DengeSizler - 1

DENGESİZLER -1 - 3. Bölüm – Yaralar

Yazar:

DengeSizler - 1 - Ramazan DEMİR kitap kapağı
DengeSizler - 1 kitap kapağı

DENGESİZLER - 1 3. Bölüm – Yaralar Her Yara Bir İz Bırakır Yeğen Ama Her İz, İnsanın Nereden Geçtiğini Anlatır. MUZAFFER'İN ANLATIMIYLA İstanbul’un arka mahallelerinde gece yalnızca ışıkla ölçülmezdi; niyetle tartılırdı. Sokak lambaları yanardı ama bazı köşelerde karanlık daha da koyulaşırdı. Şehir, gündüz taşıdığı maskeyi indirir; kim olduğunu, kime ait olduğunu açık ederdi. O gece İstanbul da maskesini indirmişti. Sokaklar suskundu ama dikkatliydi. Her şey yerli yerindeymiş gibi duruyordu; işte bu yüzden fazlasıyla tehlikeliydi. Ramo o an bana dönüp tek bir cümle kurdu: “Yakup geliyor.” Sesindeki kararlılık, omuzlarımdaki yükü bir nebze hafifletti. Duyduğum anda gülümsemedim. Yakup’un gelişi silah getirmek demek değildi; dağılmış dengelerin yeniden yerine oturmasıydı. Çünkü Yakup, olduğu yere ağırlık koyan adamlardandı. Onun şehre ayak basması, safların artık netleştiğinin kanıtıydı. Ben, Ramo ve Yakup üçümüz bir araya geldiğimizde İstanbul bile susar, insanlar pencerelerini biraz daha erken kapatırdı. Çünkü biz yan yana durduğumuzda mesele kavga olmazdı; gelecek kan kokardı. Üçümüzün sessizliği, sokakların en gürültülü cevabıydı. Yakup sabaha karşı indi otobüsten. Diyarbakır’dan çıkmış, on dört saati aşkın bir yolculuğun ardından şehre ayak basmıştı. Üzerinde dizinden biraz kısa koyu bir mont, başında siyah bir bere vardı. Fazlası yoktu, ihtiyacı da yoktu. Yürürken yere basışında bile o bildik meydan okuma vardı. Elinde silah yoktu ama o el, bir zamanlar üç adamın canını tek hamlede almıştı. Yakup’un tehlikesi taşıdıklarında değil, taşıyabileceklerinde gizliydi. Yüzü sakindi, adımları ölçülüydü. Bazı adamlar geç kalmaz; sadece doğru zamanda gelir. Bakışları yorgunluğu reddediyor, doğrudan hedefe kilitleniyordu. O an anladım: Üç kişi olmuştuk ve bu şehir, üç kişinin ne anlama geldiğini çok iyi bilirdi. Ramo onu duraktan aldı. “Yorgun musun?” diye sordu. Yakup başını iki yana salladı: “Yorgunlukla alakası yok. Bir insan adaletsizliği ne kadar taşıyorsa, o kadar yürür.” Ramo gülümsedi: “Aynı dengesizlik sende de var işte bremın.” Ben onları kapının önünde bekliyordum. Göz göze geldiğimizde sadece kısa bir baş eğmesi yetti. Dostluğumuz geçmişle konuşurdu. Yılların öfkesi, tek bir bakışımızda yerini buldu. İçeri girdiğimizde hava hâlâ sabaha dönmemişti. Şehir uykudaydı ama üç adam ayaktaydı. Biz, İstanbul'un uykusunu kaçıran hayaletlerdik. Yakup montunu ağır bir hareketle çıkardı. Koltuğa oturduğunda yaylar inledi. Cebinden küçük, buruşuk bir kâğıt parçası çıkardı. Üzerinde tek bir adres vardı. Kâğıdı masaya bırakırken elleri kaskatı duruyordu. “Bu adam,” dedi Yakup, görünmez bir yüzün tam ortasına bakarak. “Beni oradan çıkarttı. Ben ona bir şey borçluyum ama o, sokaklarda çocuk satıyor.” Sesi soğuktu, keskindi. Bu cümle, içerideki havayı bir anda daha da daralttı. Gözlerimi Yakup’a diktim: “İsim?” Yakup kâğıdı uzattı: “Hakkı. Küçükçekmece tarafında bir mekân açmış. Sözde depo, sözde kahvehane. İçeride ne sattığını herkes biliyor ama kimse ses etmiyor.” Dudaklarının kenarında acı bir çizgi belirdi. Dişlerini sıktığı dışarıdan belli oluyordu. İnsanların korkudan değil, alışkanlıktan sustuğu türden bir çürüme vardı ortada. Ramo sigarasını çıkardı, çakmağı masaya sertçe vurdu. “O zaman,” dedi, “biz konuşacağız; eğer anlamazsa onu çıktığı deliğe geri sokarız.” Odanın her köşesine sinen o kararlılık, geri dönüş yolunu tamamen kapattı. Kâğıda bir kez daha baktım. Adresi zihnime kazıdım. Aynı yüzler, aynı yorgunluk, aynı kararlılık vardı karşımda. Dudaklarımdan döküldü: “Yine üç kişiyiz.” Bu sayı, sokağın bizim için çizdiği tek kadere işaret ediyordu. Yakup başını eğdi: “Yine gözümüz kara, merak etme. Ölüme gitsek de ayakta gideriz.” Bu cümle benim için bir yemindi. Üç adam yeniden yan yanaydık. Bu defa sadece bir hesap değil, bir savaş başlıyordu. Yumruklarımı sıktığımda, damarlarımın attığını hissettim. Ramo ile beraber yola çıktık. Hakkâri’deki çocukluğum geldi aklıma. Ev hâlâ yerindeydi. Bahçedeki incir ağacı çoktan kurumuştu. Bal…

Bölümün tamamını WritePad'de oku