2 - Sesleri Yutan Sis
Yazar: VESPERA

- Bazı gerçekler karanlıkta saklanmaz. İnsanlar gözlerini kapattığı için görünmez olur. ••• Yaklaşık yarım saattir yoldaydık. Sis giderek yoğunlaşmış, neredeyse görüş mesafesini birkaç metreye kadar düşürmüştü. Açıkçası geri dönecek olsam nerelerden geçerek geldiğimizi pek de hatırlayamaz, başka yollara girer kaybolurdum kesin. Kısa bir taş köprünün üzerinden geçerken aşağıdaki derenin uğultusunu bile sis bastırıyor gibiydi. Başımı iki yana çevirdim ama birkaç ağacın silüetinden fazlasını seçememiştim. Köprü bitiminden sola döndüğümüzde artık normalin üstünde olan hızı kesmiştik. Sanırım varacağımız yere yaklaşmış olmalıydık. Bakışlarım kısa bir anlığına sola kaydı. Sisin arasından seçebildiğim birkaç mezar taşı, yol kenarında eski bir mezarlığın olduğunu gösteriyordu. Önüme dönüp önden giden aracı takip etmeye devam ettim. Fazla büyük olmayan caminin önünde durduklarında ayağım frene baskı uygulamış, uygun bir yerde ben de durmuştum. Arabadan inip şöyle bir etrafıma bakındığımda kimseyi görememiştim. Bu garipti işte. Jandarma aracının motor sesi kesildiğinde daha net duyar olmuştum fakat, ne bir çocuk sesi, ne de bir kuş sesi vardı. Sanki hepsi sisin içine gömülmüş gibiydi. Kapının açılma sesiyle bakışlarım Akın komutanı bulduğunda yavaş adımlarla üzerine doğru ilerledim. Burada hava beklediğimden de soğuktu. Elim koluma gidip sıvazlarken karşı karşıya gelmiştik. "Burası beklediğimden de soğuk çıktı." "Sonbaharın son demleri. Araştırma yapmak için biraz yanlış bir ay seçtiniz." Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı aşağı yukarı sallamış, cevap vermemiştim. Hazırlıklı gelmiştim aslında ama açıkçası kar yağar diye düşünmemiştim hiç. Yakın zamanda kendime bir çift bot almam en doğrusuydu. "Size muhtar Hasan Ağa'nın evini göstereyim. Benim de yapmam gereken başka şeyler var." "Arabadan üzerime bir şeyler alayım gidelim." Başıyla onay verdiğinde arabama doğru ilerledim. Çamurlu ayakkabılarımı da değişme vakti gelmişti. İlk olarak bagaja koyduğum bavuldan polarımı almış, daha sonra kutusunda olan ayakkabılarımın birini açmıştım. İşim bittiğinde bagaj kapısını kapatmış, beklemekte olan komutanın yanına doğru adımlamıştım. Şimdi daha sıcak hissediyordum. "Gidelim." Sözüme karşılık arkasını dönmüş, onunla birlikte gelen tanımadığım kişiye, "Bekle burada, geleceğim birazdan." demişti. "Emredersiniz komutanım." İlerlemeye başladığımızda başımı sağ omzumun üzerine çevirip, "Evi uzak mı?" diye sordum. Buna karşılık olarak sadece "Hayır." demişti. Önüme dönüp arasına girdiğimiz evlere şöyle bir baktım. Klasik taştan köy evleriydi. Dikkatimi çeken şey perdelerin kapalı olmasıydı. Sanki evlerde kimse yaşamıyordu. Fakat evlerin bacasından ince bir duman yükseliyordu. "Neden kimse yok? Sanki kimse yaşamıyor burada. Herkesin perdesi kapalı." "Buradakilerin adetiymiş. Böylesi havalarda dışarı kimse çıkmaz. Onlara göre sis uğursuzluk getirirmiş." Kaşlarım havalanırken sessiz kalmayı tercih etmiştim. Ne kadar değişik düşünceleri varmış buradakilerin. "İşte burası." Akın komutanın sesiyle düşüncelerim bölünürken durup gösterdiği eve baktım. Daha sonra bakışlarımı karşımdaki adamın yüzüne çevirdim. "İlgilendiğiniz için teşekkür ederim, komutanım." Başını aşağı yukarı sallamış, "Önemli değil, size kolay gelsin." demişti. "Sağ olun." dedikten hemen sonra arkasını dönmüş gitmeye yeltenmişti ki aklıma gelenlerle "Komutanım?" diyerek durdurmuştum onu. Arkasını dönüp göz göze gelmemizi sağladığında mahçup bir şekilde gülümsedim. "Size ulaşmam gerekirse nasıl iletişime geçebilirim?" "Karakolun numarasını alın. Ben görevdeysem bana yönlendirirler." Başımla onay verdiğimde tekrardan arkasını dönmüş, evlerin arasına karışıp gitmişti. Derin bir nefes alıp karşımda kalan eve döndüğümde kapının kenarlarında zil aramıştım fakat çalacak bir düğme bulamamıştım. Kabloların gözüktüğü bir kısım vardı ve boştu. Sanırım bozuk olmalıydı. Elimi kaldırıp tahta kapıya birkaç kez tıklattığımda karşılık olarak sessizlik cevabı almıştım. Evde mi değildi acaba? Tekrardan kapıy…