Bölüm 1: Rezilliğin İspatı
Yazar: İpek🩷

"Eğer şu an yer yarılmaz ve ben içine girmezsem, evrenin tüm adalet terazilerini bizzat kendi ellerimle kıracağım." Odamın ortasında, sanki dünyanın en ağır yükünü taşıyormuşum gibi yatağa kapaklanmış durumdaydım. Telefonum tam karşımda, battaniyenin üzerinde duruyordu ve ekranından yansıyan o mavi ışık, adeta bana doğru fırlatılmış bir el bombası gibi parlıyordu. Her şey, bitmek bilmeyen lise hayatımın en büyük, en trajikomik dramasıyla başlamıştı: Ertesi günkü Matematik-2 sınavı ve üç yıldır uzaktan uzağa, adeta ulaşılmaz bir müze eserini izler gibi izlediğim okulun altın çocuğu Berk. Doğruyu söylemek gerekirse, ben o güne kadar Berk’i hayatımın merkezine koyduğumu, ona gerçekten aşık olduğumu sanıyordum. Onun koridorlardan geçerken saçlarını savuruşunu, basketbol potasına zıplarken yüzünde oluşan o hırslı ifadeyi her gördüğümde kalbimin sıkışmasını aşk zannediyordum. Oysa o öğleden sonra yaşayacaklarım, bana o güne kadar hissettiğim her şeyin aslında ne kadar yüzeysel, ne kadar boş bir çocukluk hevesi olduğunu kanıtlayacaktı. Kaderin benim için çok daha derin, çok daha zarif ve kelimelerle örülmüş bambaşka bir planı vardı. Ve o plan, hayatımın en büyük sakarlığıyla devreye girecekti. Berk’in sınav notlarını bir şekilde ele geçirmiştim. Daha doğrusu, bizim o kaos dolu sınıf grubuna yanlışlıkla atılan ve saniyeler içinde silinen o kutsal PDF’i, üstün reflekslerim sayesinde herkesten önce indirmeyi başarmıştım. Bu benim için yüzyılın fırsatıydı. Berk’e "anonim" bir hesaptan yazacak, ona bu zorlu sınavda yardım edecek, kahraman gibi ortaya çıkacak ve sonra da gizemli bir şekilde kalbini çalacaktım. Planım kafamın içinde o kadar kusursuz işliyordu ki, kendimi bir an bir romantik komedi filminin başrolü gibi hissetmiştim. Tabii eğer ben, doğduğum günden beri şans tanrıçası tarafından tamamen terk edilmiş, kendi düz yolda yürürken bile ayağı birbirine dolanan o Doğa olmasaydım. Heyecandan tir tir titreyen parmaklarımla okul yıllığının arkasındaki o eski, yıpranmış numara listesini açtım. Berk’in adının karşısındaki numarayı zihnime kazımaya çalıştım. Son iki hanesi gözüme çarptı: 42. Ya da benim o anki heyecan fırtınasından dönmüş beynim bana öyle oyun oynuyordu. Telefonumu yatağa fırlatıp derin bir nefes aldım. Kalbimin göğüs kafesimi dövmesini sakinleştirmeye çalışarak WhatsApp'ı açtım. Profil fotoğrafımı hemen gizledim, durum kısmını sildim, adımı sadece "Bilinmeyen Numara" olarak değiştirdim ve o ilk tarihi, hayatımı altüst edecek mesajı gönderdim. Bilinmeyen Numara: Yarınki matematik sınavının cevap anahtarını buldum, bana ömür boyu kahve borçlusun yakışıklı ;) (14:32) Mesajı gönderir göndermez telefonu yastığın altına sakladım. Sanki benden uzak olursa heyecanım geçecekmiş gibi bir süre nefesimi tuttum. Dayanamayıp telefonu tekrar elime aldığımda, mesajın yanındaki tek tikin çoktan çift tike, ardından da saliseler içinde masmavi bir renge dönüştüğünü gördüm. Kalbim adeta ağzımda atıyordu. Cevap o kadar hızlı geldi ki, ekrana bakarken gözlerimi birkaç kez kırpıştırmak zorunda kaldım. Gelen cevap, öyle kaba veya sert değildi; aksine, son derece kibar, mesafeli ve zekice tasarlanmış bir gizem barındırıyordu. Karşımdaki kişi benimle tatlı tatlı oynamaya daha ilk cümleden başlamıştı ama ruhum bile duymamıştı. 053X...: Merhaba. Sanırım bir yanlışlık var. Ben matematik sınavından kalmıyorum, ayrıca kimseye kahve borçlanacak bir şey yaptığımı da hatırlamıyorum. Ama yine de niyetiniz için teşekkürler. (14:33) Ekrandaki kelimelere bakarken kaşlarımı çattım. Berk normalde alt dönemlere bile "kardeşim" diyen, sınıfta sürekli espri patlatan, neşeli bir çocuktu. Noktalama işaretlerine bu kadar dikkat etmesi, bu kadar resmi ve yumuşak bir sınır çizmesi tuhafıma gitmişti. "Herhalde sınav stresi yüzünden böyle kurumsal bir havaya büründü" diye düşündü saf kafam. Klavyeye parmaklarımı hızla vurdum, geri adım atmaya niyetim yoktu. Bilinmeyen Numara: Ay pardon, bu ne resmiyet böyle? Sen koskoca okul birincisine (yani bana) mi inanmıyorsun? Ber…