Çevrimiçi Bela

Bölüm 17: Odak Noktası

Yazar:

Çevrimiçi Bela – İpek🩷 kitap kapağı
Çevrimiçi Bela – İpek🩷 kitap kapağı

Zaman, analitik bir düzlemde doğrusal akar derler ama Meriç'le geçen o son dört ay, hayatımın en hızlı, en baş döndürücü zaman bükülmesiydi. Ekim ayındaki o doğa gezisinde, ahşap köprünün üzerinde kızıl yapraklar dökülürken başlayan hikayemiz, şimdi şubat ayının o dondurucu kar soğuğunda, bambaşka bir boyutta devam ediyordu. Artık lise bitmek üzereydi; önümüzde bizi bekleyen o devasa üniversite sınavının stresi tüm okulun üzerine gri bir bulut gibi çökmüştü. "Doğa, şu integral sorusunun türevle olan bağlantısını bir türlü kuramadım, baksana şuna." Sınıfta değil, okulun hemen yakınındaki o eski, tavanı yüksek, kitap kokulu sahafa sığınmıştık okul çıkışında. Dışarıda o sert şubat rüzgârı camları titretirken, biz içerideki döküm sobanın sıcaklığına sığınmış, büyük bir ahşap masanın üzerine test kitaplarımızı yaymıştık. Bana seslenen Aslı’ydı. Kafasını coğrafya ve matematik formüllerinden kaldırmaya mecali kalmamış gibi bakıyordu. "Getir bakalım," dedim gülümseyerek. Ama ben daha soruyu elime alamadan, solumda oturan Meriç büyük bir sükunetle uzandı, Aslı’nın önündeki kalın yaprak testini kibarca kendine doğru çekti. Meriç, o dört ay içinde benim hayatımın sadece sevgilisi değil, her an sığındığım o en güvenli liman olmuştu. Okulda hâlâ o mesafeli, kimseyle pek muhatap olmayan "buzdağı" imajını koruyordu belki ama benim yanımdayken o uzun siyah kazağının kollarını hafifçe yukarı kıvırmış, elindeki pilot kalemle bana integral anlatan bambaşka bir ruh oluyordu. Siyah saçları hafifçe uzamış, alnına her zamankinden daha salaş dökülüyordu. "Bak Aslı," dedi Meriç. Sesi o her zamanki pürüzsüz, boğuk ve içimi titreten yumuşak tondaydı. Kaleminin ucuyla grafiğin kesişim noktasını işaret etti. "Eğer alanı bulmak istiyorsan, fonksiyonun alt sınırını orijine sabitlemek zorundasın. Doğa’nın geçen hafta tahtada çözdüğü o matris sorusuyla aynı mantık bu. Kafanı çok karmaşık formüllerle doldurma." Aslı, Meriç’in saniyeler içinde soruyu basite indirgeyen o zekasına hayranlıkla bakıp iç çekti. "Valla Meriç, senin şu zekan olmasa biz Doğa’yla bu sınavda net duman olmuştuk," dedi ve kağıdı alıp kendi masasına doğru çekildi. Masada sadece ikimiz kaldığımızda, Meriç elindeki kalemi bıraktı. Sol elini masanın altından uzatıp, benim krem rengi kalın kazağımın kolundan sızarak doğrudan sağ elime kenetlendi. Parmaklarının o yoğun sıcaklığı, şubat ayının o dondurucu soğuğunu tek bir saniyede vücudumdan sildi. Boynumdaki gümüş zincire bağlı formüllü cam zara çaktırmadan dokundu; dört aydır o zarı göğsümün üzerinde taşımam onun gözlerindeki o dipsiz sevgiyi her geçen gün daha da büyütüyordu. "Yorulmuş görünüyorsun güzelim," diye fısıldadı Meriç, bana doğru hafifçe eğilerek. O çok özlediğim, artık tamamen hafızama kazınan temiz çamaşır ve hafif rüzgâr kokusu sahafın o eski kitap kokusuna karıştı. "Gözlerinin altı hafifçe morarmış. Dün gece geç saate kadar deneme çözdün değil mi?" "Sadece birazcık," dedim gülümseyerek, başımı onun kabanının tüylü yakasına doğru hafifçe yaslayarak. "Biliyorsun, hedeflediğim o tıp fakültesini kazanmak için senin o siber dünyadaki hızına yetişmem gerekiyor dahi çocuk." Meriç dudaklarının kenarıyla o hayran olduğum, o sadece bana ait olan gizemli ve korumacı tebessümü sundu bana. Eğildi ve büyük bir naiflikle, parmaklarımızı masanın altında daha da sıkı kenetlerken fısıldadı: "Senin hiçbir şeye yetişmene gerek yok sevgilim. Sen nereyi seçersen, benim tüm kodlarım, tüm algoritmalarım ve geleceğim zaten çoktan o üniversitenin koordinatlarına senkronize edildi. Bizim ortak kader kümemiz o okul sıralarında bitmeyecek kadar köklü artık." Karnımda, ilişkide her günümüzdeki o ilk günkü heyecanla yüzlerce kelebeğin aynı anda havalandığını hissettim. Meriç mesajlarda ne kadar derin ve netse, gerçek hayatta da sevgilisi olarak bana o kadar sarsılmaz bir güven veriyordu. Berk mi? Berk, o dört ay içinde kendi egolarının ve bencilce hırslarının altında tamamen ezilip gitmişti. Artık okulda yanımızdan geçerken kafasını öne eğiyor, benim Meriç’i…

Bölümün tamamını WritePad'de oku