakının ağırlığını hissedip hissetmediğini bilmiyordu ama mektubun ağırlığını taşıdığı kesindi. Bakışlarını terminalin tavanındaki o sönük floresanlara diktiğinde, gözlerindeki o Diyarbakır sertliği bir an bile yumuşamadı. Gözlerini sisin içinde kaybolan çıkış kapılarına çevirdi. İçinden bir cümle geçti, yüksek sesle söylemedi: “Geç kalmadım.” Çünkü Yakup için mesele zaman değildi. Mesele, artık geri dönülmeyecek bir eşiğin çoktan aşılmış olmasıydı ve İstanbul… İstanbul henüz uyanmamıştı ama Yakup gelmişti. Yavaş adımlarla yürüdü. Ne acele ediyordu ne de oyalanıyordu. Etrafındaki insanlara bakmıyordu; kalabalık onun için yalnızca bir gürültüydü. Terminal çıkışındaki o soğuk rüzgâr yüzüne vurduğunda, Yakup için İstanbul artık bir haritadan ibaretti. Gözleri, bu şehirde henüz açılmamış bir hesabı arıyordu. O bakışlarda bir adamın değil, bir geçmişin acımasız izi vardı. Yılların üstüne çöktüğü, unutulmamış ve affedilmemiş bir şey İstanbul’a bakmıyordu; İstanbul’un neresinden başlayacağını tartıyordu. Otogarın çıkışında, yol kenarına sıkışmış köhne bir çay ocağında durdu. Sandalyeler yamuktu, masaların üstü çizik doluydu. Burası soruların sorulmadığı, cevapların sessizce taşındığı yerlerdendi. Oturdu. Ellerini dizlerinin üstüne koydu. Bekledi. Çay ocağındaki radyonun o parazitli sesi, Yakup’un zihnindeki mutlak sessizliği bozmaya yetmiyordu. Kahvehanenin ayakçısı olan genç çayı getirdi. Bardağı masaya bırakırken Yakup’un yüzüne bir an baktı. O bakış bir saniyeyi bile bulmadı; hemen gözlerini kaçırdı. Çünkü Yakup’un yüzünde öyle bir duruş vardı ki, tanımıyorsan bile çekinirdin. Tecrübeden değil, içgüdüden gelen bir geri çekilme. Gözlerinde taşın sertliği, demirin soğukluğu vardı. Ne öfke akıyordu ne de merhamet. Sadece karar. Genç çocuk yanından uzaklaşırken, Yakup’un masasına düşen o tek tük yağmur damlaları bile sanki korkudan hızlanmıştı. Yakup çaya dokunmadı. Buhar yavaş yavaş dağıldı. Zaman onun için akmıyordu; bir yerde tutulmuştu. İçinden geçenleri kimse duyamazdı ama o düşünceler çoktan yola çıkmıştı. Aynı saatlerde, mahallenin başka bir köşesinde farklı bir hazırlık vardı. Perdeler aralanıyor, telefonlar sessize alınıyor, isimler fısıltıyla söyleniyordu. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Çünkü bazı gelişler bağırarak olmazdı. Yakup başını hafifçe kaldırdı. Çay hâlâ masadaydı. Hesap ise artık açıktı. Bardağın dibinde kalan o koyu renkli çay, Yakup'un İstanbul'a attığı ilk imza gibiydi. Reşat, Yusuf’un gönderdiği adamlarla evinin arka bahçesindeydi. Masada birkaç plan kâğıdı, harita ve mahalle krokileri vardı. Çay içilmiyordu. Konuşmalar fısıltıy…

Bölümün tamamını WritePad'de oku