CELLAT CİCEKLERİ

Bölüm 1

Yazar:

CELLAT CİCEKLERİ - Derin Sonat kitap kapağı
CELLAT CİCEKLERİ kitap kapağı

​1. Bölüm: Bahçıvanın Sessizliği ​İstanbul’un yağmuru, şehrin kirini temizlemeye yetmiyordu ama Mona’nın üzerinde durduğu çatı katındaki o büyük cam pencereye çarpan damlalar, içerideki sessizliği daha da boğucu kılıyordu. Mona, elindeki gümüş makasla vazo içindeki devasa, kan kırmızısı bir gülün dikenlerini buduyordu. ​"Yine geç kaldın, Selen," dedi Mona, arkasına bakmadan. ​Kapıdaki genç kadın, üzerindeki deri ceketin ıslaklığını silkeleyerek içeri girdi. "Hedef, düşündüğümüzden daha kalabalıktı. Üç koruma, iki giriş kapısı... Hepsi etkisiz hale getirildi ama planın biraz dışına çıkmak zorunda kaldık." ​Mona, gülü vazoya yerleştirdi. "Detaylar umurumda değil, Selen. Sonuç? İş bitti mi?" ​"Bitti," dedi Selen, elindeki küçük bir deri çantayı masaya bırakarak. "Tıpkı istediğin gibi. Kimse bizi görmedi. Kimse ne olduğunu anlamadı." ​Mona yavaşça döndü. Bakışları, şehrin ışıklarına takılmıştı. Bugün temizlenecek olan isim, yıllardır şehrin yeraltı kumarhanelerini yöneten, kadınları birer meta gibi alıp satan büyük bir isimdi. Mona’nın elindeki makas, bir anlığına bir silahtan daha keskin görünüyordu. ​"Ona çiçeğini bıraktın mı?" ​"Evet," dedi Selen. "Zakkum. Tam kalbinin üzerine." ​Mona hafifçe gülümsedi. Bu, soğuk ve mekanik bir gülümsemeydi. "Zakkum, sadakatsizliğin ve ihanetin bedelidir. Şehir biraz daha hafiflemiş olmalı." ​Mona masanın üzerine yürüdü, çantayı açtı ve içinden çıkan kanlı yüzüğü aldı. Onu bir mendille silerken pencerenin önündeki aynadan kendi yansımasına baktı. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir zafer narası vardı; sadece bir bahçıvanın, bahçesindeki kurumuş bir otu yolduğundaki o kayıtsız dinginlik vardı. ​"Haberleri bekliyoruz," dedi Mona, yüzüğü çekmeceye atarken. "Yarın sabah gazetelerde sadece bir 'intihar' haberi olacak. Polis, adamın odasında bir buket taze çiçek bulduğunda şaşıracak. Ama biz biliyoruz ki, o çiçek sadece bir son değil, aynı zamanda bizim kartvizitimiz." ​Telefonu çalmaya başladı. Arayan, polisteki içeriden adamlarıydı. Mona telefonu açtı, sesi yine o kadife gibi, pürüzsüz tonuna döndü. ​"Dinliyorum." ​Karşıdaki ses telaşlıydı. "Mona, cesedi buldular. Ama dedektifler odadaki zakkumları gördüğünde... hepsi donup kaldı. Birinin 'Cellat Çiçekleri yine iş başında' diye bağırdığını duydum." ​Mona telefonu kapattı. Pencereye yaklaştı ve dışarıdaki şehre baktı. Artık sadece bir gölge değillerdi. Artık bir efsaneydiler. ​"Selen," dedi, karanlığın içinden gelen sesiyle. "Bir sonraki hedefi hazırla. Bahçede daha budanacak çok dal var." ​Bu başlangıç sence nasıl? Mona’nın o soğukkanlı "bahçıvan" metaforu, hikayenin ilerleyen kısımlarında "kurbanların neden çiçekle ödüllendirildiği" sorusunu körüklemek için iyi bir temel oldu. İstersen bu bölümde Mona'nın geçmişine dair bir ipucu da serpiştirebiliriz ya da doğrudan ikinci hedefi planlamaya geçebiliriz. Ne dersin?2. Bölüm: Ölülerin Dönüşü ​Mona, bir sonraki hedefin dosyalarını masaya yaymışken, kapı hafifçe tıklandı. İçeri giren Selen’in yüzünde alışılmadık bir gölge vardı. "Mona, aşağıda bir adam var. Randevusu yok, ama... gitmemizi reddediyor. Seninle görüşmeden buradan ayrılmayacağını söylüyor." ​Mona tek kaşını kaldırdı. "Güvenliği arayın, kapının önüne bıraksınlar." ​"Denedik," dedi Selen sesi titreyerek. "Ama o... senin ismini biliyor. Ve elinde bir şey var. Senin, beş yıl önce kaybettiğin o gümüş madalyon." ​Mona’nın elindeki kalem masaya düştü. Kalbinin ritmi, yıllardır ilk kez tekledi. Madalyon... Mezara koyduğu adamın boynunda olması gereken o gümüş madalyon. ​"Onu içeri al," dedi Mona. Sesi fısıltı gibi çıkmıştı. ​Kapı aralandı. İçeri giren adam, adımlarını sanki kendi evindeymiş gibi kendinden emin atıyordu. Üzerindeki pahalı palto ıslaktı ama yüzü, o eski anıların tozlu sayfalarından fırlamış gibi aynıydı. Keskin elmacık kemikleri, yorgun ama delici bakışlar ve Mona'nın hayatını cehenneme çeviren o gülümseme. ​"Demet, çiçeği yanlış yere bırakmışsın," dedi adam. Sesi odadaki havayı dondurdu. ​Mona ayağa kalktı, sandalyesi gürültüyle…

Bölümün tamamını WritePad'de oku