DengeSizler

⚖️ BöLüM - 12 ⚖️

Yazar:

DengeSizler - Ramazan DEMİR kitap kapağı
DengeSizler kitap kapağı

『☠️ 𝕯𝖊𝖓𝖌𝖊𝕾𝖎𝖟𝖑𝖊𝖗 ☠️』 💎 12. BöLüM - KuRaLSıZ 💎 𝕂𝕦𝕣𝕒𝕝𝕝𝕒𝕣, ℤ𝕒𝕪ı𝕗𝕝𝕒𝕣ı𝕟 𝕊ığı𝕟𝕕ığı 𝔻𝕦𝕧𝕒𝕣𝕝𝕒𝕣𝕕ı𝕣, 𝕂𝕒𝕣𝕕𝕖ş... 𝔾üç𝕝ü 𝕆𝕝𝕒𝕟𝕝𝕒𝕣 İ𝕤𝕖 𝕆 𝔻𝕦𝕧𝕒𝕣𝕝𝕒𝕣ı 𝕐ı𝕜ı𝕡 𝕂𝕖𝕟𝕕𝕚 𝕂𝕒𝕟𝕦𝕟𝕝𝕒𝕣ı𝕟ı 𝕐𝕒𝕫𝕒𝕣... 𝔹𝕦𝕟𝕦 𝔸𝕤𝕝𝕒 𝕌𝕟𝕦𝕥𝕞𝕒. MUZAFFER'İN ANLATIMIYLA Boğazın kıyısında, sabah güneşi İstanbul'un gri taşlarına vururken içimde kötü bir şeyin yaklaştığını hissetmiştim. Deniz her zamanki gibi sakindi ama bu sakinlik huzurdan değil, yaklaşan bir fırtınanın öncesindeki ağır sessizlikten geliyordu. Tam o anda, Ramo'ya baktığımda, onun içinden çat diye bir şeyin kırıldığını hissettim. Sesini duymadım; ama kırılan şeyin yankısı, çevremizdeki her şeye sinmişti. Ramoya gözlerim dolmuş bakarken bana küçükken hayatından bazı yaşadıklarını anlatmıştı. Ramo'nun hayatını biliyordum. Yoksulluğun içine doğmuş ailesini, yoklukla yoğrulmuş çocukluğunu. Bir keresinde bana bir kürt çocuğu ilk doğduğu zaman açlıkla ve fakirlik ile sınanır demişti. Ramo hakkında bildiklerimi başkalarından değil, hep ondan duymuştum bir gün sessizleşip bana kendi ağzıyla anlattıklarından biliyordum. O anlatırken kelimeler süslü değildi; sesi de dramatikleşmiyordu. Zaten gerçek acının gösterişe ihtiyacı olmaz, sadece olduğu gibi durur insanın karşısında. Daha sekiz yaşındaymış Manisa'nın Salihli ilçesinde bulunan sart köyüne, ailesiyle birlikte pamuk ırgatlığına gitmişler. Mevsimlik iş ve mevsimlik işçilermiş zaten gidecekleri yer belli, dönecekleri gün belirsiz. Tarla sahibi onlara, eskiden ahır olarak kullanılan bir yer vermiş. Dört duvar, nemli bir koku ve geçmişten kalan hayvan izleri, ev denmezdi ama başka seçenekleri de yokmuş. Annesi ve ablaları o tek odalık yeri günlerce temizlemişler, yerleri süpürmüş, duvarları silmiş, camı bile doğru dürüst olmayan pencereye bez germişler. Yaşanabilir olsun diye değil, dayanılabilir olsun diye uğraşmışlar. Kalacakları yerde tuvalet de yoktu, banyo da. İkisi de dışarıdaydı; karanlığın, sessizliğin ve bilinmeyenin içinde. Bunu anlatırken sesi iyice kısılırdı. Bazı akşamlar tuvaleti geldiğinde, korkudan dışarı çıkamazmış. Kapının ötesi ona bir dünya kadar uzak, bir o kadar da ürkütücü gelirmiş. Karanlık, bir çocuğun hayal gücünde büyür; sesler şekil alır, gölgeler canlıymış gibi yaklaşır. Bazen de çaresiz kalırmış mecbur kaldığında, adımlarını dua ile atarmış. Kapıyı açarken, toprağa basarken, tuvalete varana kadar hep aynı kelimeleri fısıldarmış. Korkusunu bastıran tek şey o dualarmış sonra yatağına girene kadar Felak, Nas, Fatiha okudukça okurmuş. "Lan kardeş yatağıma girene kadar resmen hatim indirirdim, brem" demişti bana. Gülerek söylemişti bunu ama o gülüşün altında, geceleri tek başına büyüyen bir çocuğun yükü vardı. Ramo bunları anlatırken "ev yaptılar" demedi hiç. "İçinde uyunabilecek ve dayanılabilecek hâle getirdiler" dedi o cümle her şeyi anlatıyordu. Pamuk tarlalarında çalışmış kardeşim dediğim bu adam çapa yapmış, sulama yapmış, pamuk toplamış,çocuk elleriyle yetişkin işleri bunlar ama Ramo'da bu işlerin içinden gelmişti, güneş tepede kavururken, sırtında ter, ayaklarında toprak, o yaşta oyun diye bildiği şey, toprağın içinde eğilip kalkmaktan ibaretmiş, günümüz çocukları gibi tablet telefon değil veya bir televizyonda çizgi film izlemedi Ramo'nun çocukluğu toprak üstünde yalın ayak koşarak ve ıslak zeminde solucan ve böceklerle oynamakla geçmiş. Üzüm seralarında üzüm toplamış sonra, parmakları yapış yapış olurmuş, su bulabilirse elini temizlermiş bulamasada yerdeki pis su ile yapış yapış olmuş şireden kurtulmak için elini o pis suda yıkarmış bazen ise beklermiş ellerindeki şire kuruyana kadar. Akşamdan söz etmeye başladığında sesi fark edilmeden değişirdi. Gün boyu sakin akan kelimeler yavaşlar, cümlelerin arasına kısa suskunluklar girerdi. Çünkü akşam, onun için sadece günün bitişi değil, hayatın en çıplak hâliydi. Evlerinde ocak yoktu, tüp yoktu zaten "ev" dedikleri şeyin sınırları da pek belli değildi. Annesi, kapının hemen dışında, yaklaşık iki metre sağda…

Bölümün tamamını WritePad'de oku