B01: BUHRAN
Yazar: Z. Livens

10 Ağustos 2018 Lale Devrim Hayat, kendini güçlü sandığın anda aksini ispatlamak için harekete geçer. Sana gerçeklik düzleminde ne kadar önemsiz ve küçük olduğunu zevkle hatırlatmak ister. Bu onun yeni düşüncesiydi. Önceden kadere ya da onun türevlerine inanmazdı. Hayattan hiçbir beklentisi olmadan yaşamak zihnine ve ruhuna bir rahatlık verirdi. Başına gelen kötü olaylara anlam yüklememeyi ilk kez on altı yaşında öğrenmişti, annesini kaybettiğinde. Düşüncelerinin değişmesi tam tamına on bir yıl sürmüştü. On bir yıl arayla doğum gününde önce annesini sonra da erkek kardeşini kaybedince, mecburen kadere inanmaya başlamıştı. Yüreğinde taşıdığı bu trajedi tesadüf olamayacak kadar planlıydı hatta acımasızdı. Hayır, Tanrı'yla bir problemi yoktu. Lale, sadece sorumluluklarından kaçmayı seviyordu. O gün, öğleden sonra Tuna, Lale'yi aramıştı. Genç kadın, taziye gününe dek onu yıllardır görmemişti. Uzaktan akrabasıydı ve evi de kendi aile evine yakın olduğu için lise yılları boyunca çok yakınlardı. Tuna o gün eve geldiğinde şok halinde olmasına rağmen Lale'yi oradaki acımasız kalabalığa hizmet ederken görmüş ve kıyameti koparmıştı. Kadının babası ve üvey annesiyle bile tartışmıştı. Ki Tuna ikisiyle de çok iyi anlaşırdı. Sadece on dakikanın sonunda kendini haklı çıkarıp herkese tek tek özür diletmişti. Mahcup olmayan yüzleriyle, sırf konu kapansın diye Lale'den af dilemişlerdi. Ölüm şokunu hâlâ atlatamayan kadın, bu anları sadece hayal meyal hatırlıyordu. Ayrıntıları ona büyük kuzeni anlatmıştı. Tuna'da en sevdiği şey buydu işte. O çocuk adaletsizliğe asla gelemezdi. Bunun için sonuna kadar gitmekten korkmaz, karşısına en sevdiklerini bile alabilirdi. Keza onun için o gün tüm akrabalarıyla tartışmıştı. Tartıştığı herkesi tanıyordu, aralarından bazıları onun da akrabasıydı. Asla kötü söz kullanmadan, hakaret etmeden kibarlıkla her tartışmayı kazanabilirdi. Onu yıllardır görmemişti ama bir nebze olsun değişmemesi kan ağlayan yüreğine iyi gelmişti. Hâlâ tanıdık simalar görmek, algılarına yabancılaşmasını önlüyordu. Zaten onu kolundan tutup mutfağa götürdüğü an kırılma noktası olmuştu. Şok halinden çıkıp saatlerce ağlamıştı. Neredeyse bir ay olmuştu ama gözleri hâlâ cam gibiydi. Hiç kurumamıştı, kurumuyordu. Yatağında uzanmış o günü düşünürken hâlâ ağlıyordu. Fakat bu sefer ağlarken daha az suçlu hissedeceğini düşünüyordu. Başka birini suçlamak onu daha az mutsuz edecekti. Lale, sorumluluklarından kaçmayı gerçekten seviyordu. "Yardımına ihtiyacım var." diyordu Tuna, o öğleden sonra mahallelerinden uzak bir kafede otururken. "Yapabileceğim bir şeyse?" diye sordu Lale. Tuna'nın, zihninde hızla dönen çarklar yüzünden cümlelerin sadece sonunu söyleme gibi bir huyu vardı. Onun düşünce trenini aciz bacaklarıyla takip etmek, Lale için artık eskisinden daha zordu. "Mehmet gibi bir sürü gencin katillerini bulmamda yardım edebilirsin bence." Berbat bir giriş cümlesi. "Ne?" Kalbi hızla atmaya başlamış, vücudu kasılmıştı. Tıpkı o haberi duyduğu günkü gibi. Tuna'nın şu an ne saçmaladığını asla anlamıyordu. Otopsi raporunda trafik kazasına bağlı ölüm yazan bir kişinin nasıl katili olabilirdi? Üstelik güvenlik kameraları ve araba üzerindeki bilirkişi raporları bile Mehmet'in o gece hışımla evden çıktıktan sonra alkol yüzünden trafik kazası geçirip öldüğünü doğruluyordu. Başka ne olabilirdi ki? Kadının faltaşı gibi açılmış gözlerini gören Tuna hatasını anlayıp hemen ekleme yaptı. "Dolaylı yoldan katilleri diyelim." Eğer bir tanım yapılacaksa, Lale de kendini dolaylı yoldan katil sayardı. Yine de bozuntuya vermedi. "Hiçbir şey anlamadım Tuna." Etrafına bir göz attı ve öne eğilip fısıldamaya başladı. Bu kadar ciddileşmesi nadirdi. "O gün taziye evinde Suat'ı gördüm. Beti benzi atmıştı. İlk başta senin gibi şokta sanmıştım ama hareketleri baya şüpheli geliyordu. Kenara çektim ve anlatmadığı bir şey varsa bana anlatmasını istedim. Rengi daha da gitti, yeminler etmeye başladı. İşte o zaman daha çok şüphelendim ama olay büyümeden çocuğu sakinleştirdim ve ne olur…