ÇOBAN YILDIZI ve YAKAMOZ

GİRİŞ

Yazar:

ÇOBAN YILDIZI ve YAKAMOZ - Melike Özer kitap kapağı
ÇOBAN YILDIZI ve YAKAMOZ kitap kapağı

18 Temmuz 2008, İzmir/Urla Sıcak havalar tehlikeliydi. Soğuk havalar, yağmurlu havalar, karlı havalar… Bir süs bitkisi gibi cam fanusun arkasından baktığı dünyaya dair bildiği en net gerçekti bu Hazal’ın. Dışarısı… ölümcüldü. Nitekim temmuz sıcağına hapsolmuş bir İzmir ikindisinde, sadece yarım saatlik bir izinle dikildiği iskelenin en ucundan ürpererek izliyordu denizi. Doğa da tehlikeliydi. Ölümün kıyısında gezen, hasta bir çocuk için dünyada tehlikeli olmayan çok az şey vardı. Bunlardan biri de sevmekti. Buna rağmen çok fazla insanı sevememişti Hazal. Annesini seviyordu her şeye rağmen, ara sıra babasını. Bir de Tunç’u. Galiba içlerinde en sevdiği de oydu. Dünyadaki renkleri elinden alınmış birisi, kalan üç beş güzel duyguya tutunacağından onları da abartmadan duramazdı. “Ben kaçıp sizinle yaşasam kabul eder misin?” diye sordu iskeleden sarkıttığı ayaklarını ileri geri sallarken. O, bir süre sonra alışmış, denizin büyüsüne kapılmıştı ancak Tunç için işler çok daha yavaş ilerliyordu. Belki de annesinin su fobisinin getirdiği bir çekingenlik vardı üzerinde. Denizin onu yutacağını zannediyordu. Bu yüzden ayakta, iskelenin ucuna bir metre kadar da uzaktı. “Annen üzülür.” dedi Tunç masumca. Onun annesi biraz bile görmediğinde üzülüyordu çünkü. Öyleyse tüm anneler çocuklarından ayrı kaldığında üzülmeliydi. “Üzülsün. O da beni üzüyor.” Küçük bedenine çok da yakışmayan bir hınçla kıstı gözlerini Hazal. İfadesi biriktirdiği öfkenin yansımasıyla kasıldı. Aile bir tohum ekerdi. Sularsa filizlenir, sulamazsa çürürdü. Hayır. Çok sularsa da çürürdü. “Üzül diye yapmıyordur ki. Sen iyi ol diye yapıyordur. Anneler hep iyiliğimizi düşünür.” diye savundu Tunç ama Hazal’ın annesini pek de tanımıyordu aslında. Her çocuk kendi anne babasından öğrenirdi nasıl davranması gerektiğini. Tunç empati yapmayı bilirdi bu yüzden. Hazal ise… pek bilmezdi. Ya da bilir ama doğru şekilde yapmayı beceremezdi. “Gelmeyeceğim. Gıcıksın sen de. Kaçmayacağım sizin evinize de. Herkesten uzağa kaçacağım.” derken ayağa fırladı Hazal. Ne yoğun bir kasvet vardı ufacık yüreğinde. Ne çok kötü duyguyla mücadele ediyordu daha şimdiden. Oysa diğer çocukların hiç böyle dertleri olmuyordu. Onlar çikolata yiyebiliyorlardı. Denize girebiliyorlardı. İstedikleri kadar dışarıda oynayabiliyorlardı. Özgürlerdi. Çok çabuk kavramak zorunda kalmıştı Hazal özgürlüğün ne demek olduğunu. Hiç tadamadığından, kavramak zorunda kalmıştı. “Sen gıcıksın!” diye çıkıştı Tunç, karşısına dikilmiş olan arkadaşına. “Hemen her şeye kızıyorsun.” Kollarını kavuşturdu göğsünde Hazal. Ağlamaklı bir yüz ifadesiyle süzdü oğlanı. Bazen düşünüyordu. Tunç’la yaşasaydı, onun annesine anne deseydi mesela kesin daha mutlu hissederdi. Tunç’un annesi melek gibiydi. Çocuğunun istediği her şeyi yapıyor, bir dediğini iki etmiyordu. “Küsmeyelim tamam.” dedi yelkenleri suya indirirken. “Başka arkadaşım yok benim.” Başka kimse onunla arkadaşlık etmek istemiyordu. Huysuzsun diyordu annesi. Sanki o çok huyluydu. Omuz silkti Tunç. “Benim de yok.” Az önce öfkeli iki çocuk şimdi de birlikte hüzünlendi. “Yalancı diyorlar ama hiç yalan söylemiyorum ben. Babam bile yalancı diyor. Yalan kötü bir şey, biliyorum. Niye söyleyeyim?” Uzanıp tuttu arkadaşının elini kız. Gülümsedi. “Ben inanıyorum sana.” “Biliyor musun, büyüyünce Hazal’la evleneceğim dedim babama.” diyerek kabarttı göğüs kafesini oğlan, kendiyle gurur duyarcasına. Hazal’ın gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı. “O ne dedi?” “Güldü.” Yine güldü. diye ekledi içinden. Zaten söylediği her şeye gülerdi. “Komikmiş ama.” dedi Hazal iyice neşelendiğinde. Hemen kendini savunmaya çalıştı Tunç. “Şaka yapmadım ki.” Gözlerini açıp kapattı yavaşça küçük kız. “Biliyorum ama komik işte. Sekiz yaşındaki insanlar evlilikten konuşmaz. Bence berbat bir şey zaten. Annemle babam mesela, evliler ve hep kavga ediyorlar.” Kendi anne babası hiç kavga etmediğinden oturtamadı zihnine Tunç. Buna rağmen Hazal’ın düşüncesine karşı da çıkmadı. “Büyüyünce konuşuruz o zaman.” dedi bunun yerine. Kolunu kızın om…

Bölümün tamamını WritePad'de oku