DengeSizler

⚖️ BöLüM - 9 ⚖️

Yazar:

DengeSizler – Ramazan DEMİR kitap kapağı
DengeSizler – Ramazan DEMİR kitap kapağı

『☠️ 𝕯𝖊𝖓𝖌𝖊𝕾𝖎𝖟𝖑𝖊𝖗 ☠️』 💎9. BöLüM - KaNuN YoKSa💎 𝕂𝕒𝕟𝕦𝕟 𝕐𝕠𝕜𝕤𝕒, 𝔻𝕠ğ𝕣𝕦𝕪𝕦 𝕊𝕠𝕣𝕒𝕞𝕒𝕫𝕤ı𝕟, 𝕐𝕖ğ𝕖𝕟... ℍ𝕒𝕪𝕒𝕥𝕥𝕒 𝕂𝕒𝕝𝕞𝕒𝕪𝕒 Ç𝕒𝕝ışı𝕣𝕤ı𝕟 𝕍𝕖 𝔸𝕣𝕥ı𝕜 𝕂𝕖𝕟𝕕𝕚 𝕂𝕦𝕣𝕒𝕝𝕝𝕒𝕣ı𝕟𝕒 𝔾ö𝕣𝕖 𝕆𝕪𝕟𝕒𝕣𝕤ı𝕟... 𝔸𝕟𝕝𝕒𝕕ı𝕟 𝕄ı, 𝕐𝕖ğ𝕖𝕟? MUZAFFER'İNANLATIMIYLA Ertesi sabah, erkenden kalktım. Göz altlarım çökmüş, yüzüm geceyle yoğrulmuştu. Yatağa hiç girmemiştim. Sabah ezanıyla birlikte üzerime sade bir mont geçirip evden çıktım. Gün aydınlanmadan bazı kararlar verilmeli, bazı yollar açılmalıydı. Kendimi, Yakup'a dair ilk somut adımı atmaya hazırlıyordum. İlk uğradığım yer, Sadık'ın kaldığı bodrum kattı. Merdivenlerin rutubetli soğuğu yüzüme çarparken, içimdeki kuşku her basamakta biraz daha kaskatı kesiliyordu. Dar bir merdivenden indim, çelik kapıya iki defa vurdum. Sadık, uyku sersemliğiyle kapıyı açtı. "Gün doğmadan geldin abi," dedi. "Yakup'u bu sabah adım adım takip etmeni istiyorum," dedim. "Ama bu kez sadece kiminle buluştuğuna değil, nasıl yürüdüğüne, nasıl sustuğuna da bakacaksın. Çünkü bazen adamın konuşması değil, susarken nerelere baktığı ele verir neye hizmet ettiğini." Sadık başını salladı, hiç soru sormadı. Binadan çıktığımda hava hâlâ soluktu. Şehrin üzerine düşen gri sis, gözle değil, içle görülüyordu. Aradan üç, bilemedin beş saat geçmişti. Zamanı tam ölçemedim; çünkü o saatler, dakikalarla değil içimdeki sıkışmayla akıyordu. Telefonum çaldığında ekranda Sadık'ın adı vardı. Kısa konuştu. Yakup'un eski bir atölyede olduğunu söyledi. Adresi tarif etmesine gerek kalmadı. Hangi atölye olduğunu biliyordum. Yakup'un daraldığında nereye gittiğini bilirdim; çünkü bir zamanlar ben de aynı yerlere sığınmıştım. O atölye, eski bir arkadaşına aitti. Duvarları sessizdi ama insanın içini dinlerdi. Direksiyonu sıkan parmak boğumlarımın beyazladığını fark ettiğimde, aslında kendi öfkemle yüzleşmekten kaçtığımı anladım. Telefonu kapattım. Hazırlanmadım. Zaten gitmeye hazırdım. Bazı yolculuklar vardır, karar verilmez; çıkılır. Direksiyona geçtiğimde aklımda tek bir şey vardı: Onu orada yalnız bırakmamak. Şehir akşamın ağırlığına gömülürken sokaklar tanıdık geldi. Her köşe, geçmişten bir şey fısıldıyordu. Atölyeye vardığımda tam o anda kapı açıldı. İçeri girdim. Sessiz ama doğrudan. Ne kapıyı sert kapattım ne de varlığımı gizledim. İçeride ağır bir hava vardı; toz, eski yağ kokusu, yarım kalmış işler Yakup başını çevirmedi. Aynanın karşısındaydı. Birbirimize aynadan bakıyorduk. Yüz yüze gelmeden, ama saklanmadan. Aynadaki yansıması o kadar yabancıydı ki, bir an karşımdakinin çocukluk arkadaşım olup olmadığını sorguladım. "Benim burada olduğumu kim söyledi?" dedi. Sesi düz geldi ama yorgundu. İçinde tutup söylemediği çok şey vardı. Ona doğru yürüdüm. Adımlarımı bilerek yavaş attım. Aynadaki yansımamız yaklaştıkça, aramızdaki mesafenin aslında metrelerle değil yıllarla ölçüldüğünü hissettim. "Kimse söylemedi," dedim. "Ama senin nereye sığınacağını bilirim. Çünkü aynı duvarlara yaslandık yıllarca." Sözlerim atölyenin içinde asılı kaldı. Sessizlik ağırdı ama tanıdıktı. Aynada iki adam duruyordu: biri kaçmaya çalışan, diğeri kaçılan yeri bilen ve ikisi de aynı geçmişin izlerini taşıyordu. O an şunu anladım: Bu karşılaşma tesadüf değildi. Bu, ertelenmiş bir konuşmanın sonunda bizi bulmasıydı. Aynadaki çatlak, tam ikimizin yansımasının arasından geçerek bizi iki ayrı dünyaya bölüyordu. Sessizlik oldu. Gergin ama samimi bir sessizlik. Bir adım daha yaklaştım. "Seninle konuşmam gerek ama bu, bir sorgu değil. Bu, son defa inandığım adamla göz göze konuşma." Yakup başını eğdi. "Ben sana ihanet etmedim, Muzo ama bazı yollara sapmadan çıkılmıyor. Benimkisi sapmak değil bir çıkış aramak belki." "Zeynep seni o çıkışa mı götürüyor?" Yakup cevap vermedi ama yüzündeki ifade netti. Sorgulanmaktan değil, sorgulamaktan yorgundu. Ona doğru yaklaştım. Elimi omzuna koydum. "Ben seni kaybetmedim ama sen kendini kaybetmek üzeresin ve seni kaybeden adam sadece ben olmam. Kendi vicdanın da seni bulamayabilir bir gü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku