Qui in te sunt? | Kimsin sen?
Yazar: Lea Andrea

Gözlerine çarpan güneş ışığına daha fazla dayanamayan genç kızın kirpikleri birbirinden ayrılarak göz kapakları açıldı ve büyüleyici mavi gözlerini açığa çıkardı. Doğrularak kendisine ayrılan minik odaya bakındı. Yerdeki küçük kilimde duran ayakkabılarını gördü önce, ardından odayı keşfetti. Odanın bir köşesinde duran küçük döşekte yatıyordu ve karşısındaki duvarda birkaç eşya diziliydi. Küçük raflarda tozlu kitaplar duruyordu. Burnuna dolan güzel kokularla irkildi Ophelia. Güzel ve iştah açıcı yemek kokuları geliyordu burnuna. Hafifçe gülümsedi ve kollarını esneterek yattığı döşekten kalktı, küçük ayakkabılarını giydi ve odadan çıktı. Ortadaki yuvarlak sofraya dizili küçük kaseler içinde bulunan reçeller, salçalar ve kenarda duran ekmek dilimleri iştahını kabarttı; hiç düşünmeden bağdaş kurup oturdu sofranın önündeki mindere. Nerede olduğunu unuttu, ekmeğe yağ sürüp yemeye başladı. “Ah, günaydın!” Neşeli sesi duyduğunda lokması boğazında dizili kaldı ve yavaşça yutkundu. Ardından öksürdü ve utangaç bir şekilde gülümsemeye çalıştı. “Günaydın.” “Yavaş ol,” diyerek gülen kadın, Ophelia’nın önüne bir bardak çay doldurup bıraktı. “Boğulacaksın.” Boğazındaki ellerini çeken Ophelia, önüne konan çay bardağını alarak bir yudum içti. Boğazına inen sıcak çay, ekmeği yumuşatarak aşağı inmesini sağlarken genç kız güldü. “Öyle acıkmışım ki bir anda sofraya oturdum, kusura bakmayın.” Yaşlı kadın, buruşmaya yüz tutan yanaklarındaki gülümseyi genişleterek genç kızın önüne oturdu. “Olur mu öyle şey!” diyerek çıkıştı. “Yemen için hazırladım hepsini.” Ophelia büyük bir iştahlıkla ekmek dilimlerini yağlayıp çayını içerken oldukça iyi hissediyordu. Nerede olduğunu unutmuş gibiydi; sanki yabancı bir ülkede, tanımadığı bir yerde değildi. Evinde gibi hissediyordu. Annesinin yaptığı sıcak ekmeğe yağ sürdüğünde yağın erimesinin verdiği mutlulukla gülümseyen o küçük kızdı hâlâ. Öyle lezzetliydi ki ekmek, annesinin yaptığı gibi hissettirmişti. “Teşekkür ederim,” dedi son lokma ağzında olduğu için eliyle ağzını kapatma ihtiyacı hissederek. “Elinize sağlık, efendim.” Ophelia’ya annesini hatırlatan kadın alınır gibi kaşlarını kaldırdı ancak sıcak gülümsemesi hâlâ yüzündeydi. “Bana Olya diyebilirsin, leydim.” Ophelia başını sallayarak sofrayı toparlaması için kadına yardım etti. Etrafı toplayıp girişteki sofaya oturduklarında, “İyi uyudun mu?” diye sordu aralarında beyaz telleri olan siyah saçlı kadın. Ophelia başını salladı. “Evet, döşek rahattı,” diyerek cevapladı yaşlı kadını. “Tanımadığınız birine evinizi açmanız gerçekten hoş bir davranış.” Hiçbir şey bilmeyen ve nereden geldiği belli olmayan tuhaf kıza anlayışla gülümsedi Olya. “Coelum’da kötü niyetli insanlar yoktur, kızım. Yardımı olan insanlara evini açar herkes. Aç olanlara yemek verir, susamışlara su içirir. Dilenci veya sokak hayvanı yoktu burada. Herkesin barınacak bir evi vardır.” “Hayal edebildiğimiz her şey gerçek burada, değil mi? Neden yardıma ihtiyacı olan insanlar bir şeyler dilemiyor ve o şey ânında olmuyor?” Ophelia ağzından kaçırdığı şeye ânında pişman olurken yaşlı kadın ise önce kaşlarını çatmış, ardından ise anlayışla karşılamıştı bu ilginç soruyu. “Ah, kızım,” diyerek mırıldandı kızın elini okşayarak. “Bilmediğin çok şey var.” Bu yanıt karşısında diyecek bir şey bulamadı genç kız. Bilmediği çok şey vardı gerçekten de. Burada yabancı olmak, kendisini aptal gibi hissettiriyordu. Saf ve aptal. İnsanların vereceği tepkilere karşı nasıl kraliçe olabilirdi ki bu aptal genç kız? Kralla nasıl tanışır, ona kendini nasıl âşık ettirirdi? Kral bu aptal kızı istemezdi ki! Herkesin iyi ve mükemmel olduğu bu ülkede, hiçbir şey bilmeyen bu yeni kızı kim isterdi? Düşünceleri genç kızı karamsarlığa sürüklemişti. Boğazını temizleyerek, “Hava alacağım,” diye mırıldandı. Evden çıkıp kendisini temiz havaya bıraktığında gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve nefesini geri verip gözlerini açtığında gördüğü manzaradan sonra karamsar düşünceleri toz olup yok oldu. Coelum’un mükemmel insanları sokakta ge…