12 Eşik
Yazar: Peri1

Sokağın üzerindeki yağmur çiselemeye devam ederken, kapının gümüşi mühürleri gelen yabancıyı reddetmek bir yana, ona adeta bir ev sahibi hürmetiyle yolu açmıştı. Zamira bir adım geri çekilerek genç adama yol verdi. Islak kabanından süzülen su damlaları, salonun girişindeki ahşap parkeye damlarken, genç adamın altın sarısı gözleri bir anlığına evin köşelerine, Araz’ın duvara kazıdığı gümüş renkli Ata Mühürleri’ne kaydı. Derin bir nefes aldı; o nefesle birlikte göğsünün genişlediği, ruhundaki görünmez bir ağırlığın bu evin kozmik kubbesi altında hafiflediği hissediliyordu. "Evine hoş geldin Eşik," dedi Zamira, kapıyı yavaşça kapatıp sürgüyü çekerken. "İçeri buyur." Annesi, salonun ortasındaki koltuğun yanında durmuş, şaşkınlıkla yeni gelen adam'a bakıyordu. Araz, masanın kenarından doğrularak adım attı. Yıllarca kaldığı zindandan yeni kurtulmuş bir adam olarak, gelen gencin taşıdığı o saf yüksek frekansı hemen tanıdı. Nayel ise salonun en gölgeli köşesinde, duvara yaslanmış vaziyette duruyordu. Buz mavisi gözleri, yabancının hareketlerini ciddiyetle takip ediyordu ama aralarında hiçbir tehdit sezilmiyordu; Yasa mühürlenmişti. Genç adam salona adım attı. Üzerindeki ıslak kabanı çıkarıp sandalyenin arkalığına astı. Esmer yüz hatları, keskin bir çene yapısı ve gecenin karanlığında bile adeta kendi ışığını yayan o muazzam altın rengi irisleri vardı. "Benim adım Devrim Alaz ," dedi genç adam. Sesi tok, güven veren ve içinde kadim bir dağ rüzgarının uğultusunu taşıyan bir tondaydı. "Kazdağları’nın, eski adıyla İda’nın kuzey eteklerindeki küçük bir köyde doğdum. Çocukluğumdan beri yerin altından gelen fısıltıları, taşların dilini ve yıldızların rotasını okurdum. Ama ne olduğumu neyi beklediğimi hiçbir zaman tam olarak adlandıramamıştım. Ta ki bu gece saat 03:03’te göğsüme bir şimşek saplanana kadar." Devrim, masanın etrafındaki sandalyelerden birine oturdu. Annesi, bu kadar yüksek mistik olayın ortasında bile insani misafirperverliğini kaybetmeyerek mutfaktan taze demlenmiş sıcak bir çay getirdi ve Devrim’in önüne koydu. Devrim, çay bardağına elini sürdüğünde tebessüm etti. "Teşekkür ederim," dedi. Sonra gözlerini Zamira’ya çevirdi. "Zamira O gece 03:03'te boyutsal yarığı yırtıp babanı o çekirdekten çıkardığında, çıkardığın ruhsal çığlık dünyayı saran tüm Ley Hatları’nda (dünyanın enerji damarlarında) bir alarm gibi çaldı. O an elime yapışan bu taş, asırlardır sürdüğü uykudan uyandı." Devrim elini cebine attı ve avucunun büyüklüğünde, pürüzsüz, koyu yeşil ve siyah damarları olan dairesel bir taş çıkardı. Taşın yüzeyinde altın kakmayla işlenmiş karmaşık geometrik çizgiler ve 12 adet boş yuva vardı. Bu, Astra-Mühür Pusulası idi. "Bu bir harita mı?" diye sordu Araz, masaya doğru yaklaşarak. Araz’ın parmakları taşın üzerindeki kadim sembolleri tanırcasına titredi. "Zindandayken gölgelerin mırıldandığı o kehanet... Kadim Sütunlar." "Evet," dedi Devrim. "Dünyanın dengesi sadece tek bir Eşik’in omuzlarında duramaz. Evren, çökmeyi önlemek için dünyayı 12 ana sütun üzerine kurmuştur. Bunlar, 12 Ana Eşik Muhafızı’dır. Bizler farklı coğrafyalarda, farklı yeteneklerle ve farklı yaşamlarla uyutulmuş muhafızlarız. 03:03 patlaması, bu pusulayı aktifleştirdi. Ancak haritanın tamamen açılması için..." Devrim gözlerini Zamira’ya dikti. " ilk kıvılcımı çakan asıl Eşik’in kanına ve iradesine ihtiyaç var." Zamira hiç tereddüt etmedi. Masadaki küçük gümüş mühür iğnesini aldı, parmağının ucuna hafifçe bastırdı. Parmağının ucunda beliren o parlak, gümüşi kırmızı damlayı taş pusulanın tam ortasındaki boşluğa damlattı. O an, salonda büyüleyici bir şey gerçekleşti. Taş pusuladan yayılan altın ve mor renkteki ışık huzmeleri, masanın üzerinde yükselerek üç boyutlu, devasa bir dairesel küreye dönüştü. Dünya’nın şeffaf, gümüş hatlarla örülmüş kozmik bir haritası salonun ortasında süzülüyordu. Haritanın üzerinde 12 farklı noktada pırıl pırıl parıldayan kozmik mühürler belirdi. "İşte..." dedi Devrim Alaz, gözleri ışıkla yıkanırken. "12 Sütun. 12 Ana Eşik. Çoğunluğu b…