23. BÖLÜM
Yazar: Derya

İnsan evinde ya da sevdiği kişinin yanında huzuru bulabilirdi. Huzurlu bir uykunun arasından sıyrılmamın nedeni Bozkurt'tu. Uykulu da olsam dudaklarımdaki tebessümün nedeniydi. Onun yatağında, onun yastığında, onun kokusuyla uykuya dalmak paha biçilemez derecede güzeldi. Mutlu hissettiriyordu. Mutluluğu her hücreme yayıyordu varlığı. Gözlerimi açıp önce kendime gelmek için müsaade verdim. Ardından yanımda onun eksikliğini, sıcaklığını yok olduğunu fark edince arkamı döndüm. Gördüğüm boşluk kaşlarımın çatılmasına neden oldu. Yavaşça doğrulup oturur pozisyona geldim. Sol tarafta bulunan pencereden havanın hâlâ kararmadığını fark ettim. Çok uyumamıştım ama onunla uyumak doyurucu bir his vermişti. Yataktan çıktığımda üzerimde olan ceketin çıkarılmış ve yatağın ucuna bırakıldığını gördüm. Bozkurt çıkartmıştı kesin ama ne zaman çıkartmıştı hiç farkında değildim. Ev ise içeriye ilk girdiğimizden daha sıcak durumdaydı. Bozkurt'un nerede olduğuna bakmak için odadan çıkığımda, banyodan gelen su sesini duyunca duş aldığını anladım. Henüz evden çıkmamış olması rahatlattı beni. Onu aylar sonra tekrar görmek, yan yana olmak içime bir çocuk sevincini yaymıştı. İçim içime sığmıyor, sürekli sırıtma isteğim oluyordu. Odaya geri dönüp komodinin üzerindeki çantama ilerledim. Telefonu çıkartıp elime aldım. Saate baktığımda henüz 17;08'di. Fazla uyumadığımı bilmek güzeldi. Çünkü hastaneye gitmek istiyordum tekrar ve gitmeden onlar için bir şeyler hazırlamam lazımdı. Begüm hastane yemeği sevmezdi. Baran'a da sıcak bir çorba iyi gelirdi eminim. Telefonu tam kapatıp çantama koyacaktım ki yükselen arama sesiyle tekrar elime aldım. Ekrandaki numara, kayıtlı olmayan bir numaraydı. Kaşlarım istemsiz yükseldi. Numara tanıdık değildi ama Begüm'ün arama ihtimali olduğundan açtım. Zira şarjı bitmiş olabilirdi. Belli olmazdı. Açıp kulağıma telefonu yasladım. "Efendim?" Karşıdan ilk önce bir hışırtı sesi yükseldi. Ardından tanımasaydım keşke diyeceğim tanıdık bir ses yükseldi. "Ela." Kalbimde bir korku, endişe oluştu. Nefes almamı engelleyecek derecede kötü hissettirdi. Sol elimi boynuma götürüp okşadım iyi gelecek gibi. Onun sesi kesilmedi ama "Beni özlememiş olamazsın." Hala kendini beğenmiş tavrı yerli yerindeydi. Alaylı sesinin altında yatan korkunç bir tonlama hakimdi. "Ne istiyorsun." Diye sordum dişlerimin arasından. Sesimi düz tutabilmek oldukça zor olmuş ama kendimi dizginleyebilmiştim. Boynumdaki ellerim titremeye başladı. "Düğün günümüzde beni terk eden birine göre oldukça cesursun Ela." Ses tonu fazla öfkeliydi. Telefonun öbür ucundan beni boğacak kadar ürperticiydi. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Elbette Gürkan'ın beni arayacağını ya da karşıma çıkacağını biliyordum ama beklemediğim bir anda sesini duymak kötü etkileyip, kafamın karışmasına sebep oldu. Ağırca yutkundum sakin kalmak için. "Dilini mi yuttun sevgili nişanlım. En son çok iyi konuşuyordun." Gittikçe öfkeleniyordu ve ne yazık ki bunu bilecek kadar onu tanıyordum. "Yaptığın ihanetten sonra peşine düşmeyeceğimi mi sandın?" Beni açık açık tehdit ediyordu. "Yaptığın yanına kalmayacak. Bunu öğreneceksin!" Onun ne öfkesini ne de sesini duymak istedim. Ve ne de sesimi duysun istedim. Telefonu kulağımdan ayırıp kapattım. Ardından bekletmeden numarayı engelleyip telefonu yatağın üzerine attım. Normal hayat akışına o kadar dalmıştım. O kadar onları yok saymıştım ki bir anda sesini duymak tepe taklak etmişti zihnimi. Başımı sağa sola ağırca sallayıp odanın içinde birkaç adım attım. Bozkurt buradaydı ve beni böyle görsün istemedim. Görevden yeni gelmiş, yetmemiş kardeşim dediği adam kötü bir halde hastane odasındaydı. Gözlerimi yumdum. Dağılan zihnimi acilen toparlamam lazımdı. Kendime gelmeliydim. Neredeyse birkaç dakika içerisinde odanın yarım kapısı biraz daha açıldı. Bozkurt içeriye girdi. Ona odaklanmak için az önce olanları yok sayıp yüzüme tebessüm kondurdum. Arkamı yavaşça döndüğümde Bozkurt'u altında sadece havluyla görmeyi asla beklemiyordum. Gözlerim şaşkınlıktan dolayı büyü…