Cehennemin Haritası

3.Bölüm: Bir Başkasının Cenneti

Yazar:

Cehennemin Haritası - Wind Breaker kitap kapağı
Cehennemin Haritası kitap kapağı

Elimdeki çantamı, Sinem’in çocuk oyuncakları dolu salon masasına bıraktım. Bıkkın bir şekilde kendimi kanepeye bıraktığımda, sosyal medyada kısa videoları kaydırmaktan zom olmuş Berkay irkildi. Bugün kestane rengi saçları epey özensiz görünüyordu, gözünün altındaki mor halkalar neredeyse kahve gözlerine yetişecekti dünden beri daha da koyu görünüyorlardı. “Ediz gelmedi mi?” diye sorduğumda Sinem’in üç yaşındaki kızı Zeynep elindeki bebeği kucağıma yatırıyordu. “En son konuştuğumda...Geleceğini söyledi.” “Sen ciddi misin Berkay? Gruptan yazdı ya onu?” “Ha evet doğru. Şey ondan sonra hiç konuşmadık.” Derince bir nefes alıp tavandaki demode avizeye baktım, Sinem’in zevklerinin oldukça sıradan ve demode olması hiç şaşırtıcı değildi, bunu dağ ayısı kocasına bakarak anlayabilirdiniz. Her neyse. Zeynep bebeğini bir türlü tutmadığım için sinirlenip elimi cimciklediğinde hissetmediğim acıya karşılık ona baktım. Bu cücenin canımı acıtacağını ve canımı yakarak bana istediğini yaptıracağını sanması çok tatlıydı. Bu yüzden ufak bir şekilde gülümsedim. “Ee?” diyerek salona daldı Sinem elindeki tepsiyi orta sehpaya bıraktığında Berkay telefonunu nihayet bırakıp doğruldu. “Tarçınlı, havuçlu ve cevizli kek!” dedi yaşından utanmadan sevinirken “İşte hayatın şimdi tadı var.” Zeynep bile Berkay’a şaşkınca bakarken Sinem gülerek önüme kupayı bıraktı. Her şeyi kupada içerdim, su, çay, kahve, meşrubat. Ama asla cam bardakta içemezdim, cam bardaktan nefret ediyordum. İçini gösteren her şeyden nefret ediyordum aslında. “Dün neden gelmedin?” diye sordum çayıma tam üç şeker atıp sesli bir şekilde karıştırırken. “Zeynep...Zeynep’i, babasına bırakıp gelecektim ama biraz gecikti. Geldiğimde sen yoktun, Berkay’da sadece Barlas Küfeciler’in seni bir kahraman edasıyla kucağına alıp götürdüğünü söyledi.” “Aptal.” dedim ve ağzına kek atmak üzere olan Berkay’ın ensesine bir tane yapıştırdım. Kek elinden düştüğünde ona vurmama değil, kekini düşürmeme sebep olduğum için kızmıştı. “Nimete böyle davranılmaz.” “Nimeti elinde tutamayan sensin, ben sana vurdum.” Sinem bize gülerken çayımdan birkaç yudumu arka arkaya içtim ve boğazımı yakmasına izin verdim. Barlas konusunda batırmıştım, ona otel odasından çıkmadan önce söylediklerimi duysalar benimle ölene kadar dalga geçerlerdi. “Ee nasıl giti peki?” dedi Sinem sabırsız bir ses tonuyla. “Oldukça kapalı bir adam yani baştan çıkarma planımız başarısız. Kendimi savunmasız gösterme planımız ise yarı yarıya başarılı. Sebebi beni koruduktan sonra umursamadı. Yani...Aman neyse.” “Yani sadece insanlık görevini yapıp kenara çekildi.” dedi Ediz salona girerken, arkasından küçük ayaklarıyla koşarak Zeynep girdi. Kapıyı açanın kim olduğu belli olmuştu, üstelik kapı bile çalmamıştı. Zeynep ona o kadar hayrandı ki geleceği zaman hissediyor gibi camdan bakıp koşar kapıyı açardı. Evin camları boydan olduğu için rahatlıkla bakabiliyordu. “Hoş geldin.” dedi Sinem sevecen bir sesle, bugün omzuna kadar olan saçlarını at kuyruğu yapmıştı. Ensesindeki kısa saçlar lastikten firar edip geri yerlerine dökülmüştü. Saçları bir kömür kadar siyahtı, kaşı kirpiği de öyle. Ve gözleri o kadar koyu kahverengiydi ki siyah gibi görünüyordu. Ediz’e dönmüş bakarken bile gözleri yandan bakmama rağmen koyu duruyordu. “Hoş buldum. Yüksek mertebede olan ve eli kolu uzayan arkadaşımdan bir bilgi aldım. Ne için olduğunu sordu ama Aylin Hanım yeni bir erkeğe tutuldu diyemedim.” Son imalı cümlesini söylerken bana bakmıştı. Gözlerimi devirerek çayımdan yudumladım ve karşımdaki koltuğa oturmasını izledim. Ediz’in saçları, hayatı gibiydi: Milimetrik ve tavizsiz. Yanlar, sanki bir cetvelle ölçülmüşçesine kısa ve kusursuz bir geçişle açılıyor, üstte ise her biri aynı yöne bakan koyu tellere bağlanıyordu. Ensesindeki o keskin hat, onun darmadağınık bir dünyaya karşı duyduğu düzen takıntısının fiziksel bir kanıtı gibiydi. Saçlarındaki o disiplinli düzen, gözbebeklerinin etrafındaki buz mavisinde donup kalmıştı. Renkleri, güneşli bir gökyüzünden ziyade, kuzey denizlerin…

Bölümün tamamını WritePad'de oku