Cordelia: Bir Aşk İksiri Trajedisi
Sunuş
Yazar: Bet ✨

Cadılık nesiller boyu pek çok dinde ve kültürde kötülüğün simgesi olmuş, isim kökeni olarak da kötü ruh anlamıyla can bulmuştu. Ki varlığımdaki karanlık noktaları da düşününce bu bana hep komik gelmişti. Teknolojinin olmadığı çağlarda her türlü pis işlerini biz hallediyorken bir de bakmıştık ki insanoğlu bizi kapı kapı toplayıp yakmaya başlamıştı. Bunun din adamlarının istediklerini yaptırtmak amaçlı başlattığı bir akım olduğu su götürmez bir gerçek olsa dahi o dönem bunu yapanlara hala kinliydim. Neden mi hala kinliydim? Çünkü hepimizin başının belası olan lanet olası Cadı Yüksek Kurulu onlar yüzünden kurulmak zorunda kalmıştı. Bilinen en büyük ve güçlü yirmi dört ailenin temsilcisini bir araya gelmişti. Hepsinin kanları bir kadehte toplanmış, ateşler yakılmıştı. Kadeh, hepimizi izleyip gözeteceğine ve yakalanmamız durumunda vaktinde darağacından kurtaracağına inandıkları aile olan Dravenlere sunulmuştu. Draven ailesi de bunu büyük bir cesaretle kabul etmişti. Sihri takip edebilecek, gerektiğinde kontrol altına alıp tehlike geçene dek susturabileceklerdi. Biz büyücü alemi de bu sayede birlik olarak bu insanoğlunun gazabından kurtulmuş olacaktık. Benim atalarım buna tek bir saniye dahi inanmayıp, kanını vermeyen yirmi beşinci aileydi. Büyükannemin de dediği gibi, sihrin kandan kana aktığı bilinirken bir kadeh dolusu büyüyü tek bir adamın eline verirsen eninde sonunda yozlaşması kaçınılmazdı. Hem her cadı kendi büyüsü kadar ilerler ancak aklı kadar hayatta kalırdı. Yüksek Cadı Kurulu bazılarını kurtarabilmiş olsa da hepsine yetişmesi imkansızdı, yine de insanlar birbirine sarıp dünya savaşı çıkarıp bizi unutana dek iyi iş çıkarmışlardı. Devamında tamamen hurafe olduğumuza inandırıp tesadüfü açıklarımı yok ederken de inanılmaz titizlikle çalışmışlardı. Bu konuda haklarını vermem gerekiyordu. Ama o büyü ehliyeti saçmalığı ile ailesel bir hak olan element büyüsünü sadece üçüncü derece ehliyet sahiplerine vermeleri... Atalarımın inatçılığına ne kadar minnettar olsam azdı. Çünkü üçüncü derece ehliyeti sadece kendi yakınlarına ve tanıdıklarına vermişlerdi. Çoğu büyüyü yasak büyüler kapsamına alıp benim gibi yeni nesillere akacak sihir mirasının yarısını telef etmişler, bize büyünün doğallığını unutturmuşlardı. İçimizden geleni dinlediğimiz günler geride kalmış, Cadı Kurulu yani Dravenler ne derse onu yaptığımız günlere gelmiştik. Modern büyücülük adı altında geleneksel sihrimizi yok oluşa sürükledikleri bu mükemmel günlere... Benim atalarım gibi olanları fark etmeleri çok uzun sürmemişti, sonuçta bir büyücünün sihri hissetmemesi için tüm duyularını kaybetmiş olması gerekirdi. Çoğu yakalanıp kurul bünyesinde tanımlanmış, boyunduruk altına girmekten kaçamamıştı. Ah, benim muhteşem atalarım mı? Bizim bu konuda ufak bir sırrımız vardı. Bu da beni günümüze getiriyordu. Büyükannemin koyduğu çiğnememem gereken üç kadim kural vardı. İlki her cadı doğan gibi isimlerimin gizliliğiydi. Malumunuz, tam adımızın kimse tarafından bilinmemesi büyümüzü güvende tutan tek şeydi. İkincisi aile sırrımız olan büyü izini silme yollarından kimseye bahsetmemekti. Yoksa nasıl bu kadar yasa dışı büyü yaptığımız halde yakalanmamayı düşünebilirdik ki? Üçüncü ve son kural ise ikincinin devamını getirir nitelikteydi. Asla Cadı Yüksek Kurul'una yakalanma... Evet, az önce bahsettiğim büyü ehliyeti saçmalığının atası olan ve tüm kontrolü kendilerine toplamak adına içimizdeki sihre pranga vuran topluluktan bahsediyordum. Her nefes alan cadı ile büyücüyü işaretlemiş olsalar da bizim ailemiz özeldi, boyun eğmezdi, bağımsızdı. Deli Delphina'nın torunu olarak benim mirasım da tıpkı onun gibi kanımdaki sihri özgür tutmaktı. Yasak büyülerden yapabildiğim kadarını yapmak... Tıpkı aşk iksiri gibi! Eh... İşte bu tüm işleri elime yüzüme bulaştırdığım nokta olmuştu. Büyükannem görse yüzüme tükürürdü, bir de üstüne yakalandığımı bilse hepten delirirdi. Ama bu benim suçum değildi, o kahrolası havayı dilediğince büken üçüncü dereceden ehliyetli müfettiş karşısında benim bile şansı…