Çamaşır sepeti sohbetleri

Alarm ,Kahve ve Diğer Felaketler

Yazar:

Çamaşır sepeti sohbetleri - N.dilvin kitap kapağı
Çamaşır sepeti sohbetleri kitap kapağı

Sevgili Günlük, Bugün sabah saat 07.43'te alarmımla aramdaki ilişkinin artık sağlıklı sınırların dışına çıktığına karar verdim. Bunun aşk, nefret ya da karşılıklı saygı içeren bir ilişki olduğunu düşünmüyorum. Bu daha çok iki düşman devlet arasındaki yıllardır çözülemeyen bir sınır anlaşmazlığı gibi. O beni uyandırmaya çalışıyor. Ben uyanmamaya çalışıyorum. Kimse geri adım atmıyor. Bu sabah da farklı değildi. İlk alarmı kapattım. İkincisini erteledim. Üçüncüsünde yorganı başımın üstüne çektim. Dördüncüsünde ise gözlerimi açmadan: "Bak, ikimiz de yetişkin insanlarız. Bunu konuşarak çözebiliriz." dedim. Alarm diplomasiye açık değildi. Bazen teknolojinin soğuk yüzü gerçekten insanı üzüyor. Sonunda pes edip gözlerimi açtım. Tavana baktım. Sonra tekrar kapattım. Sonra tekrar açtım. Çünkü işe gitmek zorundaydım. Yetişkinliğin en büyük dolandırıcılığı bu olabilir. Çocukken büyüyünce canının istediği her şeyi yapacağını sanıyorsun. Sonra büyüyorsun. Ve sabahın köründe reklam ajansına yetişmeye çalışan biri oluyorsun. Hayaller. Gerçekler. Yatağımdan kalkıp oturdum. Saçlarım omuzlarıma dağılmıştı. Dün gece uyumadan önce topladığım topuzun artık hiçbir anlamı kalmamıştı. Saçlarım kendi başına bir hayat yaşamaya karar vermiş gibiydi. Bir kısmı sağa gidiyordu. Bir kısmı sola. Bir kısmı ise sanırım uzaya çıkmayı planlıyordu. Yatak odamın karşısındaki aynaya baktım. Karşımdaki görüntü, yirmi altı yaşında çalışan bir kadın görüntüsünden çok, fırtınadan yeni kurtulmuş bir kazazedeye benziyordu. İç çekerek ayağa kalktım. Parkenin soğukluğu ayağıma değdiği an verdiğim kararın yanlış olduğunu düşündüm. Tekrar yatağa dönmek istedim. Dönmedim. Karakter gelişimi. Bazen sadece kalkıp işe gitmekten ibaret. Yatak odam küçüktü. Ama seviyordum. Pencerenin önünde duran beyaz lambayı. Komodinin üzerindeki kitap yığınını. Ve köşedeki sandalyeyi. Gerçi artık ona sandalye demek doğru değildi. Çünkü sandalye olma görevini uzun zaman önce bırakmıştı. Şu anki görevi kıyafet depolamaktı. Üzerinde iki kazak, bir kot ceket, bir çanta ve geçen haftadan kalma olduğuna emin olduğum bir hırka duruyordu. Sandalye görünmüyordu. Varlığını sadece sezebiliyordum. Salona geçtiğimde içimdeki huzursuzluk biraz azaldı. Çünkü evimi seviyordum. Gerçekten seviyordum. Kadıköy'deki bu küçük evi ilk gördüğüm gün hiçbir mantıklı insanın vereceği tepkiyi vermemiştim. Mutfak küçüktü. Banyo küçüktü. Yatak odası küçüktü. Ama ben kapının yanındaki boşluğu görüp heyecanlanmıştım. Çünkü oraya mor çerçeveli Friends kapı süsü asabilirdim. Evet. Hayatımın dönüm noktalarından biri buydu. Friends dizisini ilk kez on dokuz yaşımda izlemiştim. Üniversitenin ilk yılıydı. Final haftasıydı. Ve ders çalışmam gerekirken bütün sezonları izlemeye karar vermiştim. Bugün dönüp baktığımda akademik açıdan çok doğru bir karar değildi. Ama ruh sağlığım açısından oldukça başarılıydı. O dizideki sıcaklığı sevmiştim. Birbirlerinin kapısını çalmadan açan insanları. Mutfak masasında edilen uzun sohbetleri. Kahve kupalarını. Arkadaşlığı. Kendine ait bir dünyası olan evleri. Belki de bu yüzden kendi evimi kurarken biraz onlardan ilham almıştım. Kapının yanındaki mor çerçeve hâlâ duruyordu. Annem ilk gördüğünde: "Naz, kapıya neden oyuncak yapıştırdın?" demişti. Ben de: "Bu oyuncak değil anne. Kültürel bir referans." cevabını vermiştim. Annem üç saniye bana bakmıştı. Sonra: "Sen tam olarak ne iş yapıyordun kızım?" demişti. Bu konuşmanın üzerinden iki yıl geçti. Hâlâ aynı noktadayız. Salondaki hardal sarısı koltuğuma baktım. Evdeki en sevdiğim şey oydu. Bir aylık bütçe planımı mahvetmişti. Ama pişman değildim. Üzerinde bir battaniye, iki kitap ve tek bir çorap vardı. Bu çorabın eşi yaklaşık sekiz aydır kayıptı. Başına ne geldiğini bilmiyorum. Çamaşır makinelerinin gizli bir evrenler arası geçit olduğuna dair teorilerim var. Henüz kanıtlayamadım. Ama araştırıyorum. Mutfaktan kahve yapmak için geçerken telefonum çalmaya başladı. Daha ekrana bakmadan kim olduğunu biliyordum. Çünkü sabahın sekizine on vardı. Ve bu saatte be…

Bölümün tamamını WritePad'de oku