17. BÖLÜM
Yazar: Derya

Begüm Öztürk Ortalık giden elektriğin tekrar gelmesiyle karışmıştı. Çünkü Ela yoktu. Herkes ayaklanmış etraflarına bakarken bir adamın gelip Ela'nın kaçtığını söyleyince Gürkan durmamıştı. Bunu kendine yedirememişti. Sinirle haykırdı. Gözleri ateş gibi etrafı turlarken bir anda göz göze geldik. Kaşlarımı çattım. Gürkan bakmakla yetinmeyip hızlı adımlarla yanıma geldi. Önümde durdu. Üstten üstten öfkeli bakışlarla baktı. "Ela nerede?" Ses tonu öyle korkutucuydu ki kalbim hızla attı. "Nerden bileyim ben?" Dedim tersçe. Tahammül edemiyordum. Sinir bozucu herifin tekiydi. Gerçekten bilmiyordum Ela'nın nerede olduğunu. Bilseydim de söylemezdim zaten. Gırtlaktan ürkütücü bir ses çıktı ondan. "Begüm!" Dedi her harfi öfkeyle söylerken. "Ela nerde! Nereye gitti! Son kez soruyorum!" "Bilmiyorum!" Dedim aynı öfkeyle. "Bilseydim de söylemezdim! Kardeşimin seninle evlenmesine göz yumamam!" Kolumu sıkıca tuttu. Ağzını açmadan ona engel olan biri oldu. "O elin kardeşime değmesin Gürkan!" Abim öfkeyle bakıyordu ona, dişlerini sıktığından çenesi seğiriyordu. "Yaptığın piçliği görmezden gelmem! Kardeşime değen eli kırarım!" Gürkan'ın elini çevirerek itti. Kırılmadıysa mutlaka çatlamıştır. Gürkan'dan acı bir inleme sunuldu. Gürkan tehdit dolu haykırışlarıyla bahçeyi doldurturken sonra adamlarıyla gitti. O anda bizdeki bakışlar üstümüzden ayrıldı. Birbirleriyle fısıldaştılar, şaşkınlıklarını dile getirdiler. Arkadaşımı yakalanacak paniği bir yanımı endişelendirse de kaçmış olmasına çok mutlu olmuştum. Öyle ki yüzümdeki tebessümü silemiyor, içim kıpır kıpır bir heyecanla doluydu. Gürkan'ı umursamayacaktım. Abim bileğimi nazikçe tutup beni köşeye çekti. Anlamaz gözlerle bakıyordum "Ne oldu abi?" dedim ona ayak uydurup kısık ses kullanarak. Bakışlarını etrafta gezdirip kimsenin bakmadığını fark edince biraz eğilip kısık sesle konuştu "Ela nereye gitti?" diye sordu. "Bir sorun yok değil mi güzelim?" Dudaklarımı kemirdim. Söyleyip söylememek arasında kararsız kaldım. Ama abimin böyle endişeli durması, bir sorun varmış gibi bakmasına kıyamazdım. "Sorun yok." Dedim kısık ama net sesle. Sabah Bozkurt ile konuşmuştu, eminim ki o yardım etmiştir. "Ela şu an güvende." İnşallah öyledir yani. Gürkan arkasından gidince biraz endişelenmiştim yalan yok. "Tek duam Gürkan yetişemeden kaybolmaları." Abim bakışlarını kıstı. Şüpheli bir tavırla bakıyordu "Begüm." Dedi hayırdır dercesine "Bilmediğim bir şey mi var? Niye bu kadar eminsin?" Sırıttım, tamamen masum bir sırıtıştı bu. Ellerimi teslim olurcasına havaya kaldırdım "Eminim. Sadece bu kadar söyleyebilirim. Hem söylenmesi gerekeni Ela söyler, susuyorum burada." Dedim dudaklarımı sıkıca birbirine bastırarak. Sonuçta özeliydi, Ela abimi benim kadar çok seviyordu ama bir şey söyleyemezdim bu konuda. Pes edercesine omuzlarını indirdi ama şüphesi eksilmedi "Eminsin değil mi?" diye sordu yine. Sanırım Ela'nın gerçekten iyi olduğuna emin olmadan böyle davranmaya devam edecekti. Erdem abim de Ela'yı tıpkı kardeşi gibi görürdü. Benden ayırmaz. Benim başıma ya da onun başına bir şey gelse aynı şekilde endişelenip korurdu. Başımı salladım. "Eminim abiciğim, rahat ol." Peki öyle olsun dercesine bakıp beni kolunun altına aldı. "Umarım güzelim." Dedi bana güvenmeyi tercih ederek. Kolumu tuttu. "Acıyor mu?" Bakışları yüzümde, vereceğim tepkideydi. "Hiç farkında değilim." Dedim açıkça. Koluma kısa bir bakış attım. "Ela gitti ya onun mutluluğu var içimde. Kaçamasaydı çok üzülürdüm." İçimin kıpır kıpır oluşu gözlerime de yansımıştır eminim. Abim bu halime karşı güldü. "Hiç belli olmuyordu." Dedi alaya alarak. "Söylemesen fark etmeyecektim o derece." Gülerek sarıldım beline. "Abi ya." Dedim ona mızmızlanarak. Bahçeye geri döndüğümüzde çoğu kişi yoktu. Olanlar da ayakta ve anlamaz gözlerle bakıyordu. Ne olduğunu bilmiyorlardı, neden Ela'nın kaçtığını falan bilmiyorlardı. Bu yüzdendi boş bakışları. Ela'nın babası da en az Gürkan kadar sinirliydi, annesi ise İsmet amcanın bu öfkesi karşısında panikti. Ama onları umursamadım. İçim kı…