4 - Sis çökünce
Yazar: VESPERA

- İnsan bazen gerçeği değil, inanmak istediği şeyi görür. •• Gözüm bilgisayarın ekranına daldığında zihnimde canlanan o kısacık anlar derin bir nefes alıp vermeme neden olmuştu. Elimdeki kalemi evirip çeviriyor, küçük kızı düşünüyordum. Nasıl oluyordu bu hâlâ aklım almıyordu. Birini gördüğümden emindim fakat ardından gelen sessizlik, yokluk tamamen beni yanıltıyordu. Üstüne kadının bana endişeyle 'Eve git' demesinden açıkçası biraz huylanmıştım. Sokaklarda kimse yokken etraf biraz korkutucu olmuştu. Bu yüzden durmamış, dediği gibi direkt eve gelmiştim. Geldiğimden beri de bilgisayarımdaki dosyayı gözden geçiyordum. Elimde olan isimler bana yardımcı olmuyordu. Birbirinden bağımsız yerlerde kaybolmuşlardı. Hepsinin de kayboldukları yere gitmelerinin ayrı bir nedeni vardı. Fakat nasıl kayboldukları tamamen muammaydı. Bir iz bırakmadan nasıl kaybolurdu bir insan? Yer yarılmıştı da içine mi düşmüşlerdi? Gözlüğümü çıkarıp arkama yaslandığım sıra, pencerenin önünden bir şeyin geçtiğini görür gibi olmuştum. Oturduğum yatağımdan kalkıp açık duran pencerenin önüne geçtiğimde etrafı saran sisten başka hiçbir şey görememiştim. Sanırım sadece bir göz yanılsamasıydı. Ya da bir kuş... Bir müddet öylece dışarıyı izledikten sonra elim perdeye gitmişti. Açıkçası etkilendiğimi düşünüyordum. İnsanların davranışları beni biraz germişti. Perdeyi kapatıp tam arkamı dönmüştüm ki çama bir şeyin çarpma sesini duymuştum. Kalbim bir anlığına hızlı çarpmaya başlamıştı. Arkamı dönmüştüm dönmesine fakat cama yaklaşmaya cesaret edemiyordum. Bir ihtimal... beni buradan göndermek için mi böyle yapıyorlar? Şöyle bir düşünüyordum da mantıklıydı. Gelen araştırmacıların burada iki gün kalması açıkçası fazla saçmaydı. Belki de köylü buradaki sırrın açık olmasını istemediğinden biz gelenleri korkutup kaçırmaya çalışıyordu. Emin adımlarla cama yaklaşıp kapattığım perdeyi bir hışım açtım. Görünürde tabii ki kimse yoktu. Fakat, camda küçük bir kan lekesi ve yanına yapışmış küçük bir tüy vardı. Cama sanıyordum ki ışığa gitmek isteyen bir kuş çarpmıştı. Dışarıya kısa bir göz gezdirdikten sonra tekrardan perdeyi kapatmış, yatağın üzerinde açık duran bilgisayarıma doğru ilerlemiştim. Akın komutandan olumlu bir haber gelirdi umarım. Biraz da ona bel bağlamıştım açıkçası. Yatağıma oturduğum sıra kapımın tıklatılmasını işittiğimde başımı kaldırdım. "Kızım müsait misin?" Kapının ardından Fatma Teyzenin sesi geldiğinde gülümsedim. "Müsaitim Fatma Teyze, gel." diye yanıtlarken bilgisayarın ekranını kapatmıştım. Elinde bir tepsi, içinde puf puf poğaçalar ve tahminimce meyve suyu getirmişti. İçim yumuşacık olmuştu. Bana anneannemi hatırlatıyordu. Zayıfım diye anneme kızıp bana yedirmediği şey kalmamıştı. Şimdiyse onu sadece anabiliyordum. Sekiz yıl olmuştu bu dünyadan göçtüğü... "Geldiğinden beri odadan çıkmadın. Acıkmışsındır diye düşündüm." Tepsiyi yatağın kenarındaki sehpanın üzerine koymuş, yatağın kenarına oturup bana dönmüştü. "Teşekkür ederim, ellerine sağlık." "Afiyet olsun kızım. Konuşabildin mi hiç biriyle? Nasıl geçti günün?" Dudaklarımı birbirine bastırıp derin bir nefes alırken başımı iki yana salladım. Berbat kelimesinin daha üst bir kelimesi var mıydı? "Açıkçası pek de iyi gitmedi. Kimse konuşmak istemiyor." Fatma Teyze başını aşağı yukarı sallarken, "Söylemiştim sana, zordur buradakilerin ağzından laf almak." demişti. Ama neden? Tamam, belki sürekli gelenlere aynı şeyleri anlatmaktan sıkılabilirlerdi ama anlatmaya mecburlardı. Bu gizemli kayboluşların nedeni bulunmadığı sürece yeni insanların da kaybolmayacağının garantisi yoktu. Şu an buna destek olmaktan başka hiçbir şey yapmıyorlardı. "Neden anlatmıyorlar Fatma Teyze? Gizlenilen bir şey mi var bu köyde? Öğrenilmesini mi istemiyorlar?" Gözleri yüzümün her bir yerini dolanmış, ardından gözlerimde sabit kalmıştı. Sessizliğini bozup "Ne gizlenecek kızım?" demişti biraz duraksayarak. Ben de bunu öğrenmeye çalışıyordum işte. "Son gelen araştırmacıya ne oldu?" Sorduğum soru üzerine bir müddet sessiz kalmış, daha sonra…