DEJAVU

Bölüm: 4

Yazar:

DEJAVU - Sev kitap kapağı
DEJAVU kitap kapağı

Ama hayat, "olsaydı"larla yön değiştirmiyordu. Yaşanmışlıklar bir kez kezzap gibi ruha işledi mi, dileklerin hepsi o simsiyah lekenin altında silinip gidiyordu. Sol bileğim, attığım en ufak harekette etimi kemiğimden ayıracakmış gibi sızlıyor; sargının altındaki gümüş yanığı, sanki kendi bağımsız kalbi varmış gibi nabzımla aynı ritimde, kavurucu bir sızıyla atıyordu. Yatakta sırtüstü uzanıp bakışlarımı tavanın loş gölgelerine diktim. Uyumam gerekiyordu. Zihnimi, vücudumu, içimdeki o hırpalanmış kurdu uyuşturmam lazımdı. Çünkü yarın yeni bir gündü. Yeni bir ceza... Yeni bir kavga... Ve belki de kalbime yük olacak yepyeni bir nefret... Tam göz kapaklarımı birbirine mühürleyip karanlığa sığınacakken, koridorun diğer ucundan taş zemini döven ağır adımların sesi yükseldi. Tak... Tak... Tak... Bu sesi tanımamak, bu ritmin getirdiği eceli hissetmemek mümkün değildi. Babam. Her bir adımı, taş zemine değil de sanki doğrudan göğüs kafesime basıyor, kaburgalarımı gıcırdatarak ciğerlerimdeki son havayı da dışarı bastırıyordu. Adımların yankısı tam kapımın önünde bıçak gibi kesildi. Nefesimi tuttum. Göğsüm havada asılı kaldı. O ağır meşe kapının gıcırtıyla açılmasını, o ezici Alfa gölgesinin üzerime çökmesini bekledim. Açılmadı. Birkaç saniye boyunca o karanlıkta çıt bile çıkmadı. Sadece ikimizin, kapının iki farklı tarafındaki o ağır ve gergin nefesleri çarpıştı. Sonra onun o boğuk, pürüzlü sesi, kalın ahşap dokuyu yarıp odamın soğuk duvarlarında yankılandı: "Yarın gün doğmadan hazırlan." Sesi ne dün geceki gibi yakıcı bir öfke taşıyordu ne de bir babanın merhametini... Sadece reddedilmesi imkansız, soğuk bir idam kararı gibi emir veriyordu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Koridorda yankılanıp uzaklaşan o ağır adımların sesinden babamın gittiğini anlamıştım. Bana neden "Gün doğmadan hazırlan," dediğine dair en ufak bir fikrim yoktu; ama ruhumu sıkıştıran o sinsi his, yine canımı acıtacak bir olayın yaklaştığını bas bas bağırıyordu. Düşüncelerimin zihnimi daha fazla kemirmesine izin vermeyip gözlerimi kapattım ve kendimi uykunun o ağır, karanlık kollarına bıraktım. … Gözlerimi yeniden açtığımda, penceremden içeri süzülen hava hâlâ zifiri karanlıktı. Başımı yana çevirip komodinin üzerinde duran çalar saate baktım; saat henüz sabahın dördüydü. Yatakta yavaşça doğrulup çıplak ayaklarımı taş zeminin soğukluğuna bastım. Zaman dolmuştu. Babamın dün gece kapımın arkasından savurduğu o gizemli emrin arkasında ne olduğunu öğrenmeme artık çok az kalmıştı. Yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkamak için banyoya doğru ilerledim. İçeri girdiğimde gözlerim direkt aynadaki yansımama kaydı; saçım başım dağılmış, yüzümün bazı yerlerinde kurumuş kan izleri ve çamur lekeleri kalmıştı. Kendimi biraz olsun toparlayabilmek adına kendimi soğuk suyun altına bıraktım. Üstümdekilerden kurtulup dondurucu suyun altına girdiğimde bile hiçbir şey hissedemiyordum. İçimde öyle ağır bir durgunluk vardı ki sanki bugün ne yaşanırsa yaşansın, artık hiçbir şey canımı daha fazla yakamayacak gibiydi. Duştan çıkıp gardırobun önüne geçtim. Beni biraz olsun rahat ettirecek gri eşofman takımımı üzerime geçirdim. Saçlarımı tarayıp tepemde salaş bir topuz yaptıktan sonra odamın kapısını aralayıp koridora baktım. Bizi saran o tanıdık kasvet yine tam karşımdaydı... Ne eksik ne fazla; bu hava burada hep vardı zaten. Bakışlarımı sağa çevirdiğim an, koridorun loş gölgesinde duvara omzunu yaslamış duran Zev’i fark ettim. Gözleri kapalıydı; kolları göğsünde birleşmiş, sanki zamanın ötesinde bir sakinlikle orada dikiliyordu. Kalbime sinsi bir şüphe tohumu düştü. Onun, günün bu kör saatinde benim odamın kapısında ne işi vardı? "Zev?" Kısık sesim koridorun soğuk taşlarında yankılandığında, kirpikleri yavaşça havalandı. Bakışları üzerime devrilirken dudaklarının kenarında kenara doğru kıvrılan, alaycı ama bir o kadar da tekinsiz bir gülümseme belirdi. "Günaydın, Velya Hanım..." dedi, sesi uykusuzluğun zımparaladığı pürüzlü bir tondaydı. "Bakıyorum da bu sefer adımı unutmamışsın." Söylediği…

Bölümün tamamını WritePad'de oku