28. BÖLÜM
Yazar: Derya

Herkes odasına çekilmişti. Ayakta kalan sadece ben ve Erdem abiydi. Konuşacaklarımız, anlatacaklarımız vardı. Bir abinin omzuna başımı koymam, akıl almam lazımdı. Bugün sürpriz yapıp gelmişti. Hiç haberim yokken görmek beni mutlu etmişti. Öz abim değildi ama hayatımın çoğu anında bana abilik yapmıştı. Sürekli her anımda yanımdaydı. Liseyi kazandığımda, üniversitenin ilk günü, mezuniyetlerimde ve daha bir çok şeyde... Hiç dile getirmesem de yalnızlığımın farkında olarak her anımda, isteyerek hep yanımda olmaya, beni tek bırakmamaya özen göstermişti. Gerçek bir abim yoktu belki, bir abinin varlığının nasıl hissettirdiğinden emin olmasam da o benim için en iyi abi figürüydü. Şimdi hayatımın her anında elinden geldiğince yanımda olan ağabeyime Bozkurt'tan bahsedecektim. Benden öğrensin, ne olursa olsun ben anlatayım istiyordum. "Kahveler de pişti." Elimdeki fincanları mutfak masasına bırakırken Erdem abiyle ufak göz temasından öteye gidemiyordum. Anlatmayı, konuşmayı çok istesem de Bozkurt benim ilkimdi. Nasıl anlatacağımdan emin değildim, bilmiyordum. Bu bilinmezlik de beni geriyordu. Masaya bıraktığım kahvelerden kendine yakın olanı önüne çekti. "Eline sağlık." Dedi içmeden hemen önce. "Afiyet olsun." Dedim sakince. Ardından çaprazındaki sandalyeyi çekip oturdum ve ona eşlik edip kahvemden bir yudum aldım. Lakin içimdeki bastıramadığım o his tüm vücuduma yayılmış gibi tuhaf hissettiriyordu. Mutfak masasında, etrafı aydınlatan davlumbaz ışığıyla duruyorduk. Dertleşecek, gece vakti sohbet edilecek en iyi ortamdı "Erdem abi." Dedim en son dayanamayarak, ya da daha fazla içimde tutamayacağımı fark edince. "Sana bir şey söylemem lazım." Hemen çaprazımda oturmasından ötürü göz temasımız anında kuruldu. Bakışlarındaki dikkati ve merakı görebiliyordum. "Dinliyorum Ela." Sesindeki sakinlik beni geriyordu. Hep anlayışlı ve iyimser bir insandı. Sorgulamadan önce dinleyici olurdu ama şu anki konu benim açımdan farklı olduğu için istemsiz kendimi kasıyordum. "Bu kadar seni geren konu ne?" sesindeki merakı sorusuyla eşleştirdi. Gözlerimi kaçırdım birkaç saniye. Tekrar baktığımda odağının hala bende olduğunu gördüm. "Bozkurt." Dedim. Devam etmeden önce tepkilerini izledim. Tek kaşı havalanmıştı. "O gördüğün adam, sevgilim." Saklamadan gerçeği önüne bıraktım. Benden duysun istedim. Uzatmak değildi niyetim. Bu nedenle direkt söylemek bir an daha mantıklı geldi. Ailemden biriydi. Ve Begüm dışında ailemden birisine Bozkurt'tan ilk defa bahsedecek, anlatacaktım. Ellerini sakince masanın üzerinde birleştirdi. Parmakları birbirine kavuştu. Gözleri kısılmıştı. "Neden karşılaştığımız an söylemek yerine komşum diye tanıttın?" sorgulayıcı değil ses tonu, merak ediyordu. "Benim tepkimden mi çekindin yoksa başka bir şey mi?" tepkisinden çekinme ihtimalim onu germiş gibiydi. Başımı sağa sola salladım. "Senden çekinmiyorum Erdem abi." Dedim önce. Konunun onunla bir alakası olmadığının altını çizmek ister gibi. "Benim için ilk olan bir şey. Nasıl anlatacağımı bilemedim. Bir anda görünce telaşa kapıldım ya da ne bileyim. Çok farklı oldum bir an." Ellerim hareket halindeydi konuşurken. Sanki böyle yapınca kendimi daha iyi ifade edebilecekmişim gibi. "Senden saklamak ya da çekindiğimden değil. Gerçekten." Başını salladı. "Ben ne olursa olsun senin de Begüm'ün de yanındayım." Diye söze girdi. Ses tonu da hareketleri de oldukça sakindi. Konuşurken beni germiyordu, aksine daha rahat hissettiriyordu. "İkiniz de benim kardeşimsiniz, birbirinizden ayırmadım. Çekinip, benden saklayıp söylemekten korktuğun bir konu olursa, ayıp bana ki size o güveni vermemişim." Derin bir nefes aldı. "Ne olursa olsun bahsetmen, konuşmak istemen beni memnun eder." Söyledikleriyle ben de derin bir nefes aldım. Rahatlamıştım. Gerginlik uçup gitti. Yerini huzura bıraktı. Kasılan vücudum bile gevşedi. Yüzümde ufak da olsa bir tebessüm yer edindi. "Teşekkür ederim." Dedim mutlulukla. Ters tepki vermeyeceğini bilsem de gerginliğimi almıştı, sözleriyse ilaç gibi geldi bana. Göz kırptı. "Saçmal…