30. BÖLÜM
Yazar: Derya

Cihat iki gün önce davet edildiği yemekte gördüğü kızın durgunluğunu hemen fark etmişti. Narin'in birkaç gün içerisinde psikoloğa gideceğini de biliyordu. Şimdi o durgun kızın zihni dağılsın diye teklifte bulunmuş ve dışarı çıkarmıştı. Bir gün sana Kars'ı gezdireceğim diye söz vermişti hem. Çok göze çarpmazdı teklifi bu nedenle. Şimdi yanında dalgın ve küçük adımlarla yürüyen kıza bakarken düşünceliydi. "Narin." Diye seslendi. Genç kız başını kaldırıp dalgın bakan gözlerini Cihat'a çevirdi. "Efendim." Dedi, zihninin karmaşasından ötürü sesi kısık çıkmıştı. Cihat gözlerini kıstı bir süre, daha sonra rahatsız olmasın diye karşısına baktı. Hava soğuk olduğu için sevdiği müzeleri gezdirmeye karar vermişti. Şimdi de bir müzeye gireceklerdi. Kapıya yaklaşınca durdu. Narin de onunla adımlarını durdurdu. Merakla bakıyordu. Müzenin önünde neden bir anda durduklarını anlamaya çalışıyordu. "İyi misin sen?" diye sordu Cihat daha fazla dayanamayarak. "Durgunsun. Her zamanın aksine fazla durgunsun." Narin, karşısında duran adamın dikkat ettiği detayla bakışlarını kaçırdı. Söyleyip söylememek arasında kalırken bir süre sessiz kaldı. Dudakları açılıp kapandı iki kez. En son derin bir nefes aldı. Ellerini birbirine geçirmiş, tedirginlikle tırnak etleriyle oynuyordu. Cihat bunu fark etti. Elini tutamadığı için başını kaldırdı, derin bir nefes aldı o da. İçinde bir yerde konuşan taraf, diline henüz dökülmeyecek kadar uzaktı. Yakınlaşacağı an ne yapacağını bilmiyordu. "Psikoloğa gideceğim." Dedi Narin önce. "Endişeliyim biraz." Biraz, kendi içinde büyük bir yeri kaplıyordu oysa. Aklına geldikçe kalbi bir maratona katılmış gibi hızlanıyor, nefeslerini kesiyordu. Yine aynısının olmaması için düşünmemeye çalıştı. Cihat anladığını belirtircesine başını sallarken gözlerini etrafta gezdirdi. "Peki endişenin azalması için ne yapabilirim?" diye sordu sakince. Endişesinin tamamen geçmeyeceğini bilincindeyken azalması için uğraşmak daha mantıklıydı. Narin soru karşısında afallamıştı. Böyle bir şey söyleyeceğini düşünmemişti. Zihni anlık karışsa da toparlaması uzun sürmedi. Ne cevap vereceğini bilemedi. Çünkü endişe duyduğu, korkup üzüldüğü zamanlarda çareyi hep kaçmakta buluyordu Sanki ağır geliyordu durmak, yüzleşmek. "Bilmiyorum." Dedi Narin. "Kaçmak istiyorsun." Dedi Cihat. İkisi de aynı anda konuşunca dudakları hafif aralık kalmıştı, şaşkınlık ise bir an yüzlerine yayıldı. Narin gözlerini kaçırırken ancak Cihat kendisine gelmişti. Gözlerini saniyelik yumup açarken Narin "Kaçarım evet." Diye onayladı dediğini. "Yüzleşmek zor geliyor." Cihat zaten anlamıştı ama onaylanınca emin oldu. Sakince başını ağır bir hareketle salladı. "Bu sefer kaçmak yerine yüzleşsen?" sesi oldukça ılımlıydı. Narin'i zorlamak istemiyordu. Genç kız kendisine bakan gözlere baktı. Ellerini ayırıp ceketinin cebine koydu yavaşça. Kelimeler dudakları arasında hapis kalmıştı sanki. Ağzından çıkmıyordu. Cihat konuşmayacağını anlayınca yüzüne bakmak için hafifçe eğildi. "Ne yapsın bu kul da, sen biraz olsun rahatla diye?" Narin aniden yüzüyle karşı karşıya geldiği adamdan duyduğu soruyla gülüşünü tutamamıştı. Bakışlarını hızla kaçırması da bundandı. "Bir şey yapmasına gerek yok o kulun." Dedi sakince. Tebessümü dudaklarında çölde açan bir çiçek kadar nadide ve güzeldi. Cihat, genç kızın gülüşüne eşlik ederken dudaklarında sahici ve anlamlı bir gülüş peyda oldu. Eğildiği yerden doğrulduğunda okunan ezanın sesi etrafta duyuldu. İkisi ezan sesinin dinmesini sakince beklerken Cihat, "O zaman namaz mı kılsak?" diye sordu. Narin bu teklife hayır diyemezdi. Başını hevesle salladı. Gözlerine kadar ulaşan parıltılar meydandaydı. O parıltılar tüm kalbine serpilmişti sanki. "Olur." Dedi seve seve bu teklifi kabul ederek. Öyle de oldu. Geldikleri müzeyi gezdikten sonra beraber yakın olan camiye gittiler. Abdestlerini alıp kadın ve erkek için ayrılan bölümlere gidip namazlarını kılmışlardı. Her ikisi de namazdan sonra bir süre durmuş, dualarına buyur etmişlerdi birbirlerini. 🌷 İçimdeki heyecana eng…