14. BÖLÜM
Yazar: Derya

Bozkurt içtiği sıcak çorbanın ardından kendine biraz daha gelmişti. Daha iyi görünüyordu en azından. Tezgaha tepsiyi koymamla rahatlamış bir nefes alarak tekrar salona döndüm. Salonun lambası açık olduğu için onu ve çıplak üstünü netçe görmek derince yutkunmama sebebiyet verirken gözlerimi kaçırdım. Yanına yaklaşıp L koltuğun bir ucuna oturdum. "Daha iyi görünüyorsun." Dedim ona bakarken. Başını salladı. Soluk mavi gözleri daha canlı gibiydi. "Öyle." Dedi. Boğazı hala ağrıdığı için sesi boğuk ve pürüzlü çıkıyordu ama. Bu konuda doktora görünmesi şarttı. "Sağ ol." Gülümseyerek omuzlarımı oynattım. "Çok bir şey yapmadım ama iyiysen rahatladım." Dedim saklamadan. "Ama hastaneye gitmen şart. Boğazın kötü gibi hala." Onayladı bu dediğimi. "Evde ilaç vardı." Dedi kestirip atarcasına. Üstelemedim ama içten içe merak da ediyordum. Daha fazla sıkmak istemediğimden ayağa kalktım. Bir bardak kahvenin iyi geleceğini düşünerek ilerledim. "Nereye?" sorusuyla adımlarım durdu, yüzümü ona çevirdim. "mutfağa." Dedim başka nereye olacak dercesine. "Kahve yapacağım kendime." Durup gözlerimi kıstım "Sana da ikram etmek isterdim ama malum hastasın, o yüzden olmaz." Beni dinledikten sonra en son "Tamam." Dedi başka bir şey demeden. Böyle tatlı tatlı tamam demesi tebessüm etmeye zorlarken yanaklarımın içini ısırarak tekrar ona sırtımı dönerek mutfağa ilerledim. Akşam akşam kahve içmek uykuyu kaçırırdı ama zaten bu merakla uyuyamazdım da. Ki kahve içmeye ihtiyacım vardı. Makinada yaptığım kahve yalnızca birkaç dakika içinde olunca fincana boşaltarak bardağımı elime alıp tekrar salona döndüm. Elimdeki fincanı orta sehpaya bırakırken Bozkurt'a yaklaştım. Yanına oturup elimi alnına koydum. Bu ani hareketim kaşlarını çatmasına yol açsa da umursamadım. Elimi alnından çekerken "Ateşin yok gibi." Dedim onun gözlerine bakarken. Bu kadar yakın olmamız beni afallatırken boğazımı temizleyip hemen gözlerimi kaçırdım. Uzanıp kahvemi alarak hemen bir yudum aldım aklımı dağıtmak adına. "Aynen." Diyen sesiyle fincanı dudaklarımdan çekip ona baktım yandan. "İyiyim sanki." "Öylesin." Dedim önüme dönüp kahvemden bir yudum daha alarak. Ben kahvemi içene kadar sessizlik aramızda bir çağ gibi büyürken altında ezileceğimi hissettim. Bu sessizliği bozan çalan telefon sesiydi. Etrafa baktığımda koltuğun üzerinde duran Bozkurt'un telefonunun açık olmasıyla tam uzanacaktım ki onun eli de önümden uzandı. Vücudu ile koltuk arasında kalırken nefes alışverişlerim haddinden fazla hızlandı, göz bebeklerim büyüdü. Neyse ki Bozkurt bu teması kısa kesti telefonu alarak tekrar eski pozisyonuna döndü. Açtığı telefonu kulağına götürürken bana kısa bir bakış atmayı ihmal etmedi. Gözlerini üzerimde fazla tutmadı lakin. Karşısına bakarken kaşları çatıldı, dişlerini sıkmaktan çenesi kasıldı. "Neredesin sen lan!" çıkan ses tonu sinirle harmanlanmıştı. Bu ses beni kendime getirirken o devam etti. "Göstereceğim ben sana işi!" aynı sinirle telefonu kulağından çekip kapattı. "Bir sorun yok. Değil mi?" kaşlarım merakla çatılmış ondan bir cevap almak istercesine yüzüne bakıyordum. Gözleri bana dönerken bakışlarındaki var olan öfke yavaşça toz bulutu gibi dağıldı, daha normal daha düz baktı. "Baran." Dedi. Sesinde yine altta yatan bir öfke vardı "Eve gelmiş." Başımı salladım anladığımla. Ardından ayağa kalmasıyla "Nereye?" diye sordum kaşımı çatarak. Bu sorum bir an beni güldürecekti ki tuttum kendimi, aynı durum sanırım Bozkurt'ta da mevcuttu ki sol elini kaldırıp kıvrılmaya hazır olan dudağının kenarına dokundu. "Evime." Dedi boğazını hafifçe temizleyerek. Ayağa kalktım, böylece tam karşısında yerimi almış bulundum. Bu anlık kalkış iyi bir fikir miydi bilmiyorum. Zira çıplak göğsü tam karşıma serilmişti. Yapılı aynı zamanda fazlaca hayran bırakacak kaslara sahipti. Askerliğinin izleri vücudunda bir damga gibi kendisini belli ediyordu. Ben onun vücudundaki o detaylara bakarken saçlarıma değen sıcak nefesi tüm bedenimin titremesine yol açtı. Bugün vücudu fazlaca aklımı karıştırdığı için yargılanmalıy…