Advena | Yeni Gelen
Yazar: Lea Andrea

Yeşilliklerin dolu olduğu, sonsuz gibi gözüken ormanda genç kız koştukça koştu. Bilmediği bir yerde tanımadığı bir adama rastlamıştı ancak ondan kaçmıştı. Saraya ulaşmayı hedeflerken sadece koşmuş ve sonucunda da sonsuz ormanda tek başına kalakalmıştı. Yorulduğunda durdu genç kız ve biraz eğilerek ellerini dizlerine yasladı. Gözlerini kocaman açarak etrafına bakındı. Her taraf ağaçtı. Upuzun ve asırlık ağaçlar, bitkiler ve yeşil olan her şey…Ağaçların bazı dalları uzanarak yola değiyor ve karşısındaki ağacın uzanan dalıyla birleşerek adeta bir köprü oluşturuyordu. Kırmızı şapkalı mantarlar, ağaçların dibinde bitmişti. Ağaçların tepelerinde rengarenk kuşlar şakıyor ve birbirlerini çağırarak gökyüzüne doğru yol alıyorlardı. Her şey ışıldıyordu. Büyüleyici bir manzaraya bakan genç kız, başını kaldırıp kuşların uçuştuğu gökyüzüne baktı. Yüksek ağaçların dallarından hafifçe görünen gökyüzü, genç kızın mavi gözleriyle uyumluydu. Susadığını fark ettiğinde etrafında su içebileceği bir çeşme aradı. Az ilerideki gölü keşfettiği gözleri, heyecanla parladı ve oraya doğru koştu bu kez yavaşça. Berrak suya doğru eğildi ve avucuna doldurduğu suyu kana kana içti. Ne kadar süredir koştuğunu bilmiyordu ancak bir hayli susamış ve yorulmuştu. Daha önce duymadığı, ilginç bir ses işitti kulakları aniden. İrkildi ve berrak sudaki gölgesinden çekti bakışlarını. Başını hafifçe kaldırarak sesin kaynağını aradı gözleri ve bulduğunda ise küçük çaplı bir şok yaşadı genç kız. Gövdesi pamuk kadar beyaz olan bir at vardı az ilerisinde. Alnının ortasından çıkan altın renkli boynuz, genç kızı şaşırtmıştı. “Aman Tanrım!” diye mırıldandı yavaşça ayağa kalkarken. Parmak uçlarıyla hafifçe ilerledi atın yanına doğru, onu korkutmamak için. Tek boynuzlu at, genç kızdan habersiz, öylece duruyor ve göz kamaştırıyordu. Atın gökkuşağı renklerindeki yelelerine dokunma isteği ile dolan Ophelia, elini yavaşça kaldırdı ve okşamak amacıyla atın gövdesine dokundu. Bu ani hareketten korkan at yerinden sıçradı ve genç kızı teperek koşarak uzaklaştı. “Tek boynuzlu atlar ürkektir.” Arkasından gelen sesle irkilen Ophelia, düştüğü yerden kalktı ve kirlenen beyaz elbisesini silkeledi. Sesin sahibine döndüğünde homurdandı ve göle doğru yürümeye başladı. “Yine mi sen?” Sarışın genç adam saraya dönerken yine bu kıza rastlamış ve onu izlemişti. Dudaklarını yukarı kıvırarak eğlenir ifadesini takındı. “Kocaman ormanda sürekli takılıp düşen sakar bir kızla karşılaşmak epey eğlenceli.” Elbisesinin eteğini suyla temizlemeye çalışan Ophelia başını adama çevirdi ve yüzünü buruşturdu. “Eğlenceli mi?” Adamı süzerek, “Peki sen kimsin?” diye sordu. Kahverengi pantolon üzerine yakası biraz açık beyaz gömlek giymiş sarışın adam, botlarıyla genç kıza doğru ilerledi. Biraz eğlenmekten fayda gelmeyeceğini düşünerek, “Matias,” dedi. Unvanını söylemek istemiyordu çünkü belli ki kız yabancıydı. Eğildi ve elini uzattı genç kıza. “Peki siz, Leydim?” Ophelia, önce adama ve ardından adamın uzattığı ele baktı. Onun elini tutmamanın kabalık olacağını düşünerek adamın büyük ellerinin arasına bıraktı narin elini. Matias genç kızı kaldırırken, “Ophelia,” diyerek yanıt verdi Ophelia. Sarışın adamdan biraz bilgi almanın zararı olmazdı. “Ophelia…” diye mırıldandı Matias hayranlıkla. “Ne güzel bir isim.” Genç kızın elini dudaklarına götürerek öptü. “Memnun oldum, leydim.” Ophelia elini çekerek utandı ve başını eğdi. “Ah, bir leydi değilim.” Genç adam çapkın gülümsemesiyle karşılık verdi. “Buradaki tüm hanımefendiler bir leydidir.”Ophelia bu cevaba söyleyecek bir şey bulamayarak yürümeye başladı. “Nereye gidiyorsunuz, leydim?” diye seslendi Matias hâlâ gülerken. “O tarafta hâlen devam eden ormanda kaybolmak mı istiyorsunuz?” Genç kız cevap vermeyip yürümeye devam ederken Matias atına atlayıp hızla şahlanarak kızın yanına yaklaştı. “Leydim?” Ophelia bir anda yanında bitiveren attan ürkerek birkaç adım yana kaydı ve bakışları yeniden buluştu genç adam ile. “Yürüyorum işte,” dedi. “Ormanda yürüyorum. Ne var bunda?” Ağarma…