1. BÖLÜM
Yazar: Derya

Kitaba başlamadan önce uyarı yapmak istiyorum. Okurken, herhangi bir kelime-harf ya da herhangi bir noktalama işareti dahil size başka bir kitabı hatırlatsa dahil bunu yorumlarda belirtmeden okuyunuz. Aksi takdirde bana saygısızlık olur. Dikkat ederseniz bu konuda, sevinirim Yeni başlangıçlar çoğu zaman insanı korkutur, endişeye sürükler. Bu başlangıçlar ilk defa denediğiniz bir durum ise sizi fazlasıyla da korkutabilir. Yapabilir miyim? Başarabilir miyim? İstediğim gibi olur mu? Düşünceleri sürekli sizinle beraber olacaktır. Ta ki o başlangıcın üstesinden hakkıyla gelene kadar. Yeniliklerin sizi korkutması, hiç denk gelmediğiniz durumlar içinde kendinizi bulmanızdandır. Korkutan kısım ise tam olarak bu noktadadır. Yeni başlangıçlara adım atmıştım. Bu başlangıcın benden aldıkları çok fazlaydı, beni zorlayan kısımları çok fazlaydı. Yine de isteğimden bir adım gerilemeyip başarmıştım. Öğretmen olarak hiç bilmediğim, gelmediğim bir şehire atanmıştım. Duygularım karma karışıktı. Yenilikler güzel olduğu kadar zordu da. Ben ise bu yola bile bile çıkmıştım. Aklımdaki düşüncelerle beraber vücudumdaki yorgunluk da eklenince derin bir nefes alarak olduğum yerde durdum. Sağımda küçük bir kayalık görünce iki adım atıp oturmuştum oraya. Bacaklarımı ileriye doğru uzatırken benden habersiz ilerlemeye devam eden arkadaşıma seslendim. "Begüm." Diye seslendim arkasından. "Yorgunluktan ölebilirim, duralım artık." Arkasını dönmesiyle beni otururken görünce kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. "Zaten senin bu enerjin nerden geliyorsa?" Diye söylenmeden edemedim. Yürüdüğü yolu geri gelerek önümde durmuştu. Konuşmadan önce bana onaylamaz bakışlar atmak ile meşguldü. "İnanır mısın ben de senin içinde yaşayan şu yetmiş yaş teyzeye anlam veremiyorum." Dedi başını olumsuzca sallarken. "Daha yirmilerinin başındaki çıtır olman gerekirken şu haline bak." Elini kaldırıp üzerimi işaret etti. "Utanmasan koluma gir de öyle gez diyeceksin." Memnuniyetle atıldım. "Asla hayır demem, hatta çok iyi olur." Kolumu kaldırdım. Hadi gir , dercesine kaşlarımı oynattım. Bana, ciddi misin, dercesine bakıyordu. Ama ben gayet de ciddiydim. Kolumu kaldırıp onu beklemeye devam ettim. "Aşkım çok ayıp." Dedi kaşlarını çatarak. "Hadi ya." Diye devam etti arkasından. "Zaten şurası gezeceğimiz son yer." "Gezeceğimiz son yer diye diye gezilmedik yer bırakmadın. İki saattir son diyerek bize şehri turlattın." Dedim isyanla karışık. "Canım sen yaşlıysan ben ne yapayım?" Dedi ve devam edebilmemiz adına koluma girdi. Ayağa kalkıp ona yaslandım. Bacaklarımın arkasındaki kaslar imdat bayraklarını çekmiş gibiydi. Sırtımın ise uzun süredir ayakta kalmasından dolayı, omurga kısmı yanıyordu. Ayağa kalkmamla Begüm'e ayak uydurarak ilerlemeye devam ettik. Kars'a atanmıştım. İlk öğretmenlik yapacağım yer Kars'ın bir ilçesinde bulunuyordu. Ve hazır okulların açılmasına bir hafta varken Begüm'ün yoğun ısrarıyla kendimizi dışarıda bulmuştuk. Çıkıp etrafı dolaşmamız, göz atmamız iyi olurdu. İleride bir şey lazım olursa aklımızda bulunsun demiştik. Tabi yakın arkadaşımın gezmeye aşık biri olduğunu gözden kaçırmıştım. Bu nedenle bedenimin yorgunluğuyla duruyordum. Kars'a geldiğimizde ilk iki gün bizim için biraz kötü geçmişti. Hava değişikliğinden olsa gerek hastalanmıştık. Ama neyseki takviye desteğiyle hızlıca toparlanmıştık. Bünyem sağlamdı, hızlıca toparlanmamız kaçınılmaz olmuştu. İyileşmemizle Begüm'ün ısrarı üzerine kendimizi dışarıda bulmuştuk. Şu an fazlasıyla yorulmuştum ben ama Begüm için aynı şeyi söyleyemeyecektim. Yorgunluk o kadar Begüm'ün umurunda değildi ki gezdiğimiz yerlerin fazlalığı onun gözünde görünmüyordu. Şu an ilerlediğimiz yer ise neredeyse dağa çıkıyordu. Begüm'ün şöyle bir sorunu daha vardı ki; gezince kendinden geçiyor, etrafına bakarken nerede olduğunu nereye gideceğine bakmıyordu. Özün değimiyle alıp başını gidiyordu. "Umarım gittiğimiz yönü biliyorsundur." Diyerek dünyaya teşrif etmesini sağladım. "Hı?" Dedi bana dönerek. Bu sırada etrafı çekmek için çıkardığı telefonu da…