⚖️ BöLüM - 10 ⚖️
Yazar: Ramazan DEMİR

『☠️ 𝕯𝖊𝖓𝖌𝖊𝕾𝖎𝖟𝖑𝖊𝖗 ☠️』 💎10. BöLüM - MeYDaN oKuMaK💎 𝔹𝕒𝕫ı𝕝𝕒𝕣ı ℍ𝕒𝕪𝕒𝕥𝕥𝕒 𝕂𝕒𝕝𝕞𝕒𝕜 İçi𝕟 𝕊𝕦𝕤𝕒𝕣, 𝕐𝕖ğ𝕖𝕟... 𝔹𝕒𝕫ı𝕝𝕒𝕣ı İ𝕤𝕖 𝕊𝕦𝕤𝕒𝕣𝕒𝕜 Ö𝕝ü𝕣. 𝔸𝕞𝕒 𝔹𝕚𝕣 𝔸𝕕𝕒𝕞 𝕍𝕒𝕣𝕕ı𝕣; 𝕊𝕦𝕤𝕥𝕦ğ𝕦𝕟𝕕𝕒 𝕄𝕖𝕫𝕒𝕣 𝕂𝕒𝕫ı𝕝ı𝕣, 𝕂𝕠𝕟𝕦ş𝕥𝕦ğ𝕦𝕟𝕕𝕒 𝕐𝕖𝕣 𝕐𝕖𝕣𝕚𝕟𝕕𝕖𝕟 𝕆𝕪𝕟𝕒𝕣. MUZAFFER'İN ANLATIMIYLA İstanbul'a döndüğümüzde şehir her zamanki gibi kalabalıktı, ama bu beton yığını denizi artık bizim için daha karanlık, daha tehlikeliydi. Hangi yüz dosttu, hangi bakış düşman; artık ayrımı yapılacak gibi değildi. Sadık, ekipmanları kontrol etmek için sessizce ayrıldı. Yakup ise, eski bir tanıdığı üzerinden Cevher'in hâlâ yaşayıp yaşamadığını teyit ettirmek için yüzü kasvetli bir kararlılıkla hareket etti. Evime girmeden önce, apartman kapısında durdum. Gözüm posta kutularına takıldı. Kendi kutumda, isim etiketi yırtılmış, üzeri yanık izleriyle karalanmış bir mektup duruyordu. Zarfın arkasında hiçbir imza, damga yoktu; sanki karanlığın kendisi imzalamıştı. İçinden çıkardığım küçük notta, kuru bir zehir gibi şu yazıyordu: "Göz gözetlerken sustun. Şimdi göz yumarsan, herkesin sonu olursun. Seçimini yap Muzaffer. Ya onların yolunu kesersin... Ya sen de yol olursun." Notu avucumda öyle bir buruşturdum ki, kağıdın çıtırtısı kemiklerimin sızısına karıştı. Zarfı hışımla buruşturup cebime attım. Bu bir tehdit değildi; bu, beni kendi karanlık saflarına çağıran bir davetti. Argos'un İstanbul'daki kolundan gelen bir el uzatmaydı. Eve girdiğimde Ramo balkona çıkmış, nihayet zarfı eline almıştı. Açmadan önce kağıdın üzerindeki ağırlığı tarttı, sonra sessizce açtı. İçinden çıkan sayfada Emine'nin el yazısıyla tek cümle vardı: "Ben seni sevdim, Ramo ama artık seni yaşatmak için sevmek yetmeyecek. Karar ver: Aşkı mı koruyacaksın, yoksa bir ülkenin hesabını mı?" Ramo'nun gözlerindeki o sönmek bilmeyen sadakat ateşi, rüzgarın ayazında ilk kez bu kadar sarsılıyordu. Ramo, sanki yazıyı ruhuna kazır gibi uzun süre baktı. Sayfayı katladı, cebine koydu. Sonra içeri girip bana döndü. "Artık her şeyimizi kaybedebiliriz," dedi. Sesi, kırılacak bir cam gibiydi. "Ve yine de yürümek zorundayız." Başımı salladım. Gözlerimi kıstım. "Biz zaten kaybede kaybede büyüdük, Ramo. Şimdi elimizde kalan tek şey; kaybettiklerimizin intikamı." Tam o anda, evin elektrikleri cızırtıyla kesildi. Bir saniye süren mutlak bir karanlık. Sonra dışarıdan bir motor sesi geldi; bir araç sokağın başında durdu. İki kişi indi. Silahlar çekildi. Balkona çıktım. Gece sessizdi ama sokak beklenen fırtınanın öfkesiyle doluydu. Kapüşonlu adamlardan biri yukarı baktı. Elinde bir kart vardı. Havaya kaldırdı. Kartın üstünde tek kelime: "Argos." Odanın köşesine sinmiş rutubet kokusu, dışarıdan gelen barut kokusuyla birleşip boğazımı tıkadı. Silahım elimde, soğuk namlu avucuma yapışmıştı. Argos'un iki adamı sokakta hâlâ bekliyordu. Ellerindeki kart, açık bir mesajdı: Geldik. Seni izlemiyoruz artık. Sana bakıyoruz. Bu bir gözetleme değil, bir çağrı da değildi. Bu, savaşın ilanıydı. Ramo hemen içeri döndü, perdeyi sıyırdı. "Sadık'a haber ver. Arka çıkışı kontrol etsin." Cebimden özel hatla bağlı küçük telefonumu çıkardım, tek bir tuşa bastım. Hattın diğer ucundaki ses yalnızca "Hemen çıkıyorum," dedi. Sadık harekete geçmişti. Kalbim göğüs kafesimi parçalamak istercesine gümlemeye başladı; bu artık savunma değil, mutlak bir imha savaşıydı. Ev karanlıktı. Elektrikler hâlâ kesik. Sadece sokak lambasının sızan sarı ışığı duvarlarda silik gölgeler yaratıyordu. Yakup içerideki küçük dolaptan bir silah daha çıkardı. Gözleri buz gibiydi. "Bu kapı çalınmayacak. Direkt kırılacak. Çünkü artık masa yok. Artık masanın altı da yok. Sadece biz ve onlar varız." Alt kattaki basamaklardan hafif bir gıcırtı geldi. Parmak işaretiyle üçe ayrıldık. Ramo girişte, Yakup mutfak kapısında. Ben de pencere kenarında pozisyon aldım. O an, kapının dili hafifçe oynadı. Çatırtı. Sonra sert bir darbeyle kapı yerinden savruldu. İçeri giren ilk adam sessizdi, yüzü maskeliydi ama ikinci adam, ta…