Bölüm 2: Soğuk Hava Dalgası
Yazar: İpek🩷

Eğer bir insanın kelimeleri ruhunuza bir kez dokunduysa, artık onun sesini hiç duymamış olmanızın bir önemi kalmıyor. Dün gece, odamın zifiri karanlığında yatağıma uzanmış tavanı izlerken tam olarak bunu düşünüyordum. Saat gece yarısını çoktan geçmiş, akreple yelkovan 01.30’u gösterdiğinde telefonumun komodinin üzerinde hafifçe titremesiyle yerimden fırlamıştım. Ekranı açtığımda, o gizemli numaradan gelen iki fotoğraf karesiyle karşılaştım. Bembeyaz, çizgisiz bir kağıda kurşun kalemle, inanılmaz düzenli ve dik bir el yazısıyla iki sorunun çözümü dökülmüştü. Ama beni asıl sarsan çözümlerin doğruluğu değil, her bir adımın yanına, sanki karşımda oturmuş da bana sabırla anlatıyormuş gibi düşülen küçük notlardı. Birinci adımın yanına, parantez içinde, "Burada paydaları eşitlerken acele etme Bilinmeyen, senin gibi heyecanlı birinin en çok yapacağı hata budur," yazmıştı. İkinci sorunun sonuna ise çok hafif, neredeyse silik bir kurşun kalem çizgisiyle şu cümleyi iliştirmişti: "Sınavı gözünde büyütme. Sen sadece bu gece rahat bir uyku uyu. Yarın her şey güzel olacak." O notu okuduktan sonra kalbimin göğüs kafesime vuran ritmini değiştiren şeyin ne olduğunu sabaha kadar çözememiştim. Üç yıldır her gece rüyalarıma giren, okul koridorlarında arkasından melül melül baktığım Berk, o gece aklımın ucundan bile geçmemişti. Ben sadece, hayatımda hiç görmediğim, sesini duymadığım, adını bile bilmediğim o numaraya ait dik el yazısını düşünerek uykuya dalmıştım. Pazartesi sabahı, okul bahçesinden içeri adım attığımda havadaki o klasik, kasvetli sınav stresi yüzüme çarptı. Herkes elindeki kağıtları ezberlemeye çalışıyor, panik içinde koridorlarda koşturuyordu. Ben ise şaka gibi ama inanılmaz derecede sakindim. Üzerimde her zamanki okul üniforması, saçlarımda salaş bir at kuyruğu vardı. "Günaydın Doğa!" Sesin geldiği yöne döndüğümde Berk’i gördüm. Basketbol takımının o meşhur ceketini omuzlarına atmış, her zamanki gibi etrafına ışık saçan o kusursuz gülümsemesiyle bana doğru yürüyordu. Eskiden olsa bu sahne karşısında dizlerimin bağı çözülür, heyecandan ne diyeceğimi bilemezdim. Ama bugün... Bugün Berk bana doğru yürürken içimde en ufak bir rüzgar bile esmedi. Onun o çok havalı bulduğum saçları, parlak dişleri ve özgüvenli duruşu gözüme o kadar sıradan, o kadar yapay geldi ki, kendime şaşırdım. "Günaydın Berk," dedim, sesim beklediğimden bile daha düz ve normal çıkmıştı. "Sınıf grubunda dün gece bende çözümler var yazmıştın. Şu hatalı olan soruları bana da göstersene, neye dikkat etmem gerekiyor?" diye sordu, elini ensesine atarak. Dün gece o gizemli çocuğun kurduğu cümle zihnimde yankılandı: "Başkalarının gözüne girmek için bu kadar risk almanıza gerek yok. Özellikle de sizin bu çabanızı fark etmeyecek insanlar için." Berk’in gözlerinin içine baktım. O benim çabamı, ona yardım etmek için çektiğim uykusuzluğu ya da hislerimi hiçbir zaman önemsememişti. O sadece işine yarayacak notların peşindeydi. "Şey... Berk, ben o notları dün gece kaybettim ya. Telefonum çöktü, silindi hepsi. İnternetteki çözümler de zaten yanlışmış, seni yanıltmak istemem," dedim. Berk’in yüzündeki o parlak gülümseme bir anlığına söner gibi oldu, hayal kırıklığıyla iç çekti. "Hadi ya... Neyse, sağlık olsun. Ben kantine iniyorum o zaman, görüşürüz," deyip arkasını döndü ve gitti. Arkasından bakarken içimde ne bir pişmanlık ne de bir üzüntü vardı. Sadece büyük bir özgürlük hissi kalmıştı. Kalbimin prangalarından biri o an tamamen kırılmıştı. Sınav salonuna, yani kendi sınıfıma girdiğimde öğretmen çoktan sıraları düzenlemişti. Herkes tekli oturuyordu. Şansıma pencere kenarında, orta sıralardan biri düşmüştü. Çantamı sıranın yanına asıp sandalyeme yerleştim. Kalbim yavaş yavaş hızlanmaya başlamıştı ama bu seferki Berk için değil, o gizemli yabancının bana verdiği sözü tutup tutmayacağını görmek içindi. "Yarın okulda karşılaştığımızda beni tanıyabilecek misiniz, gerçekten çok merak ediyorum," demişti. Sınav kağıtları dağıtılmaya başladığında, sınıfa derin bir sessizlik çöktü. Kağıdı…