ANLIYORSUN DEĞİL Mİ?
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

Selam 🐤 Bu kitaba yazdığım en uzun bölüm oldu. 8623 Kelime. Son zamanlarda yazmaya fırsatım olmuyor, formdan düştüğümü hissediyorum. Yorumlarınız beni motive ediyor, eksik etmezseniz sevinirim. Oldukça uzun bir bölüm olduğu için sınır koymaya karar verdim. 2499 yorum, 1000 oy. Sonlara doğru Barış Manço açarsanız, bölümü hissedebilirsiniz :) Keyifli okumalar 🌸 Hayatın zorluğu her yaş aldığımızda daha da artıyordu. Zorluk karşısında ne kadar direnç gösterebildiğimiz de bizi güçlü ya da güçsüz yapıyordu. Fiziksel zorluk on kişiden dokuzunun elendiği bir testten geçmiş birisi olarak benim için zor değildi. Acı eşiğim yüksekti, bu meslekte başıma gelmesi muhtemel her şeye dayanabilirdim. Ruhsal zorluk ise en beteriydi. Bunun için eğitim yoktu işte. Olsa ilk ben yazılırdım. İnsanı çoğu zaman güçsüz yapan fiziki zorluklar değildi, ruha değen ya da değmeyen bir el insanı yerle bir edebiliyordu. Aşk, sevgi, kırgınlık örneğin. Bence özlem, ölüme on kala kadar çaresiz bir duyguydu. Özlediğiniz kişinin bıraktığınız gibi kalıp kalmadığına emin de değilseniz üstelik, boşa gidiyor özlemleriniz. Ne acı, ne büyük kayıp. Babam olsaydı eğer yanımda 'Senin özlemin onu bıraktığın hâline.' diyerek severdi saçlarımı. Kendimi ne zaman bir çıkmazda hissetsem, babamın beni bu çıkmazdan kurtarmasıyla nefeslenirdim. Eskiden bu çıkmazlara daha kolay girerdim, çünkü bilirdim ki babam beni gelip kurtaracak. Harbiyeliyken telefonda gecenin üçünde bile olsa arardım babamı. Eğer gelebiliyorsa gelirdi, hüngür hüngür ağlardım omzunda. Kabus görürdüm, onu özlerdim, elime bulaşan kanı hayal edip korkardım. Özel kuvvetler eğitimi başladığında arayamamıştım babamı. Aylarca görmemiştim de. Gözyaşlarım pınarlarımda birikse, irislerimi çatlatsa da, onsuz ağlamamıştım. Fırat amcamın kulağımın dibinde, ''Söyle şu numarayı, baban alsın seni kapıdan!'' demeleri bile yıldırmamıştı beni, amcam da biliyordu ki en büyük zorluk hatıralarımda gizliydi benim. ''Zaten unutmuştur seni Yaz! Kimsin ki sen! Neyini unutmayacak! Çocukluk arkadaşını özleyip ağlayacak kadar güçsüz müsün! Öyleysen söyle numarayı!'' Daha da hırslanmam için söylediği sözler amacına ulaşmıştı. Pes etmemiştim. Benim duygusal olarak en zayıf yönümdü Ayaz. Gülümsedim ismi zihnimin köşelerinde yankılandığında. Beyaz derdim küçükken, inadına yapardım bunu. Ayaz karanlık bir isim gibi gelirdi bana, zaten annem de soğuk havalarda 'Ayaz var.' derdi. Hemen etrafıma bakardım, ''Hani anne? Nerede Ayaz?'' Abim hemen çatardı kaşlarını, istemezdi Ayaz'a düşkün olmamı. İlk önce abimlerden kurtulmak için şifre koymuştum ismine. Beyyaz derdim ona. Hem resim defterim bile beyazdı, fotoğraflardan gördüm annemin gelinliği de beyazdı, Abimin kedisi de beyazdı, Ayaz'ın dişleri de beyazdı. Beyaz bir kağıt saydım hayatımızı, üzerini renkli kalemlerle boyayacaktık. Ayaz'ın gözleri hariç siyah rengini kullanmayacaktım. Çoğu insan çocukluk anılarını hatırlamazken ben neden bir eziyet gibi o günü hatırlıyordum? Yüzü bile bazen silikleşirken hafızamda, o gün olanlar hiçbir şeyin olmadığı kadar netti. Bunun benim sınavım olduğunu çok sonra anlamıştım. Orduevine yürümeyi bırakmıştı çoktan ayaklarım. Hava kararırken tenha bir sokakta, eski bir sanayiye girdim. Etraftan çıt çıkmazken hurda yığınına dönmüş arabalardan birine adımladım. Lastikleri yakılmış, jantları kalmıştı bir tek. Sırtımı demir yığınına yaslayıp ellerimi üzerimdeki ceketin cebine sokup derin bir nefes aldım. Mazot kokuyordu burası, biraz da yakılmış lastik. Yanık lastik kokusunu bilir misiniz? Genzi yakar, siner üzerinize, çıkmaz bir iki gün. Banyo yapmazsanız bir hafta. Simsiyah leş gibi bir dumanı vardır. Neden bu kadar iyi biliyorsun diye sormayın. Biliyorum işte. Tamirhaneyi yuva yapmış kuşları gördüğümde gülümsedim. Küçükken evimize güvercin girmişti. Abimin kuşları beslediğini duyan tüm kanatlılar bizim evimize uğrardı. Kaç yaşında olduğumu hatırlamıyordum. Tek hatırladığım beyaz bir güvercinin yatağımın üzerinde duruyor olmasıydı. Ayaz elleri arasına almıştı onu h…