Giriş
Yazar: Peri1

Zamira on yedi yaşında; dışarıdan sessiz, ama içinde fırtınalar taşıyan genç bir kızdır. İstanbul'un unutulmuş mahallelerinden birinde, eski bir apartmanda annesiyle birlikte yaşar. Babası yıllar önce ortadan kaybolmuştur. Kimileri onları terk ettiğini, kimileri ise bir kazada öldüğünü anlatır. Annesi hiçbir zaman bu konuda net ve gerçekçi bir cevap vermemiş onu hep geçiştirmiştir. Bu sessizlik ve yanıltıcı davranışlar, Zamira'nın ruhunda yankılanan bir boşluk haline gelir. Okulda neredeyse görünmez. Çevresi küçüktür, yalnız başına vakit geçirir, kitaplar ve kendi iç dünyası arasında kurduğu dünyası onun için yeterlidir. Fakat görünenin ardında kimsenin bilmediği bir gerçekle yaşamak onun için bir ödül müydü? Zamira çocukluğundan beri asla görmemesi gereken şeyler gördü. Bir odanın köşesinde titreyen bir gölge… Kulağının yanından nefesini hissettirerek geçen bir fısıltı. İnsanların korkularından besleniyormuş gibi onlara yapışan karanlık silüetler heryerdedir. Daha küçükken annesine bu gördüklerini anlatır fakat kültürel yapıya göre bunlar bastırılması gereken hatalı görülerdir ve o günden itibaren Zamira bunu tek başına taşıması gerektiğine inanır. Yine de bilir ki yaşadıkları birer hayal ürünü değil kendi gerçekliğinin bir parçasıdır. Geceleri nadiren uyur. Bazen saatlerce üzerinde gözler hisseder… Bazen penceresinde ait olmayan bir yansıma belirir… Bazen ise bir nefes kulağının kenarını ısıtır. Ne zaman yalnız kalsa, dünya derinleşir, kararır; sanki sessizlikte onu bekleyen bir şey hep oradadır. Gündüzleri sıradan bir lise öğrencisidir. Geceleri ise başka bir kapı açılır ve her seferinde bir varlık içeri girer. İçinde iki yarım ruh taşır, biri dünyanın talep ettiği sessizlik ve annesinin uyarı gibi kulağında yankılanan kuralı: "Gördüğün her şey gerçek değil. Böyle şeyler olmaz. Bunlar senin hayal ürünün.” Tanık olduğu gölgeler, etrafında kıvrılan fısıltılar, her biri yutmak zorunda kaldığı bu kurala karşı çıkar. Zamira küçüklüğünden beri yaşam ve ölümle takıntılıdır. Birisi öldüğünde ruh nereye gider? Boşluk gerçekten nedir? Bu korku değil. Bu, varoluşun gerçek döngüsünü anlama içgüdüsüdür. Kitaplar onun sığınağıdır. —mitoloji, antik uygarlıklar, cinler, melekler… Ne zaman fırsat bulsa, tozlu kütüphane raflarında kaybolur ya da internetteki meraklı forumlarda kendini kaybederdi. Akranları partilerin ve heyecanın peşindeyken, o görünmeyenin peşindeydi. Cesurdu, düşüncesiz ve kaybolmuş değil, bilinmeyenin meraklı bakışlarıyla yaşadıklarına dayanarak korkusuzca savaştığı sistemin kurallarını yıkan bir yapıya bağlıydı bu tavrı . Zamira için karanlık korkulacak bir şey değildi; Anlaşılmayı bekleyen bir kapıydı. Farkında olmadan, merakı çoktan geri döndürülemez bir kapıyı aralamıştı. Hayatına bir şey davet etmişti. Bir varlık. Bir bağlantı. Bir kapı. Yakında ardına kadar açılacak ve onu tüm hayatı boyunca hissettiği bir dünyaya çekecek bir kapı. Zamira okuldan eve geldiğinde her zaman yaptığı şeyi yaptı: kendini odasına kapattı. Küçük masası kitap yığınlarının altında kalmıştı: mitoloji, eski inanç sistemleri, ruhlar ve cinler hakkında eski halk masalları, çoğu insanın unuttuğu, onun peşinden koşmaktan asla vazgeçmediği hikayeler. Bir pasajda durdu ve satırları tekrar okudu: "Gölgelerle karşılaşmalar genellikle yalnızlık anlarında gerçekleşir. Sessizdirler, ancak varlıkları odadaki havayı değiştirir." Gözleri son kelimeyi takip ederken, odasındaki ışık titredi, hafif ama tüylerini diken diken etmeye yetecek kadar. Başını kaldırdı. Kitaplarının yanındaki cam süs eşyasında yansımasını gördü. Yansıyan yüzü bir anlık gecikmeyle hareket etti. "Yine mi…" diye fısıldadı kendi kendine. Telefonu aniden çaldı ani ses sessizliği yarıp geçti ve kalbinin hızla çarpmasına neden oldu. Arayan annesiydi. Geç kalacağını söyledi ve telefon görüşmesi bitti. Zamira derin bir nefes aldı. İçindeki huzursuzluk bütün akşam boyunca artmıştı. Perdeler kapalı olmasına rağmen, odanın belirli bir köşesi diğerlerinden daha karanlıktı doğal olmayan bir şekilde…