24. BÖLÜM
Yazar: Derya

Halsizlik her yanımı sarmıştı, öyle ki ateşli başımı kaldırmak bile istemiyordum. Günlerdir çok fazla gidip geliyordum. Bir sıcak, bir soğuğa maruz kalmaktan hastalıktan kaçamamıştım. Dünden beri de acısını çekiyordum. Uzandığım yataktan birinin dürtmesiyle kendime geldim. Kendimi çok kötü hissediyordum öyle ki gözümü açacak halim bile yoktu. Beni dürten Narin, gözümü açmayacağımı fark edince "Ela abla telefonun çalıyor." Dedi. "Bozkurt abi arıyor." Söylediği isimle zor da olsa gözlerimi aralayabilmiştim. Ama sanki göz diplerimde kum taneleri vardı. Canımı yakıyordu. Telefonumu elime alıp, açarak kulağıma koydum ve eski pozisyonuma geri döndüm. Halsizlik bedenimi ele geçirmişti. "Ela, neredesin sen?" sesi merak barındırıyordu. Belli ki çok kez aramıştı ama duymamıştım. "Sabah iyi değil gibiydin. Şimdi nasılsın?" Sabah okula beni o bırakmıştı. Hastaydım ama aşırı derecede değildi. Lakin okuldan gelmemle hastalık boyut atlamıştı sanki. Kendimi çok kötü hissetmiştim. Narin'in yaptığı sıcak çorbadan çok az içebilmiş ve yorgunlukla yatağa girmiştim. Herhangi bir şey yapmaya halim yoktu çünkü. "Evdeyim." Dedim. Sesim çok kısık çıkmıştı. "Biraz halsizim." Telaş yapmasın diye biraz demiştim ama biraz, şu an hissettiğimin yanında karınca ısırığı gibi kalıyordu. İlaç içip uyuyunca geçer sanmıştım ama aksine, Narin'in uyandırmasıyla bunun hiçbir etkisi olmadığını anlamıştım. Şu an telefon ile konuşmak bile yük geliyordu. Odaklanmak güçtü. Karşımdakini dinleyebilmek ise daha güçtü. "Ben yeni geldim. Müsaitsen geleyim." Müsait meselesi Narin içindi. Zira Narin kapalıydı ve saçı açık olabilir, Narin rahatsız olabilir diye düşünmüştür. Düşünceli hali, hastalığıma rağmen bana tebessüm ettirmeyi başarmıştı. "Gel." Dedim yine kısık çıkan sesimle. "Müsaitim sana." Söylediğim onu güldürmüştü. Ondan duyduğum gülme sesinin sebebi olmuştu. "Tamam." Dedi sesindeki gülüşle. "Gelirim birkaç dakikaya." Telefonu kapattığımda hemen başımda dikilen, bana meraklı gözlerle bakan Narin'e "Bozkurt gelecek güzelim." Dedim tane tane. "Rahatsız olursan kapıya anahtarı tak, kendisi girer." Narin şu an karşımda açık saçlarıyla duruyordu. Kahverengi, uzun, çok güzel saçları vardı. Bir hazine gibiydi bu hali. Teni ile uyumu ise göz alıcıydı. Söylediklerimle Narin başını sallamıştı "Sen bu haldeyken köşeye çekilemem ki Ela abla." Dedi sakince. "Ben yazmamı takarım, bir şey olursa çağırırsın beni." "Tamam güzelim." Dedim gülümseyerek. Böylece Narin dediği gibi yazmasını takmıştı, sonrasında çalan zille beraber odamdan çıkarak dış kapıyı açmaya gitti. Yalnızca saniyeler içerisinde dış kapı açıldı ve Bozkurt'un varlığını odamda hissettim. Narin'in, ikimiz baş başayken gelmeyeceğini biliyordum ama Bozkurt yine de odamın kapısını kapattı. Gözlerim kapalı olsa da kulaklarım açıktı henüz. "Ela." Diyen tok ve sakin çıkan sesi kulağıma ilişti. Sonrasında yatağıma oturunca, yatağın bir tarafı belli bir boyutta çöktü. Eli yanağıma değdi. Hissettiğim nasırlar gözlerim kapalı olsa da gülümsetti beni. Gözlerimi yavaşça araladım ve ona baktım. Zordu çektiğim ağrıyla ama başardım. Gözlerim yanıyordu resmen. Ben ona baktım ama o, ciddiyetle tüm yüzüme baktı. Avucu kadar olan yüzümde ellerini gezdirdi, ateşimi ölçmek ister gibi. Bakmasa da ateşimin olduğuna emindim. "Ateşin var senin." Dedi en son ciddiyetle sürdürdüğü araştırması bitince. "Ne yapılır, ne iyi gelir düşmesi için?" Telaşlı sorularına gülümsemek istedim. "İlaç içtim." Dedim, boğazımdaki acıdan dolayı sesim hırıltılı çıktı. "Geçer birazdan. Olmazsa hastaneye giderim zaten." Beni dinledi. Ağzımdan çıkan her bir kelimeyi ciddiyetle dinledi. Gözlerini ayırmadı. Bir eli iyi gelecek gibi sürekli saçlarımı okşuyordu. Susmamla yaklaşıp alnıma dudaklarını bastırdı. Tekrar gözlerimi yumdum. Varlığı bile şimdiden hafifletmişti vücudumu. Ya da ona o kadar çok bağlanmıştım ki her iyi şeyi ona bağlıyordum. Ve bunu bilmek bana daha iyi geliyordu. Bozkurt henüz uzaklaşmamıştı ki, "Sarılır mısın bana?" Diye sordum büyük bir istekle. Gözl…