Karanlığa Geçiş-Muska
Yazar: Peri1

Gölgenin arkasındaki sis dalgalanırken, Elara’nın yanında ikinci bir ışık daha belirdi. Bu ışık Elara’nınki gibi değildi; toprak kokan, samimi ve vefakâr bir sıcaklığı vardı. Işığın içinden Zamira’nın babaannesi çıktı. Yüzündeki çizgilerde yılların duası, gözlerinde ise oğlunu kaybetmiş bir annenin ama pes etmeyen bir ata ruhunun sarsılmaz iradesi vardı. "Oğlum..." dedi babaanne. Sesi, gölgenin zift rengi yüzeyinde ilk kez gözle görülür bir titreme yarattı. "Seni o zifiri karanlığa bütünüyle teslim etmedim, etmeyeceğim." Gölge geriledi, hırladı: "O artık bize ait! Sözleşme mühürlendi!" "Sözleşmeler hileyle yapıldıysa, kanın ahı onu bozar," dedi babaanne. Elini açtı; avucunda babasının çocukken boynunda taşıdığı küçük, gümüş bir koruyucu muska belirdi. "Zamira, Babanın ruhunu o yaratıklardan söküp almak için önce onun saklandığı yere, ruhunun çekirdeğine inmeyebilirsin. Ama oraya yalnız gitmeyeceksin." Elara, Zamira'nın diğer yanında durdu. "Zamira, şu an karşında duran şey babanın sadece kabuğu. Gerçek ruhu, karanlık fraksiyonun en derin zindanında, kendi çaresizliğine zincirlenmiş durumda. Onu kurtarmak için üç şeye ihtiyacımız var." Zamira iki rehberine de dikkatle baktı. "Ne yapmam gerekiyor?" "Birincisi," dedi Elara parmağını gölgeye doğru uzatarak. "Bu gölgeyi 03:03'ün içine mühürleyeceğiz. Onun babanla olan bağını bir izci ipi gibi kullanıp, zihnini doğrudan o zindana düşüreceğiz." "İkincisi," dedi babaannesi, avucundaki gümüşü Zamira'nın eline tutuşturarak. "Babanın karşısına çıktığında ona 'Oğlum' deme, ona Eşik deme. Ona çocukken balkondan gökyüzüne bakarken taktiğin o ismi söyle. Onu insanlığına, çocukluğuna uyandır. Parazit yaratık, baban kim olduğunu hatırladığı an onun bedeninde duramaz, kusulur." "Üçüncüsü..." Elara derin bir nefes aldı. "Gövden burada, 03:03'te kalırken ruhun karanlık diyara inecek. Dışarıda kalan Nayel, senin bedenine saldırmak isteyecek diğer gölgeleri püskürtecek. O senin dünyadaki kalkanın olacak, biz ise ruhundaki rehberlerin." Zamira elindeki gümüş soğukluğa baktı. Annesinin donmuş yüzüne, saatin 03:03'te duran yelkovanına ve karşısındaki o acı çeken gölgeye baktı. Korku gitmişti. Yeri, asırlardır biriken bir soyun kararlılığıyla dolmuştu. "Planı başlatıyoruz," dedi Zamira. "Babamı o karanlığın içinden çekip alacağız."Zamanın durduğu o dondurucu 03:03 anında, salonun ortasındaki hava cıva gibi ağırlaşmıştı. Havadaki toz taneleri donmuş birer kristal tanesi gibi süzülmeyi kesmiş, annesinin yüzündeki dehşet ifadesi mermere kazınmış bir heykel gibi kilitlenmişti. Zamira, avucunun ortasındaki gümüş muskanın soğukluğunu iliklerine kadar hissediyordu. Babaannesinin elinin dokunuşu, o dondurucu hiçliğin ortasında topraktan sızan ilk bahar sıcaklığı gibiydi. Elara ise sağ tarafında, boyutsal bir sütun gibi dimdik duruyordu; ışığı oda içerisindeki karanlık dumanları yavaşça geri itiyor, görünmez bir kalkan örüyordu. "Kolay olmayacak kızım," dedi babaannesi. Sesi fısıltıdan ibaretti ama her bir kelimesi Zamira'nın göğüs kafesinde kadim bir duanın ritmiyle yankılandı. "Karanlık, yuttuğu şeyi kolay kolay kusmaz. Özellikle de o şey, bir babanın evladı uğruna feda ettiği öz ruhuysa..." "Onu kusmak zorunda kalacak," dedi Zamira. Sesi titriyordu ama gözlerinde en küçük bir tereddüt yoktu. Elara elini havada zarifçe kaldırdı. Avucunun içinden süzülen şeffaf, gümüşi ışık huzmeleri, salonun ortasında bükülerek duran o gölge babanın etrafını sarmalamaya başladı. Gölge, kapana kısılmış yırtıcı bir hayvan gibi hırladı. Solgun yüzü sürekli biçim değiştiriyor, babasının çaresiz ifadesiyle karanlık cinlerin iğrenç, pul pul olmuş yüz hatları arasında gidip geliyordu. "Bu varlık babanın kendisi değil," dedi Elara, Zamira’ya bakarak. "Bu sadece oradaki zindandan buraya sarkıtılmış bir olta, bir gölge bir kukla. Onun gözlerinin içine bak Zamira. Eşik gücünü kullan ve onun bedenine saplanmış olan o gümüşi ruh ipini bul." Zamira derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı ve kalbinin tam ortasındaki o görünmez noktaya indi…