CEHENNEMİN SOĞUK HARİTASI - ZİLAN ERBEK ARIKAN

2. BÖLÜM: ŞÜPHE

Yazar:

CEHENNEMİN SOĞUK HARİTASI - ZİLAN ERBEK ARIKAN – Zilan Erbek Arıkan kitap kapağı
CEHENNEMİN SOĞUK HARİTASI - ZİLAN ERBEK ARIKAN – Zilan Erbek Arıkan kitap kapağı

Bölüm görselleri

CEHENNEMİN SOĞUK HARİTASI - ZİLAN ERBEK ARIKAN - 2. BÖLÜM: ŞÜPHE bölüm görseli 1
CEHENNEMİN SOĞUK HARİTASI - ZİLAN ERBEK ARIKAN - 2. BÖLÜM: ŞÜPHE bölüm görseli 1
CEHENNEMİN SOĞUK HARİTASI - ZİLAN ERBEK ARIKAN - 2. BÖLÜM: ŞÜPHE bölüm görseli 2
CEHENNEMİN SOĞUK HARİTASI - ZİLAN ERBEK ARIKAN - 2. BÖLÜM: ŞÜPHE bölüm görseli 2

Rehberle birlikte onları mağaraya götürecek cipe bindiler. Araba altı kişilik bir safari cipiydi. İlk sıraya Adriona ve -teçhizat için orada olduğunu sonradan öğrenecekleri- bir adam binmişti. Arabayı rehberin kullanması, şoföre gerek duyulmaması Isabell'in dikkatini çekmişti. İkinci sıra ise Isabell ve Joseph'indi. Üçüncü sırada ise Darryl ve Jenna bulunuyordu. Tabii bu durum Darryl'in hoşuna gitmemişti. Çünkü Adriona'nın arabayı kullanmasına rağmen Joseph Isabell'in dibinden ayrılmıyordu. Yola çıktıkları zaman Darryl onun birkaç kez dikiz aynasından rehbere öfkeli bakışlar fırlattığını görmüştü. Bu onu huzursuz ederken Isabell'in hiçbir şeyden haberi olmadığını fark etti. Rehber, cenote mağaralarının oluşumunu anlatmaya başladığında hoşnutlukla geriye yaslandı. Bir taraftan rehberi dinlerken bir taraftan da biraz uzakta olan ormanı inceliyordu. Mükemmel bir manzaraydı. Otel neredeyse ormanın dibinde yer aldığı için yolculuklarının çok uzun sürmeyeceğini düşünüyordu. Ormanın içindeki patikaya geldiklerinde rehberin uyarması üzerine camları kapattılar. Bu durum Isabell'in hoşuna gitmemişti. Doğayla bu kadar iç içeyken araya saydam da olsa bir engel koymak saçma geliyordu. Ama Adriona'nın sert bakışları her on dakikada bir aynadan onları kontrol ediyordu. Talihine küsüp dikkatini dışarıya verdi. Manzara o kadar mükemmeldi ki, hayran olmamak elde değildi. Fotoğraf makinesini eline alıp doğa güzelliklerini çekmeye başladı. Resmen doğa onu çağırıyordu. Ama inmesine kimsenin izin vermeyeceğini biliyordu. Ağaçların geniş gövdelerini çekmeye çalışıyordu elindeki makineyle. Ama hareket halindeki araba girdiği her lakada sarsılırken, bunu yapmakta zorluk çekiyordu. Araba durduktan sonra çekmenin daha uygun olacağını düşündüğünde makineyi elinden bırakıp, hafızasına kazırcasına etrafı izlemeye başladı. Ağaçlar ve yaprakları o kadar büyüktü ki, burada kaybolmanın korkunç olacağını düşünüp ürperdi. Ama böyle bir şey, bir o kadar da heyecanlı olurdu. Kendini bütünüyle doğaya kaptırmıştı. Sonunda durduklarında Isabell zor da olsa gözlerini dışarıdan ayırıp saatine baktı. Tam tamına bir saat yirmi dakikadır yolculuk yapıyorlardı. Bu kadar uzağa geleceklerini düşünmemişti. Bu düşünceyle bakışlarını kaldırıp dikiz aynasından Adriona'ya baktı. Yüzündeki alaycı gülümsemeyi gördüğünde tüyleri diken diken olmuştu. Önündeki adam arabadan inerken kapıyı sert çarpınca sıçradı. Bu sıçrayış onu kendine getirirken Adriona'nın, yanındaki koltuktan destek alarak onlara doğru döndüğünü farketti. Açıkçası Isabell, bakışlarını rehberin okyanus mavisi gözlerinde topladığında göz göze geleceklerini düşünüyordu. Ama sandığı gibi olmamıştı. Adriona'nın bakışları ilk önce Joseph'in, ardından Darryl'in üzerinde gezindikten sonra,"Buradan sonrasını yürüyeceğiz, artık inebilirsiniz," derkende Isabell'in gözlerine takılmıştı. Cevaplarını beklemeden arabadan indiğinde Isabell kendini fazlasıyla garip hissediyordu. İçinde açıklayamadığı bir sıkıntı vardı. Çantaları arabadan indirmeye başladıklarında Darryl, Adriona'ya yardım etmek için arka tarafa doğru yönelmişti. Isabell de onun arkasından yavaş adımlarla ilerliyordu. Darryl rehberin ona uzattığı çantayı almak için uzandığında rehberin kolundaki dövmeyi gördü. Ardından da kendine hâkim olamayıp "Ah bu işareti biliyorum. Düz bir burun, şaşı göz ve kemerli büyük burunlar Mayalarda asillik işareti sayılırdı." Rehberin gözündeki parlamayı kendisini takdir etmesine bağlayıp devam etti. "Hatta bunun için bebekken çocukların alnına bastırılır ve gözlerinin yakınına çeşitli objeler konularak şaşı olmaları sağlanırdı", dedi ve gururla gülümsedi. Rehber bir an durakladıktan sonra, "Harika! Fazlasıyla bilgilisin," dedi. Omzuna dokunup geçerken kimse yüzündeki şaşkınlığı anlamasın diye bakışlarını eğdi. Çantaları yüklenip ormanın içinde ilerlemeye başladıklarında, Isabell, ne düşüneceğini bilemiyordu. Elindeki fotoğraf makinesiyle etrafı çekerken dışarıdan mutlu gözüküyordu belki ama içini kemirip bitiren bir şüphe vardı. Aynı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku