1. Bölüm
Yazar: Eris Amor

1. Bölüm | Rayında gitmeyen bazı konular Dışarıdan bakıldığında, hayatınız inanılmaz eğlenceli görünebilir. Hatta birçok insan bu hayata sahip olduğunuz için çok şanslı olduğunuzu da düşünebilir. Aslında, hayatınız gerçekten de lunapark gibi hissettirebilir ama inanın ki eğlenceli anlamda değil. Daha çok, mide bulandırıcı! Yaklaşık 6 aydır, ki bu süre benim için inanılmaz uzun bir süre demek oluyor, üretemiyorum. Ne mi? Herhangi bir kurgu. Menajerim Katherina son 3 aydır e-posta kutumu taciz etmekten çekinmiyor ve bu konuda oldukça haklı. Lily yeni kurgu ne durumda? Peki yeni kurgu gerçekten ne durumda? Aylardır Kat’e yazdığım postalara bakacak olursak; muhteşem, inanılmaz, alev alev… İşin özü ise üzgünüm ama hiçbiri değil. Tam anlamıyla bok gibi. Tıkandım ve hiçbir şey yazamıyorum. Bilgisayarı karşıma alıp saatlerce düşünüyorum. Geçmişte yazdığım kurgulara bakıp ilham gelmesi için sürekli okuyorum ama yazdığım kurguların hepsi tam anlamıyla çöpten ibaret. İlham gelmiyor. Deli gibi yazmak istesem de bir şekilde olmuyor işte. Bu yüzden aylardır menejerim Kat’i oyalamak için binbir türlü yalan uyduruyorum. Fakat son üç saattir Kat’ten gelen son e-posta ile bakışıyorum. Lanet olası bir kurgu taslağı oluşturmak bu kadar uzun süremez Lillian! Evet mesaj tam olarak bu kadardı. Ve gayet açıktı. Artık onu oyalayabileceğim sürenin sonuna gelmiştik. Farkındayım, birinin gerçekleri yüzüme vurması gerekiyordu ve Kat artık dayanamamıştı. Hem onu hem de yayınevini oyalamak benim de hoşuma gitmiyordu elbette fakat gerçekten bitik durumdaydım. Son iki aydır kendimi romantik komedi okumaya vermiştim. Bir yerlerde gizlenmiş ilhamımı geri çağırmak için çeşitli etkinliklere katılmış, Tanrım seramik bile yapmıştım! Zihnimizi boşaltmak çoğu zaman tıkanmaya iyi gelen bir aktivite olmalıydı. Bende ne mi oldu? Daha beter dibe battım. Artık klişeler bile uçup gitmişti. Beynim tam olarak boş bir levhaydı. Haklıydın John Locke. Kat’e ne yazacağımı düşünürken telefonumun zil sesi tüm sessizliği böldü. Gergince oturduğum yerden kalkarak koltuğun üstündeki telefonuma uzandım. Arayanın Kat olduğunu gördüğümde kafamı yastıklardan birine gömdüm. Çığlığımı yastığa boşaltıp kendimi toparlamaya çalıştım. Boğazımı temizledim ve ekranı kaydırdım. Telefonu açtığım anda ise e-postasındaki kafayı yemiş harfler yerine yumuşak sesini duydum. “Merhaba bebeğim.” Bu iyiye işaretti. Muhtemelen bu üç saatlik dilimde sinirleri yatışmıştı. Şanslı olduğumu söylemeliydim çünkü Kat’i sinirlendirmek Teide Yanardağı’nın patlaması gibi bir şeydi. Nadiren olsa da devamında sizi bekleyen yıkıma hoşgeldin diyebilirdiniz. “Merhaba Kat.” Saatlerdir ağlamışsanız muhtemelen bunu gizlemenin en iyi yolu telefonu hiç açmamak olabilirdi. Çünkü boğazımı temizlememe rağmen sesim çatlamıştı. “Yarın müsaitsen görüşelim mi?” Kahretsin. “Olur.” dedim cevabımı kısa tutmaya karar vererek. “Biliyorsun bu konu hakkında konuşmamız gerek.” “Evet.” Evet konuşmamız gerek fakat ben hiç hazır değilim. “Yani beklediğimden uzun sürdü. Bu ciddi bir problem.” “Evet.” Problem diye nitelendirebileceğimiz kadar büyük bir problem. “Hayır hayır. Yani kastettiğim, üstüne yoğunlaşmamız gereken bir durum. Kesinlikle bir problem değil.” “Anlıyorum Kat. Haklısın.” Haklıydı ve kendimi savunabileceğim tek bir nokta dahi yoktu. “Kahretsin bu kadar üzgün konuşmanı beklemiyordum.” “Durum bu. Üzgünüm.” Bok gibiyim, boğuluyorum, çıkmazdayım. Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. En yakın dostum olan hayal gücüm kıçıma tekmeyi basmış, çorba gibiydi. Üstüne üstlük zihnim, evimden bile daha fazla karmaşıktı. “O zaman yarın görüşüyoruz.” dedi Kat sesini olabildiğince neşeli tutarak. Benim sesimse neşeden yoksundu. “Olur.” “Tamamdır. Evinin iki sokak ötesinde olan şu kafede buluşmaya ne dersin? Saat 3 gibi uygun mu senin için?” Tabii ki de uygundu. Evde oturup kafayı yemek dışında yaptığım hiçbir şey yoktu sonuçta. “Evet. Olur. Yarın görüşürüz.” “Görüşürüz. Seni seviyorum.” “Bende seni.” — “Soruna odaklanmaya ne dersin peki?”…