B03: İSTİFA
Yazar: Z. Livens

14 Ağustos 2018 Lale Devrim Uzaklardan gelen horoz seslerine karşı gözleri yavaş yavaş açıldı. Güneş ışığı doğrudan yüzüne vururken bir an nerede olduğunu kavrayamamıştı. Eliyle güneşe siper yapıp doğrulmaya çalıştı ama yabancı bir erkek sesiyle yerinde dondu. "Kusura bakma dün perdeyi çekmeyi unuttuk." diyordu adam, Lale korkuyla kasılırken. Eli normalde yerinde silah olması gereken cebine uzanmıştı ama nafile, silahı yanında değildi. Lale kafasını sese doğru çevirdi. Birkaç adım solundaki pencerenin önünde uzun boylu esmer bir adam duruyordu. Perdeyi kapatıp kahverengi hareleriyle Lale'ye baktı. "Günaydın." "Sen kimsin? Tuna nerede?" Normalde kaba bulduğu bu üslup maalesef dünden sonra artık bir savunma mekanizmasıydı. Üstüne oturduğu şeyin koltuk olduğunu biliyordu ama kafasını çevirip etrafı analiz edemiyordu. Sanki odağını bir an adamın üstünden çekse oracıkta öldürülecekmiş gibi hissediyordu. Eğer Tuna ihanet edip onu peşindeki çetenin eline teslim etmediyse bu adam Tuna'nın sözde arkadaşlarından biri olmalıydı. Yine de gardını indirmek akıllıca gelmiyordu. Tetikte kalmak uzun süre işe yarayacaktı. Adam bu tavra karşı surat ifadesindeki nötrlüğü hiç bozmadı. "Yiğit ben. Tuna'nın arkadaşıyım. Birazdan gelir kendisi." dedi ve pencerenin hemen yanındaki köhne tahta kapıdan çıkıp gitti. Lale arkasından bakakalmıştı. Daha fazla sohbet etmek istediğinden değildi ama ani bir çıkış da beklemiyordu. Adamı düşünmemeye çalışarak oturduğu yerden kalktı ve etrafa göz attı. Karşılaştığı manzara az önceki şaşkınlığını gölgede bıraktı. İki odalı küçük bir köy evinde ne işi olduğunu sorguluyordu. Eskişehir sınırına gideceklerini biliyordu ama bu kadar sınırda olacağını tatmin etmemişti. Keza pencereye ulaşıp perdeyi çekince dümdüz ovanın üstüne sırayla dizilmiş ufak tefek tek katlı evleri gördü, işte o an çoktan sınırı geçtiklerini bile düşündü. Evler olduğu yerden biraz aşağıda, düz bir ovada kalıyordu. Köyün etrafındaki dağlara bakılırsa büyük ihtimalle bu ev de bir dağın eteğinde yapılmıştı. İçerisinde eski püskü bir koltuk takımı, sehpa ve kilimler dışında sadece kırık dökük bir soba vardı. Tek pencereli basit bir evdi, düzgünce yürüyecek bir alan dahi yoktu. Perdeyi geri kapatıp tekrar koltuğa oturdu. Saçı başı dağınık, susuz, aç ve perişandı. Bomboş bir kulübede yalnız başına otururken aniden içini karamsarlık kapladı. Geçmişi düşünüp kendine eziyet etmek boşunaydı ama Lale, en başa dönmek istiyordu. Mehmet ile tartıştığı o güne gitmek ve onu durdurmak istiyordu. Zinciri en ucundan koparması gerekiyordu, daha örülmeden. Lale istediği şeyin imkansızlığına acı acı gülüp saçlarını açıp tekrar bağladı. Ayakkabısız olduğunu bile yeni fark etmişti. Ayaklarında sadece çorapları vardı, ayakkabıları sehpanın altında duruyordu. Silahının yanı sıra dün yanına aldığı ceketi ve çantası ortalarda görünmüyordu. Ağustos sıcağı içini boğmaya başlamıştı ki kapı gürültüyle açıldı ve aşina olduğu kıvırcık saçları gördü. Vücuduna çöken rahatlama hissinden nefret etti. "Günaydın." deyip kapıyı arkasından kapattı Tuna. "Erken uyanmışsın. Gün daha yeni doğuyor." "Neredeyiz Tuna?" Direkt konuya girmişti. Yapmacık havadan sudan muhabbetleri yapmak istemiyordu. "Karailyas köyü. Eskişehir sınırındayız, dün söylemiştim sana." Lale uzanıp ayakkabılarını aldı ve giymeye başladı. "Tamam, geri dönüyoruz." Tuna aniden karşısına dikildi. "Nereye? Ev-" "Evime değil tabii ki. Okula gidip istifamı vereceğim." Lale ayağa kalkarken ekledi. "Dün söylemiştim sana." "Lale olayın ciddiyetini kavramıyorsun bence. Şimdilik sadece Belenler senin peşinde ve eğer sen ortalık sakinleşmeden başka bir şey yaparsan adamlar daha da öfkelenecek." "Unuturlar mı diyorsun yani? O kadar aptallarsa casus tutmak yerine gidip direkt yüzlerine sorsaydınız fabrikanın yerini." Lale'nin ani çıkışıyla Tuna sustu. Tüm itirazları ve bahaneleri tükenmiş gibiydi. Konuşurken sürekli kullandığı elleri vazgeçmişçesine yanlarında boş boş sallanıyordu. Kafasını hafifçe öne eğdi, yeri izlemeye başladı. Lal…