10. Bölüm
Yazar: Derya

Okul binasından içeriye giren genç kadının arkasından bakıyordu Bozkurt. Bir eli cebine girerken kapının önünde Ela'yı bekleyen öğretmen arkadaşa kaydı gözleri. Kaşlarının istemsizce çatılmasına engel olmazken dişlerini sıkıp çenesinin kasılmasına neden oldu. İçinde anlamadığı bir duygu, bir dürtü sinir uçlarıyla oynuyordu sanki. Kendini dizginleyip sakinleştiremiyordu. Onca aldığı eğitim boşuna gidiyor gibiydi. Ela'nın yanındayken, ona bakarken, dinlerken; aklının, hislerinin, kalbinin bir noktasında farklı bir şeyler oluyordu sanki. Anlamlandıramıyordu. Dün, kızı göğsüne çekip sokulmasına izin vermesi bile en büyük örnekti bu ikilemine. Zira Bozkurt kolay kolay kimseye bu şekilde dokunmaz, iyi olması için uğraşmaz, acısını, üzüntüsünü dinlemek istemez. Destek olmak istemezdi. Ela aklını ve kalbini kurcalıyordu. Bunu dillendirmese de yaşadığı ikilem tüm çıplaklığıyla karşısındaydı. Cenk'e bakarken gözlerinde oluşan duygunun, yoğunlaşan külleri kalmıştı. Bu saçma ana bir nokta koymak adına derin bir nefes alıp arkasını dönmüştü. Tam o anda bacağına çarpan küçük bir kız çocuğuyla devam edemedi. Kendisi hala aynı pozisyondayken hızla koşup çarpan çocuk iki adım geri gidip yere düşmüştü. Bozkurt kaşlarını çatıp hafifçe eğilip çocuğun tişörtünün ense kısmını tutarak kaldırdı. Küçük çocuk kalçasının acımasıyla burukça gözlerine dolan yaşları tutarken onu kaldıran adama baktı. Gözleri o an kocaman açılırken "Ne kadar kocamansın." Dedi şaşkınlıkla. Canı hassas olduğundan dolayı kelimeleri pürüzlü bir sesle çıkmıştı. Bozkurt bir tepki vermedi. "Kaça gidiyorsun sen?" Diye sordu minik bedene bakarken. Kız çocuğu uzun adamdan gözlerini alamazken sorulan soruyu anında cevapladı "1'e." Dedi. Sesi hem yanan kalçasından acılı hem de adamın uzunluğuna şaşırdığından tuhaf bir tonda çıkmıştı. Bozkurt "Zil çalacak geç kalacaksın." Dedi. Çocuk ona tuhaf tuhaf bakarken dayanamayıp hafifçe eğildi tek dizi üzerine. "Hangi şubeye gidiyorsun? Öğretmenin kim?" Sorularını arka arkaya sıralarken çocuk ondan gözlerini ayırmamıştı. "Adın ne senin?" Küçük çocuğun bakışları kendi boyuna eğilen adama hayranlıkla bakıyordu. "Asena adım." Dedi. "1-B' ye gidiyorum. Öğretmenimin ismi Ela Doğan." Dedi ezbere anlatırken. Bozkurt'un tek kaşı şaşkınlıkla havalandı. Nasıl bir tesadüftü ki her seferinde onunla ya da ismiyle karşılaşıyordu? "Kalk git o zaman." Diyerek en kibar şekilde konuşup ayaklandı Bozkurt. "Geç kalacaksın yoksa." Asena hayranca tebessüm ederken alttan bakıyordu karşısındaki bedene. "Abi ne iş yapıyorsun?" Diye sordu masum tınıyla. Bozkurt sorusuyla başını eğmiş, gözlerini çocuğun yüzünde gezdirmişti. Çocuklarla hiç anlaşamazdı ve dibindeki bu küçük kızın ona sorular sorup konuşması canını sıkıyordu ama yine de ters tepki vermemek adına "Askerim." Dedi sesindeki gururla. Asena'nın gözleri parladı. "Valla mı abi?" Bozkurt başını salladı onaylar nitelikte. "Çok havalı." Diyen Asena'nın sesi hayranlıkla dolmuştu. "Ben de olacağım." Dedi minik bedenine bakmadan göğsünü kabartarak. "Ülkemi koruyacağım." Bozkurt'un dudağında oluşan tebessüm duyduğu şeylerin gururundandı. "Aferin sana." Dedi. "Böyle ülkene aşık ol." Asena gururla tebessüm edip Bozkurt'un gözlerine baktı. "Her zaman abi." Dedi büyük bir insan misali konuşurken. Bir süre sonra Bozkurt yüzündeki tebessümle okuldan çıkmıştı. Kendini bildi bileli çocuklardan uzak dururdu lakin az önceki tesadüf ve Asena ile olan konuşması, konuşulan konudan dolayı dudağının kıvrılmasını sağlamıştı. 🌷 Okuldan geldikten sonra askeriyeye girmiş, bekletmeden üzerine kamuflajını giymişti. Son kez derin bir nefes alıp odasından sert ve kendinden emin adımlarla çıktı. Koridor boyunca yanından selam vererek geçen askerlere başıyla selam verip kendi timinin yanına ilerlemişti. Yemekhanede bir masanın etrafında olan Kasırga Timi üyelerinin keyfi gayet yerindeydi. Şakalar espriler havada uçuşuyor, kendilerine eğlenceli bir ortam kurmuşlardı. Baran bir tek aralarında yoktu, o da Bozkurt'un verdiği dosyalarla ilgilendiğin…