⚖️ BöLüM - 13 ⚖️
Yazar: Ramazan DEMİR

『☠️ 𝕯𝖊𝖓𝖌𝖊𝕾𝖎𝖟𝖑𝖊𝖗 ☠️』 💎 13. BöLüM - NeFeS 💎 İ𝕟𝕤𝕒𝕟, 𝔼𝕟 𝔸ğı𝕣 𝕐ü𝕜ü 𝕆𝕞𝕦𝕫𝕝𝕒𝕣ı𝕟𝕕𝕒 𝔻𝕖ğ𝕚𝕝, İçi𝕟𝕕𝕖 𝕋𝕒şı𝕣, 𝕐𝕖ğ𝕖𝕟... 𝔻ış𝕒𝕣ı𝕕𝕒𝕟 𝔹𝕒𝕜ı𝕝𝕕ığı𝕟𝕕𝕒 𝔸𝕝ı𝕟𝕒𝕟 ℍ𝕖𝕣 ℕ𝕖𝕗𝕖𝕤 𝕊ı𝕣𝕒𝕕𝕒𝕟 𝔾ö𝕣ü𝕟ü𝕣. 𝕆𝕪𝕤𝕒 𝔹𝕒𝕫ı ℕ𝕖𝕗𝕖𝕤𝕝𝕖𝕣, 𝕐ı𝕝𝕝𝕒𝕣ı𝕟 ℙ𝕚ş𝕞𝕒𝕟𝕝ığı𝕟ı, Ö𝕫𝕝𝕖𝕞𝕚𝕟𝕚 𝕧𝕖 Ö𝕗𝕜𝕖𝕤𝕚𝕟𝕚 ℂ𝕚ğ𝕖𝕣𝕝𝕖𝕣𝕖 𝔻𝕠𝕝𝕕𝕦𝕣𝕦𝕣... 𝕐𝕖ğ𝕖𝕟, Ş𝕦𝕟𝕦 𝕌𝕟𝕦𝕥𝕞𝕒; ℍ𝕒𝕪𝕒𝕥 𝔹𝕒𝕫𝕖𝕟 𝕐𝕒ş𝕒𝕞𝕒𝕜 𝔻𝕖ğ𝕚𝕝, 𝔼𝕜𝕤𝕚𝕜 𝕂𝕒𝕝𝕒𝕟 ℍ𝕖𝕤𝕒𝕡𝕝𝕒𝕣 𝔹𝕚𝕥𝕖𝕟𝕖 𝕂𝕒𝕕𝕒𝕣 𝔸𝕪𝕒𝕜𝕥𝕒 𝕂𝕒𝕝𝕒𝕓𝕚𝕝𝕞𝕖𝕜𝕥𝕚𝕣. MUZAFFER'İN ANLATIMIYLA Ramo bir yılan gibi atıldı; hamlesi o kadar hızlıydı ki adamın refleks göstermesine bile izin vermedi. Adamı boğazından kavrayıp geriye doğru yatırdı, yerdeki paslı çeliğe sessizce bıraktı. Boynundan çıkan boğuk bir tıslama duyuldu, sonra hiçbir şey. İkinci adam konteynerin köşesinden dönmek üzereydi, gölgesi duvara vurduğu anda yukarıdan atladım; tek hareket, tek hamle omuzlarım adamı yere mıhladı, dizim kaburgalarına gömüldü. Çıkan ses bir kırığın acı fısıltısıydı. Sessizlik ama ölümle dolu bir sessizlik. İlerledikçe konteynerler arasındaki aralık daralıyor, hava soğuyor, metal duvarlara çarpan rüzgâr uğultulu bir mezarlık gibi yankılanıyordu. Ramo sonunda durdu. Önümüzde kırmızı boya ile işaretlenmiş bir konteyner. Kapısı kaynakla kapatılmış, havalandırma yok. İçerisi dışarıdan bile buz kokuyordu; öyle bir donukluk ki nefes verirken akciğerlerin kesiliyormuş gibi hissediyordun. "Burada," dedi Ramo, sesi bile çelik gibiydi. Arkasına yanaştım. "Bu bir mezar gibi," dedim. "Ama bizim için değil." Ramo cebinden küçük plastik bir patlayıcı çıkardı. Sessiz patlama özelliği olan, sadece kapının bağlantılarını söken bir tür. Metal çerçeveye sabitledi. Sadık'ın nefesi telsizde duyuluyordu; sessiz, gergin, ölüm yaklaşıyormuş gibi. "Hazır." Tıssss... BOOM! Kapı ağır bir gürültüyle içeri devrildi. İçerideki karanlık o kadar soğuktu ki insanın kemiklerinin içine işliyordu. Bir adım attım; nefesim buğulanmıştı. Sonra o gözler Emine'nin gözleri köşede, çömelmiş hâlde. Eller bileklerinden bağlanmış, ağzı bantlanmış, yüzü kir içinde ama canlı. Gözleri yaşla dolu ama ölmemiş. Dünyanın geri kalanı o anda Ramo için sustu. Ramo içeri fırladı; diziyle zemine çöktü, alnı neredeyse onun yüzüne değecek kadar yaklaştı. Bir saniye... İki... Kalp atışları bile birbirine karışıyordu. Emine başını salladı; "buradayım" der gibi, "yaşıyorum" der gibi. Ramo'nun dudakları titredi, öfkeden değil tutmaya çalıştığı bir çığlıktan. Sonra kısık bir sesle söyledi: "Seni buldum." O anda ölüm bile arkasını dönüp susardı. Ama telsiz yırtıcı bir hırıltıyla araya girdi. Sadık'ın sesi dudaklarımızdaki tüm sıcaklığı dondurdu: "Dışarıda dört araç! Silahlı adamlar iniyor. Bu bir kapan. Hemen çıkmanız gerek!" Küfür boğazımdan patladı: "Bizi buraya çekip içeride kilitledi piçler!" Ramo, Emine'yi omzuna aldı. Gözlerinde korku yoktu. Korku çok önce yerini başka bir şeye bırakmıştı: hesap. Öfkenin en sessiz hâline. Boyun damarları belirgin, nefesi sabit, adımları ölüm gibi kararlıydı. "Çıkacağız," dedi. Ramo'ya değil, kendime değil evrene meydan okumak gibi. "Ne olursa olsun. Bugün buradan ya biz çıkarız ya da dünya bizi öğrenir." Ramo başını hafifçe eğdi, gözlerinin kenarında ateş gibi bir bakış vardı ve dudaklarından fısıltı şeklinde şunu diyordu: " Bugün kader bizim karşımıza çıktıysa, kaderi değiştirecek olan biziz. " Dışarıda metal botların sesi konteyner zemnine vuruyordu. Yaklaşıyorlardı. Çoktu. Hazırlıklılardı ve bizi onlar çağırmıştı ama bir şeyi bilmiyorlardı. Ramo öfkeliyken ölüm bile yolunu değiştirirdi. Kocaeli'nin o terkedilmiş konteyner sahası, bir anda patlamak üzere olan bir baruta dönüştü. Sessizlik, yerini ayak seslerine, silah mekanizmalarının kilitlenmesine ve telsizlerde fısıltı hâlinde geçen sert komutlara bıraktı. Matador'un adamları, Emine'nin yerinin bulunacağını hesaplamıştı ama hesaba katmadıkları tek şey vardı: Ramo, öfkeyle geldiğinde kurşunla durmaz. Dışarıda dört ar…