ÇÜRÜMÜŞ ZİHİNLERİN KOKUSU
Yazar: ✈︎ ✈︎

ÇÜRÜMÜŞ ZİHİNLERİN KOKUSU. Yaşamak istiyorsan, çürümüş zihnini yeniden yeşertmeyi öğreneceksin. Kasım 2035 Çürümüş zihinler, yaşamayan ama nefes alan insanlar. Nefes alıyorsun. Ama yaşamıyorsun. Çünkü burada insan olmak mümkün değil. Ve yaşamanın mümkün olmadığı bu dünyada, hayatta kalabilmek için kanat çırpan masum insanlar. Hayır, sil. Kötü insanlar. Kendin için, bir başkasını yak. Çünkü en çok senin yaşamaya ihtiyacın olacak. "Nefes almaya korkuyorum, anne." dedi küçük çocuk. Annesi, oğlunun dolan kehribar gözlerine baktığında yutkunmakta zorluk çekti. Çıkan karmaşada ne yapacağını bilmiyordu. Çünkü her şey onun aptal kocası yüzünden ortaya çıkmıştı. "Oğlan." dedi diz çökerek. Küçüktü oğlu. Ona hiçbir zaman oğlum demezdi. Oğlan derdi. Daha yeni ortaokula başlamış ve oldukça zeki bir çocuktu. "Anne, korkuyorum." ağlamaklı çıkan sesi, annesinin yüreğini parçalıyordu. Üzerinde ki siyah, oldukça pahalı ceketini çıkararak oğlunun omuzlarına bıraktı. Ormanın derinliklerinde hava soğuktu. Oğlu kısa kollu mavi bir tişört ve kısa bir pantolon giymişti. Havanın birden bu kadar soğuyacağını nerden bilebilirdi. "Etrafına bak, burada kimse yok." Ormanın karanlığı küçük çocuğu ürkütüyordu. "Ama anne, burası çok karanlık." omuzlarını silkeledi. Annesi, oğlunun titreyen çenesini gördüğünde irkildi. "Ben karanlığı sevmem ki." diye mırıldandı küçük oğlan. "Yaşamak istiyorsan, seveceksin." "Peki ölmek istiyorsam?" annesi her şeyi duymayı beklemişti. Ama oğlanın ağzından ölümü değil. Daha çocuktu. Yaşamayı sevmeliydi. Annesi belki de ilk defa düşündü. Oğlanın, hayalleri vardı. Şu an arkadaşlarıyla, futbol oynayabilirdi. Ne kadar mümkün olmasa da, birkaç hafta öncesine kadar mümkündü. Oturduğu yerden doğrularak, oğlanı kucağına aldı. "Her şeyi düzelteceğim, tamam mı?" dedi oğlanın alnına öpücük kondururken. Bir şey demeyip, annesine güvenmeyi seçti. Annesi adım attıkça, orman daha da ıssızlaşıyordu. Bu durum onu korkutuyordu. Bir keresinde, okulda ağlarken sınıf hocasından azar yemişti. Erkek adam ağlar mı? O sözlerinin üzerinden yıllar geçti. Ama zihninde hala tazeydi. Başını, annesinin omzuna gömüp düşünmemeye çalıştı. Öyle de yaptı. Annesinin cennet kokusu, zihninde ki her şeyi susturmayı başarabilmişti. Aradan ne kadar vakit geçti bilmiyordu ama annesinin durduğunu hissetti. Korkuyla başını kaldırdığında, bir çift kehribar gözle karşılaştı. Evet, annesiyle göz rengi aynıydı. Annesi gibiydi. Annesi gibi uzun boyu, küçük burnu, dolgun dudakları, kalın kaşları ve kalbi. Karşısında duran, dağ evini gördüğünde dudakları aralandı. "Bu ıssız yerde, neden?" diye mırıldandı. "Nefes almaktan korkmanı istemiyorum." "Anne-" dedi. Fakat annesi sözünü keserek, "Benimle gel." kucağında ki oğlanı sımsıkı sarmaladı. Onun için her şeyi yapardı. Bu hayatta ki tek kıymetlisi oydu. Dağların arasında ki ahşap eve bir bakış attı. Oğlunu koruyabileceği başka bir yöntem aklına gelmiyordu. Oğlunu herkesten koruyacaktı. Gerekirse kendinden bile. Evin çatısı eğimli ve koyu renkliydi. Duvarlarında odunlar istiflenmişti. Gösterişten uzak ve dikkat çeken bir özelliği yoktu. Derin bir nefes aldı ve hızlı adımlarla eve doğru adımlar attı. Oğlan, hiçbir şey demeden annesinin güzel yüzünü izliyordu. Sanki bir daha göremeyecekmiş gibi. "Anne, seviyorum seni." "Ben de oğlan, ben de." Saksıya gizlemiş olduğu anahtarlığı çıkarıp, dağ evinin kapısını açtı. İçerisi oldukça karanlıktı. Bu karanlığı fark eden oğlan, annesinin boynuna tekrardan gömüldü. "Korkuyorum." "Erkek adam korkmaz Mahir." "Ama-" "Korkma. Korkarsan ölürsün. Çünkü korkaklar daima ölür." dedi çocuğunu kucağından indirirken. "Anne, ışığı açar mısın?" "jeneratör yok." içinden kendine bir küfür savurdu. Nasıl unutabildi bu detayı? "Ne, ne demek yok?" korkuyla etrafında bir tur döndü. "Tamam, sakin ol." cebinden telefonunu çıkararak, oğlanın ellerine tutuşturdu. "Bak, internetsiz oyunlar var." "Anne-" "Oğlum. Güzeller güzelim." "Güzel değilim anne!" "Ne demek değilim?" eğildi tekrardan. Karanlığın içinde oğlunun elle…