Moonstone | Aytaşı
Yazar: Lea Andrea

Dünya'nın uydusu olan Ay, her gece kendini gösterip her sabah yeniden kaybolurken Yeni Ay çoktan gelmişti. Ophelia, ormanda olanları unutmuş gibi ziyafet hazırlıklarına yardım ediyor ve sarayın koridorlarında koşturuyordu. Sokak ortasında yapılan şenlikleri ise arada bir, denk gelince sarayın koridorlarındaki veya odalardaki küçük, kristal pencelerden izleyip mutlu oluyordu. Bu süre zarfında ise Kral Matias, şövalyeleriyle beraber bir toplantı içerisindeydi. Ülkenin durumunu tartışıyor ve yeni kararlar alıyordu. Ophelia, Matias'ı rahatsız etmeden kendi odasına çekildi ve elbisesini sallandırarak dolabına yöneldi. Binbir çeşit renklerle tasarlanmış elbiselerden en güzelini, geceye uygun olanı seçmeye çalışırken bir yandan da boy aynasında elbiseyi üzerine tutup deniyordu. Açık mavi renkli olan şık elbisede karar kıldıktan sonra birkaç hizmetli kızın kendisi için hazırladığı sıcak su dolu küvete doğru ilerledi. Üzerindeki lila elbisenin düğmelerini çözdükten sonra elbise yumuşacık hareketlerle genç kızın vücudundan sıyrıldı ve zeminle buluştu. Ophelia vücudunu suya bıraktıktan sonra gözlerini kapayıp rahatlamaya çalıştı. Öyle mutluydu ki içi içine sığmıyordu. Buradaki ikinci Yeni Ay'ını yaşayacaktı ve kralın kiminle dans edeceğini merak etmiyor değildi. Kral için özenle giyinmiş leydilerden birisini seçecek ve narin ellerini tutacak, onunla yumuşak hareketlerle dans edecekti Matias. Bunu düşünen Ophelia'nın zihninde kıskançlık tohumları kıvrılmaya başlamışken gözlerini açtı ve yüzünü buruşturdu. Matias'ın kimseyle dans etmesini istemiyordu, üstelik danstan sonra olacakları düşünemiyordu ancak kurala karşı gelemezdi. Kral ne isterse o olacaktı. Peri tozu kokulu köpükle vücudunu temizledikten sonra saçını da yıkadı ve vücudunu küvetten dışarıya attı. Üzerindeki ıslaklığı alması için önce ince kumaştan bir sabahlık geçirdi, ardından saçlarının suyunu sıkarak omuzlarından aşağı saldı. Saraya geldiğinden beri kendisini kraliyet ailesindenmiş gibi hissediyordu, bir kraliçe gibi asil duruyor ve ona göre kararlar alıyordu. Bazı geceler Matias'ı düşünceli halde bulunca ona tavsiyeler veriyordu ancak ne bir kraliçeydi ne de kraliyet ailesinden biri... Kraliçe olması için gönderilen bir genç kızdı yalnızca. Gece bastırıp Yeni Ay yükseldiğinde Ophelia'nın hazırlanmasına yardımcı olacak olan kızlar odaya girdiler ve Ophelia'nın elbisesini çoktan giydiğini gördüler. Kızı makyaj masasının önüne oturtup dalgalı saçlarını hacimlendirmeye ve şekillendirmeye başladılar. Uçları hafif ıslak kalan saçlar, doğal ve kabarık dalgalarla şekillendiğinde Ophelia hafifçe gülümsedi. Kendisini ilk kez başka birilerinin eline bırakıyordu. Saçlarına ilk kez annesi dışında birileri dokunuyordu. Derin bir iç geçirmemek için kendisini zor tuttu. Annesini özlemişti... Hoş kokulardan süründüğünde hazır olmuştu. “Teşekkür ederim,” diye mırıldandı aynada kendisine bakarken. Yüzünde bir çeşit renklendirici boyadan vardı ve yanaklarını kırmızı, göz kapaklarını elbisesiyle uyumlu mavi renkte gösteriyordu; Ophelia bu boyanın ne olduğunu bilmese de sormayı düşünmedi ve ayağa kalktı, elbisesini düzeltti. Kendisini bir kraliçe gibi hissediyordu. Genç kızlar ellerini çırparak kıza bakarken, “Çok güzel oldunuz leydim,” dedi Ophelia gibi siyah saçlara sahip olan kız, utangaç bir tavırla. Ophelia yeniden teşekkür ettikten sonra kralı bekletmemek için odadan çıktı. Matias, Büyük Salonda kalabalıklaşmaya başlayan insanları izlerken Ophelia'nın nerede kaldığını merak ediyordu. Ellerini birleştirmiş düşünürken gözleri tek bir şeye takılı kaldı. Büyük ve uzun merdivenlerden yavaşça inen ve kalabalığın izin verdiği ölçüde geçmeye çalışan genç kızın ışıltısını gördüğünde nefesi kesildi. Kalbi önce yavaşladı, atışları arasındaki süre artarken gözleri merdivenlerden inen kıza kilitlendi. Sarayın salonunda bulunan her bir insan gibi ona bakıyor, kalbinin ritminin düzelmesini bekliyordu. Ophelia ile göz göze geldiğinde kalbinin ritmi fazlasıyla arttı ve bu kez oldukça hızlı atmaya başladı…