15. BÖLÜM
Yazar: Derya

Bir şeyler için uğraşıp, çabalarken aynı zamanda ayağımdaki prangalardan kurtulmaya çalışıyorum. Ve devam ettikçe sanki ipler ayağıma dolanıyor, o pranga ciddi yaralar açıyordu vücudumda. Gördüğüm tabelada İstanbul yazısını görmek, sanki kaçıp kurtulmaya çalıştığım prangaların tekrar ayağıma geçirilmiş olması ve en ufak hareketimde canımı yakmaktan çekinmemesini gösteriyordu. Gürkan dediğini yapmıştı. İstanbul'a getirmişti beni. Saatlerdir yoldaydık. Arabadan yalnızca bir kere inmiştim. Ters bir hareketimde ne olacağını bildiğimden bir şey de yapamıyordum. Zaten götürdüğü yerler en tenha mekanlardı. İstesem de kimseye bir şey söyleyip yardım bekleyemezdim. Gürkan da bunu bildiğinden beni o tarz yerlere götürmüştü. Arkamızda bir araba Kars'tan buraya kadar bizi takip etmiş bir an olsun peşimizden ayrılmamıştı. Her taraftan elimi kolumu bağlamaktan çekinmiyordu adi herif. Şehrin içinde arabayla yol alırken akşam saatleri olduğundan trafiğin yoğun olduğu zaman dilimine denk gelmiştik. Arabalar, insanlar, her biri o kadar fazla ve yorucuydu ki, yorgun olan beynimle iyice bir karmaşa haline gelmiştim. Başım ağrıyordu. Parmaklarım ufak hareketlerle başıma masaj yaparken düşünceleri durdurmaya çalışıyordum. Gürkan ise dediğini başarmanın gururuyla gülümsüyordu. Sinir ediyordu beni. "Özlemedin mi İstanbul'u?" sorusu ile göz devirdim. Kendimi öyle kasmıştım ki buz kesmiştim oturduğum yerde. "Gezip dolaştığın yerler, tabi özlemişsindir.” Hışımla ona döndüm. Tahammül sınırlarıma girdiğinden kaşlarımı sertçe çatmış öfkeli bir sesle "Sence şu an bunu düşünmek istiyor muyum?" diye sordum tersçe. "Salak salak konuşup benimle sohbet etmeye çalışma." Tekrar önüme dönüp gözlerimi gelip geçtiğimiz yollara çevirdim. "Sanki buraya isteyerek dönmüşüm gibi." Sesim daha normal tonda çıkmıştı. Bıkmış gibi, her şey bir an önce geçip gitsin ister gibi. "O diline hakim ol Ela! Bana diline ayar yaptırma." En az benim kadar sinirliydi. Lakin umursamadım. "Sen de kes sesini o zaman." Dedim. "Tahammül edemiyorum sesine." "Edeceksin." Öfke tüm bedenini ele geçirmişti. Yandan baktığımda alnıda beliren ve oradan kurtulmak isteyen damarı şişmişti. Korkutucu bir görüntüydü. "Gerekirse zorla bana tahammül edecek, benimle olmaya alışacaksın!" Ters bir hareket yapmaması için sessizliğe bürünürken derin nefes almaya zorladım kendimi. Lakin bu bir etki etmemişti. Göğsümdeki kasvet her dakika çoğalıyor, gittikçe büyüyor ve nefes almamı engelliyor gibiydi. Hayat çok acımasızdı. Ya da insanlar çok acımasızdı. "Hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasındaki boşluğum." Demiş Fernando Pessoa . Tam olarak böyle bir durumda, böyle bir boşlukta, böyle bir araftayım. Araba tanıdık yollara, tanıdık evlerin olduğu kısma girince o kasvetle karışmış kara bulut, başımın üstüne yer yapmış beni boğmak istiyor gibiydi. Birkaç dakika içinde aylar sonra tekrar evimin önünde durmuştuk. Henüz arabadan inmemiş, hayal kırıklarımdan oluşan eve bakıyordum. Tekrar girmeye, evdekilerle yüz yüze gelmeye hazır mıyım bilmiyorum. Tamamen boşluktaydım, hissizdim. Ne yapılırsa yapılsın tepki veremeyecek kadar da bıkkın hissediyordum. "İn." Sesin sahibi Gürkan'dı. Kapımı açmış inmem için bakışlarını üstüme dikmişti. Daha fazla bakışlarına mağdur kalmamak için arabadan inmeye yeltendim ki aklıma gelen ile bakışlarımı yukarı, onun yüzüne kaldırdım. "Arkanı dön." Dedim tersçe. Gözlerime baktı, hiç hoşlanmasa da birkaç saniye içinde tersçe arkasını döndü. Şüpheli gözlerim sırtındayken koltuğun kenarına elimi sokup telefonumu hızlıca alıp ceketimin cebine sıkıştırdım ve arabadan indim. Benim inmemle Gürkan tekrar bakışlarını üzerime çevirdi. Neden arkasını dönderdiğimi bilmediğinden kısık gözleri şüpheyle üzerimde gezindi. Bu beni rahatsız ederken "Çek gözlerini üstümden." Dedim. Gözleri gözlerimde kalırken ikna olmasa da üstelememişti. "Yürü." Dedi sadece. Elimden tutmaya çalışınca hızla geri çekildim. "Kendim giderim." Dedim ve arkamı dönüp eve doğru ilerlemeye başladım. Demir kapıyı açtığımda e…