DE Prolog
Yazar: Arzen Ruby

Vücudumdan geçen buz gibi bir dalgayla tüm kaslarım aniden gerildi. Soğuk iyiydi, basitti ve daha da önemlisi insanı uyanık tutardı. Bu yüzden suyu biraz daha açtım ve bu özlediğim bu hissi daha çok hissetmeyi umdum. İçimdeki sanki bozuk bir şey yemişim de istifra edemiyormuşum hissinden kurtulmayı umdum. Bunun geçici bir rahatlama olduğunu biliyordum. Soğuk suyun beni uyuşturmasına izin vererek, zihnimdeki kırk bir şeytanı tek tek kafeslerine kapattım; her birinin kapısına ağır, paslı zincirler vurdum. Şampuan kutusuna uzandım, avucuma gereğinden fazla bir miktar doldurdum. Şu an düşünmeyecektim. Belki düşünmem gerekirdi ama bu benim değil, "gelecekteki Nilşah'ın" sorunuydu. Bu cinayetin soğuk gerçekliğiyle yüzleşecek olan oydu. Tabii bunun için önce beni bulmaları gerekiyordu. Bu ihtimalin imkansıza yakın olduğunu kendime hatırlatınca içimdeki o düğüm gevşedi. Bu cinayet artık benim bile değil, o evde yaşayan, muhtemelen şu an her şeyden habersiz mışıl mışıl uyuyan ve yüzyıl uğraşsa gerçeği ispatlayamacak olan hizmetçi kızın sorunuydu. Bütün delilleri öylesine güzel ve hassas yerleştirmiştim ki, saçlarımı çitilerken bu kusursuzluğu anımsayıp keyiflendim. Ne diyebilirdim ki; ben mükemmeldim, ayrıca işimi de iyi biliyordum. Yeni bir özgüvenle saçlarımı hindistan cevizi kokulu şampuanımdan arındırmaya başladım. Şampuan köpükleri önce beyaz tenimi işgal edip sonra seramik zemine doğru yol alırken, elimi keseye attım. Üzerine bolca duş jeli döktüm; bu, arınma ayinimin son adımıydı. Kendimi sertçe keseleyip bu gecenin son fiziksel kalıntılarından da azat olmalıydım. Sonrasında kendim için yarattığım kusursuz personama geri dönebilirdim: Güzel, tatlı, neşeli, sempatik Nilşah. Evet bu bendim. Yani, en azından onların gözünde. Ama artık beni biraz tanımaya başladınız, değil mi? Öyle olmadığımı bildiğinizi sanıyorsunuz. Size bir sır vereyim mi? Asla kendinizden bu kadar emin olmayın. Bazen ben bile aynadaki yüzün kime ait olduğunu kestiremiyorum. Benden öğrenebileceğiniz yegâne şey, peşin hükümlerin nasıl olağanüstü birer yıkıma dönüşebileceğidir. Burada kimseye inanmamayı öğreneceksiniz, özellikle de bana. Bembeyaz cildim, ipek kesenin darbesiyle "vampir kırmızısı" bir renge bürünene kadar kendimi hırpaladım. Nihayet yeterli olduğuna kanaat getirdiğimde musluğu kapattım. Pembe bornozuma sarılırken bedenim kontrolsüzce titriyordu. Başımı aşağıya doğru eğip havluyu gece mavisi saçlarıma sıkıca dolayıp banyodan çıktım. Islak adımlarla yatak odasına doğru yürüdüm. Gördüğüm manzara, dünyanın ne kadar ironik bir yer olduğunun kanıtıydı. Erkek arkadaşım yatakta, hiçbir şeyden habersiz, mışıl mışıl uyuyordu. Ne tuhaf bir sahne... Bir katille aynı yastığa baş koymuş, bir kedi kadar savunmasız ve huzurlu. Şahsen ben, yanımda benim gibi biri varken asla gözümü yumamazdım. Gerçi onun huzuru, gerçeği bilmemesinden geliyordu. Henüz. Kendime yakıştırdığım "katil" sıfatıyla yüzümü ekşittim ve kendime karşı geldim. Hayır, ben bir katil değildim. Bu sıfat, bir karıncanın üzerine basan birine bile benden daha çok yakışırdı. Bir daha kendimi böyle aşağılamayacağıma dair söz vererek iç çamaşırlarımı giymeye başladım. Lacivert bir takımın üzerine aynı renk, saten bir gecelik geçirdim. Siz burada muhtemelen saatin gece yarısı olduğunu sanıyorsunuz, değil mi? Yanılıyorsunuz. Saat sabahın beşiydi ve ben, eğer zihnimi bir anlığına susturabilirsem, uyuyacaktım. Gerçi bu konuda hiçbir zaman pek yetenekli olamamıştım. Oval aynalı, geniş makyaj masasının puf taburesine oturdum. Argan yağını avucumda ısıtıp saçlarıma yedirdim. Bir elimde yağ, diğer elimde tarak; gür ve kızıl tutamları sabırla düzene soktum. Bu işlem en az yarım saatimi alacaktı ama saçlarımın nizama girmesi benim için uykudan önce gelirdi. Erkek arkadaşımın uykusu, bir fırtınada bile uyanmayacak kadar ağırdı. Bu yüzden de ağır yorganı kaldırıp yanına kıvrıldığımda kılı bile kıpırdamadı. Derin bir nefes alıp başımı yastığa koydum. Zihnimdeki zincirlenmiş şeytanların fısıltılarını bastırarak kendim…