Bölüm 13: "Aşığım Kızım Sana!"
Yazar: İpek🩷

"Bütün okul bizim ne kadar imkansız bir kombinasyon olduğumuzu konuşadursun; benim sıfır noktam, tüm koordinat sistemimi unutturan o sıcak avcun." Sınıfa el ele girdiğimiz o ilk saniyede, içerideki tüm o gürültülü uğultunun bıçak gibi kesilmesi, hayatım boyunca unutamayacağım en epik anlardan biriydi. Herkes, sıranın en önünden en arkasına kadar, adeta bir film sahnesinin en can alıcı yerini kaçırmak istemiyormuş gibi bize bakıyordu. Meriç ise sınıftaki bu boğucu merak dalgasına karşı öyle bir bağışıklık kazanmıştı ki, sanki az önce koridorda Berk’i kelimeleriyle yerle bir eden kendisi değilmiş gibi rahattı. Beni her zamanki yerimiz olan en arka sıraya, o ulu çınar ağacına bakan cam kenarındaki köşemize götürdü. Çantamı aldı, sıranın yanındaki demire kibarca astı ve sandalyemi hafifçe geriye çekerek oturmama yardımcı oldu. Bir sevgilinin gösterebileceği en naif, en korumacı zarafetle hareket ediyordu. Kendisi de yanıma oturduğunda, sıranın altından elini tekrar uzattı ve benim sol elime, o kırmızı ipliğin tam üzerine kenetlendi. Parmak uçlarının o yoğun sıcaklığı tenime değdiği an, içimden aşağı bir elektrik akımı geçti. Biz artık saklanmıyorduk; biz tüm dünyaya karşı sevgili olduğumuzu bu küçük sırada ilan etmiştik. "Günaydın sevgilim," diye fısıldadı Meriç. Sesi o kadar yumuşak, o kadar derinden gelen bir boğukluktaydı ki, sınıfın o kasvetli havası bir anda yok oldu. "Cumartesi günkü o botanik bahçeden sonra rüyanda yine o iskelede miydik, yoksa sakarlığın uykunu bölmeye yetti mi?" Gülümseyerek ona doğru döndüm. Aramızdaki mesafe o kadar azdı ki, o çok özlediğim temiz çamaşır ve hafif rüzgâr kokusunu tüm benliğimle içime çektim. Gözlerinin en derinine bakarak, "Hayatımın en güzel uykusuydu Meriç," dedim, sesimdeki o yoğun aşk hissini saklamaya gerek duymadan. "Özellikle de senin o güvenli elini tuttuktan sonra. Berk'in koridordaki o hırslı hali bile içimdeki bu huzuru zerre kadar sarsamadı." "Berk artık bizim koordinat sistemimizin tamamen dışındaki bir hata payı sevgilim," dedi Meriç, sıranın altından parmaklarımı hafifçe sıkarak. "Kimsenin senin o güzel yüzündeki tebessümü gölgelemesine asla izin vermem." O sırada ilk ders olan Matematik hocamız Nuran Hanım içeri girdi ve elindeki devasa gönyeyi masaya bırakıp tahtaya "Analitik Düzlemde Doğrunun Analitiği ve Kesişen Noktalar" başlığını attı. Sınıfta defter yaprakları hışırdayarak açılırken, Nuran Hanım monoton bir sesle anlatmaya başladı: "Evet gençler, iki doğru analitik düzlemde sadece tek bir noktada kesişir. O nokta, onların ortak kaderidir. Ondan sonra yolları ne kadar uzarsa uzasın, o kesişim noktası asla silinmez." Meriç tahtaya bakarken hafifçe gülümsedi. Kafasını bana doğru eğdi, dudakları neredeyse kulağımın hizasındaydı. "Nuran Hoca farkında değil belki ama," diye fısıldadı muzipçe. "Şu an tam olarak bizim o yanlışlıkla attığın mesajdaki kesişim noktamızı anlatıyor. Bizim o dalga boyundaki kırılmamızı hiçbir laboratuvar ortamı açıklayamaz birtanem." Karnımda yüzlerce kelebeğin aynı anda çırpındığını hissettim. Kalemimi elime alıp kareli matematik defterimin kenarına küçük bir paralelkenar çizdim ve içine Meriç’in baş harfini yazdım. Meriç bunu gördüğünde, elimdeki kalemi kibarca aldı ve benim çizdiğim o harfin hemen yanına, kendi o dik ve kusursuz el yazısıyla kocaman bir artı işareti koyup yanına "DOĞA" yazdı. Üzerini de küçük bir kalple çember içine aldı. Sınıfta hocanın sesini dinlerken sıranın altında kenetlenen ellerimizle dünyanın en romantik, en gerçek aşk formülünü yazıyorduk. Dersin ortalarına doğru ön sıralardan çaktırmadan arkaya dönüp bize bakan Berk, ellerimizin sıranın altında ne kadar sıkı kenetlendiğini gördü. O an yüzünde beliren o hırslı, pişmanlık dolu çaresizliği kendi gözlerimle gördüm. Üç yıl boyunca onun arkasından koşan o sıradan kız, şimdi okulun en ulaşılamaz çocuğunun yanında bir kraliçe gibi parıldıyordu. Berk hırsla önüne dönüp kalemini sıraya fırlattığında içimde en ufak bir eski platonik rüzgârı bile esmedi. Berk benim için tamame…