YOLUMUN ÜSTÜYDÜN
Yazar: pekbiafiliyalnizlik

Selam🖐 Bir iki şey söylemek istiyorum. Hatta ufacık bir sitem. Çok sabırsızsınız. Henüz beşinci bölümdeyiz. Bu sabırsızlığınız beni de etkiliyor. Bazı motivasyon bozucu yorumlara kırılıyorum hatta. Yaz, Ayaz'ı onuncu bölüme varmadan hatırlayacak ve geçmişte neler olduğunu öğreneceğiz. Zora Sarıldık kadar uzun bir hikaye olmayacak, zaman ne gösterir bilinmez ama kırk da bitirmek istiyorum. Dinçer'in hikayesi KOF'u yayımladım ilk dört bölümüyle sizler tarafından okunmayı bekliyor🌟 Hadi şimdi tatlı tatlı çerez tadındaki bölümümüze geçelim. Keyifli okumalar. 😻 Yeni görev yerimde ilk gecemi geçirirken tarifsiz duygular içerisindeydim. Umut bu duyguların büyük bir kısmını oluştururken; diğer duygularımın tarifi kolay değildi. Belki biraz endişeliydim, biraz da heyecanlı. Belki de başaramam diye korkuyordum. Korkmak akıllı insan işi derdi babam ama üzerine üniformanı geçirince korkusuz olmak zorundasın asker diye eklerdi. Üzerimde üniforma yokken tüm korkma hakkımı burada kullanıyordum. Başarısızlık beni sahiden tüketirdi. Hata yapa yapa ilerlerdi insan ama ben hatalardan yana değildim. Mükemmel de değildim, sadece iyi bir asker olmak istiyordum. Bu ekipte de tüm isteğim buydu. Kendine güvenen bir kadındım ben. Neyi yapıp, neyi yapmamam gerektiğini biliyordum. Kurallar, mevzuat, askerlik, askerce düşünmek... Bunların hepsini biliyordum. Kadın olarak var olunması zor mesleklerden birisiydi askerlik. Evet günümüzde hâlâ zordu. Ben sadece kadın olduğum için bir ayrıcalık beklemiyordum. Ben sadece kadın olduğum için hafife alınmak da istemiyordum. İnsanların sadece gözlerine bakarak bile ne düşündüklerini az çok tahmin edebiliyordum. Daha önce defalarca kez hoşuma gitmeyen sözler işitmiştim. ''Sana bir şey söyleyeceğim ama beni yanlış anlama..'' ile başlayan cümlelerin sonunda yanlış anlayanın ben değil de yanlışın onlar olduğunu anlardım. İyi bir eğitim hayatım olmuştu. Ailemin imkânları vardı. İstediğim her şey olabilirdim. Annem gibi idealist bir doktor, Bahar yengem gibi bir öğretmen, belki bir avukat, ya da iyi bir aşçı... Bacak kadardım ben asker olmaya karar verdiğimde. Doğru dürüst konuşamıyorken tüm dünyanın benim asker olacağımı duymasını isterdim. Evet benim küçük dünyam duymalıydı ki; Ben asker olacaktım. Bu kararım babaannem ve dedemin de pek hoşuna gitmemişti. Beni vazgeçirmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. Az ömrümüz kaldı, nasıl bizden gidersin Yaz? Severdim ben onları, peki onlar sahiden sever miydi beni, bizi, babamı? Benim, onun yürüdüğü yollardan gitmemi istemeyen babam olmuştu beni gölgesine alan. ''Kızıma sıçratmayın,'' dediğini hatırlıyorum, 'Benim üzerimden zar zor kazıdığım vicdan azabını.'' Babamın ailesiyle ne yaşadığını öğrenmek istemiştim. Kimseden çıt çıkmamıştı. Fırat amcam, Alphan amcam, Suna yengem de anlatmamıştı. En sonunda Fırat amcam bana kıyamamış kollarının altına almıştı. ''Boş ver ninenleri ben sana bana gelen görücüleri anlatayım.'' demişti. Kısaca zorunda olduğum için seçtiğim bir meslek değildi. Kimine göre şımarıklık, kimilerine göre bir macera olsa da askerliğim benim için asla öyle değildi. Büyüdükçe insanların yorumlarına kulak tıkayıp kendi yolumda daha emin adımlarla yürümeyi öğrenmiştim. Şimdi de yıkılmaz sandığım o yolları sarsa sarsa yürüyordum, yeni çizilen rotama depremler vurur muydu? Aklımdaki düşünceleri zihnimin köşelerine süpürdükten sonra kazınan karnımı doyurmak için komodinin üzerindeki hazine dolu kutuya uzandım. Paketleri açıp her birinden bir tane ağzıma atıp kapatıyordum. Kutunun dibindeki kapta gördüğüm ay çöreği şaşırtmıştı beni. Çünkü ben çok sevmezdim, bunu neden yollamışlardı ki? Yemeden kapağını kapatıp komodinin üzerine koyduğum sırada telefonum çaldı. Annem görüntülü arıyordu. Birkaç saat önce konuşmuştuk, önce tebrik ardından sitem etmişti. Yeni iş yerimde geçirdiğim ilk gecede benden fazlaca haberdâr olmak istiyordu demek. Telefonu komodine gece lambasıyla sabitleyip açtım, ''Anneciğim!'' Annem de hastanedeydi henüz. Üzerinde her zaman giyindiği…