Verus Regis | Gerçek Kral
Yazar: Lea Andrea

Çalan çanların arasından duyulan ağıt, henüz son nefesini vermiş olan Alastair Aunious içindi. Yaşlı krala duyulan saygıyı bir ağıt şeklinde karşılıyordu Coelum halkı. Ülkenin dört bir yanından insanlar hüzünleniyor, çalan çanları duyuyor ve başlarını göğe kaldırıp kralın kalbini ele geçiren kara büyüye lanet ediyorlardı. İnsanlar dışarı akın etmişlerdi. Dizleri üzerine çökerek kendi inançlarına göre Coelum'u yaratan Yüce Kraliçe Dalia'ya dua ediyor, ölen kral için ağıt yakıyor ve yeni kralın taç giyme töreninin anonsunu alıyorlardı. Öte yandan Matias, babası için yapılan mezarın üzerindeki cansız bedene boş gözlerle bakıyordu. Kralın tacı, beyazlaşmış sarı saçlarının arasından geçirilerek başına yerleştirilmiş, pelerini ve kıyafetleri üzerine geçirilmiş ve kılıcı elleri arasına yerleştirilmişti. Son gözyaşlarını akıttı Matias mezarın başında. “Beni bırakmamalıydın, baba. Savaşmalıydın, sen savaşçısın ve kara büyüye karşı savaşmalıydın.” Kraliyet ailesinin tüm mezar lahitlerinin olduğu odada hıçkırığı yankılandı genç yaşta kral olacak Matias'ın. “Annemin ölümünden dolayı senden nefret ettiğim için çok özür dilerim.” Elini babasının cansız eline uzatma amacıyla havaya kaldırdıysa da vazgeçip indirdi, yumruk yaparak sıktı ve son hıçkırığı da serbest bıraktıktan sonra dudaklarını ısırdı bir kez daha ağlamamak, tek bir kelime etmemek için. Sessizce son vedasını etti babasına. Eğilip selam verdi ve çıkmadan önce son bir şey söyledi. “Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım baba. Coelum'un en güçlü kralı olup Tek Gerçek Kral olduğumu kanıtlayacağım.” Odadan çıktığında sert ifadesini geri kazanmaya çalıştı. Artık bir kral olmaya hazır olmalı ve sert bakışlarını daimi maskesi olarak kullanmalıydı. Gözyaşlarını elinin tersiyle silerek boğazını temizledi ve taç töreni için hazırlanmak üzere odasına doğru sert adımlarla ilerledi. Yeni kralın adım seslerini duyanlar koşuşturarak tören için hazırlıklara geri döndüler. Genç adamı duygusal olarak görmek onları da üzüyor ve savunmasız olduklarını hissettiriyordu. Krallar her daim sert, dik duruşlu ve cesur olmalıydı; tıpkı Alastair gibi. Matias babasını örnek almaya daha çocuk yaşta başlamıştı ancak onun kadar sert olmak yerine her zaman duygusal davranırdı. Kibardı, asla kaba olamamıştı. Acımasız davranarak kimseyi öldüremezdi. Odasına girdiğinde uşakların hazırladığı banyoda yalnızca birkaç dakika geçirdi. Yatağının üzerine serili şövalye zırhına ve kırmızı kral pelerinine bakarak köşede dizilmiş yardımcıların kendisini giydirmelerine izin verdi. Odanın açık penceresinden içeri sızan güneş ışığı altında parıldayan zırh, genç adamın vazgeçilmez prens kıyafetiydi ancak kırmızı pelerin... İşte onu giymek, büyük bir sorumluluk istiyordu. Omuzlarına aldığı pelerinin ağırlığını şimdiden hissediyordu. Kapalı dudaklarının arasından hafifçe yutkundu ve boğazını temizleyerek çıkabilirsiniz emrini verdi. Yardımcılar çıkarken pencereye yanaşarak sarayın girişindeki insan kalabalığına baktı. Taç giymesini izleyecek ne kadar çok insan varsa korkusu ve heyecanı o kadar çok katlanırken ellerini saçlarının arasından geçirdi. Aynasına bakarak duruşunu dikleştirdi. Yan dönerek pelerine baktı ve gözleri pelerine işlenmiş beyaz yeni ay sembolüne ilişti. Kıyafetlerin altında kalan akuamarin kolyesinin ısınıp göğsünü yaktığını hissettiğinde titreyerek kendine geldi. Başaracaktı. Eğer kehanet onun Gerçek Kral olduğunu söylüyorsa bir bildiği vardı. Korkak bir prensin Gerçek Kral olması ne kadar saçmaysa kehanetin Matias'ı öngörmesi belki de o kadar doğruydu. Mantıklıydı. Başarmalıydı. Dik duruşunu bozmadan odadan çıktı ve sarayın koridorunda bekleyen muhafızlar eşliğinde girişe doğru ilerledi. Asker botlarının çıkardığı tok ses, sarayın kapısının ardındaki kalabalığa kadar ulaştığında borazanlar öttü, çan çaldı ve Coelum kraliyet ordusu hazır ola geçerek yeni krallarını hazırda beklediler. Halk ise heyecanla bekleyerek kapıya bakıyordu. Çanlar tekrar çaldı, borazanlar yeniden öttü. Hiç dinmedi. Kapı açılıp askerlerl…