Lamentum | Ağıt
Yazar: Lea Andrea

Gecenin ardından Güneş yeniden doğduğunda Coelum kralı Alastair Aunious endişeliydi. Hastalığının ilerlemesiyle kalbinde hissettiği kara büyünün sancıları, yaşlı kralın nefes almasını ve düşünmesini zorlaştırıyordu. Ancak yine de pes etmiyordu Kral Alastair; sarayın bilgelerini çağırtmış, saray kütüphanesinde Yüce Kraliçe hakkında araştırma yapmalarını ve kendisine bilgi vermelerini emretmişti. Ayrıca Matias'ı nasıl uyaracağını düşünüyordu kara kara, parmakları başını ovarken. Alastair'in içindeki endişe duygusu, çoğaldıkça çoğaldı ve kralın kalbini ele geçirdi. Işık büyüsünü delip geçen ve neredeyse tamamlanacak olan kara büyü, kralın düşüncelerini de ele geçiriyor ve kralın ruhunu almak için diretiyordu. Kral ise yalnızca, olmaz diye mırıldanıyor ve terleyen alnını silen, onu yatağına yatırmak isteyen hekime elini kaldırıp, “Hayır,” diyordu. Daha yapması gerekenler işler vardı, bu kadar kolay pes edemezdi. Genç prens Matias ise babasından habersiz, ona olan kızgınlığından dolayı odasına kapanmış ve babası gibi fark etmeden düşüncelere dalmıştı. Kalbindeki ışık büyüsünün genç prense fısıldadığı ve ona hissettirdiği yakında kral olma hissi, Matias'ın düşünmesine yol açıyordu. Ancak kapısını açıp da babasının yanına gitmedi yine de. Neler olduğunu, neden böyle hissettiğini ve büyünün neden ona fısıldadığını düşünmek istemedi. Öğrenmek istediği gerçekler, öğreneceği ve ileride karşılaşacağı gerçekler ile aynı mıydı; onu da bilmiyordu. Pekâlâ, Ophelia'nın kim olduğunu öğrenmek istiyordu ancak kötü bir şey olmasından korkuyordu. Matias gözlerini devirerek güldü. Kötü bir şey ne olabilirdi adına cennet koyulan bu cennet ülkede? Her şey güllük gülistanlıktı. Öyle miydi? Hissettiği ürpertiyle doğruldu ve şarap kadehini masaya bıraktı. Karşısındaki duvarda bulunan kitaplara baktı. Hepsini tek tek okumuş, incelemiş ama yine de istediğini bulamamıştı. Saray kütüphanesine gitmeliydi. Düşünceleri, hem de hemen komutunu verdiğinde ayağa kalktı ve odasından ilk defa çıktı. Koridor bomboştu. Kapısının önündeki nöbetçiler dışında koridorda gezinen çalışanlar bile yoktu. Matias buna aldırmayarak yürümeye başladı. Koridorun ortasında üst kata çıkan merdivenlerden hızlı adımlarla çıktı. Oradaki uzun koridorun taş duvarları arasında gizlenen dönemeçli merdivene ulaştığında kalbi hızlı atmaya başladı. Sanki gerçeklere yaklaşıyordu. Dönemeçli küçük merdivenin basamaklarını çıkarak sırlar ile dolu saray kütüphanesine adım attı. Ah, işte buranın görüntüsünü seviyordu! Duvarlar öylesine yüksek ve her tarafı kitaplarla doluydu ki Matias çocukluğunda duvarlara tırmanmayı bile denemişti. Ancak her defasında düşmüş, azarlanmıştı. Kitaplara olan merakını savaşmaya dönüştürmeye çalışan babası, onu savaşçı bir prens olarak yetiştirme çabasındaydı. Cesur, savaşçı bir prens olan Matias'ın kalbindeki kitap aşkı yine de sönmemişti, hâlâ orada dikiliyor ve kitaplara her dokunduğunda kıpır kıpır oluyordu. Dikkatini uzun masalara çevirdiğinde saray bilgelerinin telaşlı bir şekilde önlerindeki kitapları incelediğini gördü. Adımlarını onlara doğru atarken yaşlı bilgelerden biri, prensi görünce telaşla ayağa kalkarak kitabı sertçe kapattı ve eğilmeyi ihmal etmeyerek, “Majesteleri,” diye mırıldandı. “Sizi burada görmeyi beklemiyorduk.” “Ne yapıyorsunuz?” diye sordu Matias, meraklı bir şekilde. Başını uzattığı anda üç yaşlı adam aynı anda kitapları kapattılar. Ortaya çıkan toza karşın Matias burnunu kırıştırdı. “Neler oluyor?”Kitapları kaldırmaya çalışan adama karşılık Matias hızlı davranarak elini kitabın üstüne sertçe indirdi. Havaya bu kez daha çok toz dağıldı ancak genç prens kaşlarını çatmış, sert ifadesini takınmıştı. “Ne araştırıyordunuz? Bakmama izin mi yok?” “Önemli bir şey değil, prensim.” Matias elini bir kez daha çarptı masaya. “Ne demek önemli değil? Ne araştırıyordunuz, diyorum!” Ağzının içinde bir şeyler geveleyen adama karşılık cesur olan bilge düz bir sesle karşılık verdi. “Kralın emri ile sır olarak saklanacak, prensim.” “Kralın emriyle demek…” Matias…