Breakwater Against The Annoying
1. Bölüm
Yazar: İbn-i Sina

Bondi Beach’in güneşi insanın beynini eritecek kadar sıcaktı, ama Kim Seungmin’in etrafına saçtığı soğuk nemrutluk, oturduğu şezlongun etrafında adeta mikro-klimalı bir kış bölgesi yaratıyordu.Gözündeki pahalı güneş gözlüğünü parmağının ucuyla indirip sahilde koşturan insanlara tiksintiyle baktı. "Gerçekten iğrenç," diye mırıldandı, yanındaki devasa hasır şapkanın altından sadece dudakları görünen kuzeni Minho’ya dönerek. "Neden her yer terli, yapış yapış ve IQ seviyesi ayakkabı numarasından küçük insanlarla dolu? Bizim bu leş yerde ne işimiz var?"Minho kafasını bile kaldırmadan, güneş kremini bacağına sürerken konuştu: "Çünkü sevgili kanziciğim, annen ve babam 'Çocuklar bütün yıl çok çalıştı, Avustralya’da güzel bir tatili hak ettiler' diyerek bize sınırsız kredi kartı verdi. Ayrıca kes sesini, şu kaslı sörfçüleri izlemek ruhuma iyi geliyor.""Senin ruhun zaten kararmış Minho hyung," dedi Seungmin gözlerini devirerek. Tam o sırada ileriden bir çığlık koptu. Han Jisung, elinde kocaman bir dondurmayla koşuyor, arkasından da Lee Felix, "Jisung, eriyor, üzerime damlatacaksın gerzek!" diye bağırarak onu kovalıyordu. Gruba en son katılan Seo Changbin ise çoktan bir şemsiyenin altına sığınmış, protein tozunu çalkalıyordu."Al işte," dedi Seungmin, kollarını göğsünde bağlayarak. "Yürüyen sirk kadrosu tamamlandı. Ben otele dönüyorum.""Hiçbir yere gitmiyorsun," diyerek Minho aniden Seungmin’in koluna yapıştı. "Bir saat sonra sörf dersimiz var. Paran ödendi."Seungmin kaşlarını çattı. Kalbi aniden ritmini değiştirdi ama bunu dışarıya asla vurmadı. "Sörf mü? Dalga mı geçiyorsun? Ben o tahtanın üzerine çıkıp amuda kalkan işsizlerden değilim."2Asıl gerçeği ise asla itiraf edemezdi: Kim Seungmin, yirmi bir yaşında, zehir gibi kafası olan, insanları tek bir lafıyla ağlatabilecek kapasitede bir zorbaydı ama yüzme bilmiyordu. Sudan, boyunu aşan dalgalardan ölesiye korkuyordu. Tabii bunu Minho dahil kimseye söylememişti; karizmayı çizdirmektense boğulmayı tercih ederdi."İtiraz istemiyorum, grup aktivitesi bu," dedi Minho ve Seungmin’i zorla ayağa kaldırdı.1Sörf okulunun tabelasının önüne geldiklerinde, Seungmin’in gözleri direkt olarak grubun başındaki adama takıldı. Altın sarısı, deniz tuzundan keçeleşmiş kıvırcık saçları, güneşten hafifçe çillenmiş omuzları ve sırtındaki devasa sörf tahtasıyla tam bir "sahil serserisi"ydi. Yanında da her gelene sırıtan, uzun saçlı ve Seungmin’in ilk bakışta "tam bir yavşak" damgası vurduğu yardımcısı Hyunjin ile her şeye saf saf gülen Jeongin duruyordu. Grubun arkasında ise kendi halinde takılan Taehyung adında bir başka eğitmen daha vardı.Kıvırcık saçlı olan, geniş bir gülümsemeyle onlara doğru yürüdü. Gamzeleri o kadar derindi ki, Seungmin içinden 'Bunun içine kesin iki kilo kum doluyordur' diye geçirdi."Selam millet! Bondi’ye hoş geldiniz," dedi adam, aksanlı ve kalın bir sesle. "Ben Christopher, ama herkes Chan der. Bugün hocanız benim. Yanımdakiler de Hyunjin, Jeongin ve Taehyung."Hyunjin anında Felix ve Jisung’un yanına süzüldü, saçını geriye doğru attı. "Gözleriniz tam bir okyanus mavisi gibi parlıyor beyler, umarım dalgalarla aranız iyidir," diyerek pis pis sırıttı.Seungmin yüksek sesle bir "Öğğk" sesi çıkardı. Herkes ona döndüğünde gözlüğünü düzeltip doğrudan Chan’in gözlerinin içine baktı. "Şey, Bay Christopher... ya da her neyse. Bu sörf tahtalarını taşımak için ekstra kas yapıyor musunuz, yoksa bu tamamen vizyonsuzluğunuzu kapatmak için bir savunma mekanizması mı?"Gruptakiler şoke olmuş bir şekilde Seungmin’e baktı. Minho, "Yine başladı oç," diye mırıldandı kibarca.Chan ise şaşırmıştı ama bozuntuya vermedi. Gülümsemesini bozmadan Seungmin’e doğru bir adım attı. Boy farkından dolayı Seungmin’e hafifçe yukarıdan bakıyordu. "Tanıştığımıza memnun oldum...?""Seungmin. Ve memnun olmaman gerekirdi, zaman kaybıyım.""Pekala Seungmin," dedi Chan, sesindeki meydan okuyan tonu gizlemeyerek. "Sörf yapmak sadece kas değil, denge ve cesaret ister. Şehirli çocukların pek harcı değildir ama seni de eğitebiliriz sanı…